Tiranus.Org  

 


 ANA SAYFA     KAYIT FORMU   DERSLER     RADYO KUMRU    KÜTÜPHANE  SANAT   

 
  Tiranus.ORG - Açık Öğretim Kütüphanesi
 

DİRİLİŞ BAYRAMI  01

 

Bu günlerde bazıların “paskalya” dedikleri bir bayram kutlanacak. Ülkemizde bu bayram Hıristiyanların dini bir bayramı olarak bilinir, ama acaba gerçekten bu bayramda neyin kutlandığını hiç merak ettiniz mi? Çeşitli renklere boyanan yumurtalardan, süslü püslü giysilerden ve törenlerden söz etmek istemiyorum. Bunların gerisinde uzun bir zaman önce yer almış olan çok ilginç bir olay vardır. Aslında bu olaya uzanıp bizler için bir anlamı var mı diye araştırmak isterim.

 

Değerli dinleyicimiz, siz birinin ölümden geri döndüğünü, yani dirildiğini hiç duydunuz mu? Tıp dünyasında bazı şaşırtıcı olaylar oluyormuş. Kalbi durduktan sonra yeniden çalışmaya başlayıp hayata dönenler hakkında dosyalar dolusu bilgi birikimi var, ama benim değinmek istediğim olay bunlara benzer bir şey değildir. Benim anlatmak istediğim, kesin olarak ölmüş, mezara gömülüp orada üç gün ölü olarak yatmış bir kişinin tekrar hayata döndüğü olayıdır. İsa hakkında duymuşsunuzdur herhalde. Evet biliyorum, bazıları İsa'nın ölmediğini ve Allah tarafından canlı olarak göğe alındığını ileri sürerler. Tarihi kaynaklara bakarsak bunun böyle olmadığını görebiliriz. Tanrının Sözü olan Kutsal Kitap da İsa’nın kesin olarak öldüğünü yazar. Kutsal Yazılara göre İsa öldü ve cesedi bir mezara yatırıldı. Mezarda üç gün ölü olarak yattıktan sonra Tanrı'nın gücüyle dirildi. Sonra yüzlerce kişiye diri olarak göründü. İşte bu günlerde kutlanan “paskalya” dedikleri bayramın gerisindeki şaşırtıcı olay budur: İsa ölümden dirildi ve bugün diridir. Sormak yerinde olur: İsa gerçekten dirildi mi? Dirildiğini destekleyen ne gibi kanıtlar vardır elimizde? Sonra Onun dirilişi seni ve beni nasıl etkileyebilir? Bu soruları yanıtlayabilmemiz için önce, İsa'nın gerçekten öldüğü konusunda bilincimiz olmalıdır. İsa'nın ölümünün ve dirilişinin derin ve bizi etkileyen bir anlamı vardır. Şimdi Onun nasıl öldüğünü Kutsal Kitapta Resul Yuhanna tarafından kaydedildiği biçimde okuyalım:

 

Askerler İsa'yı alıp götürdüler. İsa çarmıhını kendisi taşıyıp Kafatası, yani İbranicede 'Golgota' denilen bir yere çıktı. Onu orada çarmıha gerdiler. Onunla birlikte iki kişiyi daha, İsa ortada, onlar da iki yanında olmak üzere çarmıha gerdiler.

 

Sevgili dinleyicim, Müjde yazarlarından Markos bize diyor ki İsa çarmıha gerilmeden önce askerler tarafından dövüldü. Markos'un yazdığından anlayabiliriz ki O'nun başına sürekli vurup yüzüne tükürdüler. Onunla alay ettiler.

 

O anda insan yüreğinin derinindeki çirkef lağımı açılmıştı. Burada nefretin sınırlarını aşan bir düşkünlük sergilenmektedir. Ne yapmıştı bu İsa onlara? Sadece sevgiden söz eden, hastalara şifa veren, ölüleri dirilten bu iyi adama neden bu kadar hakaret ve işkence yağdırıyorlardı? Çünkü insan yüreği çürüktür kardeşim, ama işin iç yüzünü öğrenmek istersen Tanrı sözüne bakıp bu sorunun yanıtını orada aramalısın. Yeşaya peygamber İsa'nın bu şekilde işkence çekeceğini yüzyıllar öncesinden bildirirken şöyle yazdı: "O hor görüldü, ve insanlar tarafından bırakıldı; acıları tanımış, elemler adamı; ve insanların kendisinden yüzlerini örttükleri bir adam gibi hor görüldü, ve biz onu saymadık. Gerçekten acılarımızı o taşıdı, ve elemlerimizi o yüklendi; gerçekten biz sandık ki, o cezaya uğradı, Allah tarafından vuruldu, ve alçaltıldı.  Fakat günahlarımızdan ötürü o yaralandı, suçlarımızdan ötürü o zedelendi; kurtuluşumuz için gereken ceza onun üzerine indi; ve onun bereleriyle biz şifa bulduk.  Hepimiz koyunlar gibi yolu şaşırdık; her birimiz kendi yoluna döndü; ve RAB hepimizin suçunu onun üzerine koydu" (İş 53 2-4).

 

Şimdi Yuhanna’nın yazdıklarını okumaya devam edelim:

 

Pilatus bir de yafta yazdırıp çarmıhın üstüne astırdı. Şöyle yazılıydı: NASIRALI İSA - YAHUDİLERİN KRALI. İsa'nın çarmıha gerildiği yer kente yakındı. Böylece, İbranice, Latince ve Grekçe yazılmış olan bu yaftayı Yahudilerin birçoğu okudu. Bu yüzden Yahudilerin başkahinleri Pilatus'a, "'Yahudilerin Kralı' diye yazma" dediler. "Kendisi, 'Ben Yahudilerin Kralıyım dedi' diye yaz." Pilatus onlara, "Ne yazdımsa yazdım" karşılığını verdi.

 

Suç yaftası çarmıha gerilen her suçlunun başı üzerine asılırdı. İlginç şekilde bu yafta gerçeği yansıtıyordu. İsa, beklenen Mesih, Kralların Kralı ve aynı zamanda Yahudilerin bekledikleri kraldı. O'nun krallığının sonu hiç gelmeyecektir. Tabii İsa, suç yaftasının belirtmek istediği anlamda kral değildi. Suç belgesi İsa'nın kendisini İsrail'in kralı ilan ederek Roma'ya karşı suç işlediğini belirtiyordu. Oysa İsa, Roma'ya karşı hiçbir ayaklanma girişiminde bulunmadı. Kendini Yahudi halkına bekledikleri kral olarak sundu, ama O'nu kabul etmediler. Bu krallık konusunda Yuhanna diyor ki Yahudiler Pilatus'a itirazda bulundular. İsa'nın başı üstüne asılan belge İbranice, Latince ve Yunanca yazılmıştı. Bunu Yahudiler'den birçok kişi okudu. Çünkü İsa'nın çarmıha gerildiği yer kente yakındı.  Bunu gören Yahudiler'in başrahipleri Pilatus'a, "Yahudiler'in Kralı diye yazma" dediler, "Kendisi, 'Ben Yahudiler'in Kralı'yım' dedi diye yaz!" Pilatus ise, "Ne yazdımsa yazdım!" diye karşılık verdi. Pilatus bir açıdan kendisine bu kadar sorun çıkaran Yahudi din önderlerine bu belge ile meydan okuyodu. Ama aynı zamanda bu yazı İsa'nın gerçek kişiliğini oradan geçenlere hatırlatmaktaydı.

 

Değerli kardeşim, bu olay geçmişte yer aldı ve bizimle hiçbir ilgisi yoktur diyemeyiz. Korkunç bir acı aleti olan o çarmıh üzerinde ezilen, inleyen kusursuz kişi Tanrı sevgisini en yüksek doruğunda sergiliyordu. Acı çekerken acılarının azalmasını bile istemedi çünkü kendisine verilen kasenin acı tortusunu içmeliydi. Senin benim için o acıları tattı. Markos bunu şöyle yazdı: “O'na mürle karışık şarap verdiler. Ama içmedi”. (Mark 15:23) Mürle karışık şarap, çarmıha çakılacak olanların acılarını biraz olsun azaltmak için verilen bir çeşit uyuşturucuydu. Çarmıh ölümüne götüren acılar dayanılamayacak derecede yoğundu. Geleneksel bilgiye göre bu uyuşturucu karışımı, Yeruşalem'in dindar kadınları tarafından çarmıha çakılanlara bir merhamet niteliğinde sunulurdu. İsa uyuşturucuyu içmedi, çünkü biz günahlılara yaraşan cezayı tüm acılarıyla tatmalı, elem bardağını en acı tortusuna kadar içmeliydi.

 

Resul Yuhanna olayları anlatmaya devam ediyor. Dinleyelim:

 

Askerler İsa'yı çarmıha gerdikten sonra Onun üst giysilerini aldılar. Her birine birer pay düşecek biçimde dört parçaya böldüler. Mintanını da aldılar. Mintan baştan başa dikişsiz bir dokumaydı. Birbirlerine, "Bunu yırtmayalım" dediler, "kimin olacak diye kura çekelim." Bu olay, şu yazı yerine gelsin diye oldu: "Giysilerimi aralarında paylaştılar, elbisem üzerine kura çektiler."

 

Bu olaydan yaklaşık yedi yüz yıl önce Davut peygamber İsa'nın çarmıha çakılışını peygamberlik gözüyle görüp şöyle yazdı: "Kuvvetim çömlek parçası gibi kurudu;  Ve dilim çenelerime yapıştı; Ve beni ölüm toprağına koydun. Köpekler beni kuşattı; Kötüler takımı çevremi sardılar; Ellerimi ve ayaklarımı deldiler. Bütün kemiklerimi sayabilirim. Onlar bakıyorlar, gözlerini bana dikiyorlar; Giysimi aralarında paylaşıyorlar, Libasıma da kura atıyorlar" (Mez 22:16-18). İşte sevgili kardeşim, İsa'nın şahsında bir peygamberlik sözü daha gerçekleşiyordu. Olayın detaylarına baktığımız zaman peygamberlik sözünün ne kadar isabetli olduğunu hemen anlayacağız. Tanrı'dan gelen peygamberlik sözü her zaman böyledir. Tam dediği gibi olur. Yine de bu korkunç idam olayında insanın sorumluluğu vardır. Tanrı bunun böyle olacağını önceden bildirdi, ama Onu çarmıha çakan insanlardı.

 

Bu şeyleri askerler yaptı. İsa'nın çarmıhının yanında ise annesi, annesinin kızkardeşi, Klopa'nın karısı Meryem ve Mecdelli Meryem duruyorlardı. İsa, annesiyle sevdiği öğrencinin yakınında durduğunu görünce annesine, "Anne, işte oğlun!" dedi. Sonra öğrenciye, "İşte annen!" dedi. O andan sonra öğrenci, Meryem'i kendi evine aldı.” (Yuh 18:17-27)

 

Markosun yazdıklarına göre İsa'yla  birlikte iki eşkıya da çarmıha gerilmişti: Biri sağında, öbürü solunda. Böylece, yasaya saygısı olmayanlarla bir sayıldı diyen Kutsal Yazı yerinde geldi." (Mark 15:27,28)

 

Eski Antlaşma'da Yeşaya peygamber bu olaya değinerek İsa hakkında şöyle yazar: "canını ölüme döktü, ve günahkârlarla sayıldı; çoğunun suçunu da o taşıdı, ve günahkârlar için şefaat etti" (İş 53:12). Evet, İsa'nın sağında ve solunda iki eşkıya ile birlikte çarmıha çakılışı bir peygamberlik sözünü daha tamamlıyordu, ama aynı zamanda bizi derin düşüncelere yönlendirmelidir. İsa alelacele yargılanıp çarmıha çakılmıştı. İki haydut ise herhalde önceden yargılanıp idamı bekliyorlardı. İsa'nın yerine serbest bırakılan Bar Abbas aslında üçüncü kişi olarak çarmıha çakılacaktı. Doğru İsa doğru olmayan Bar Abbas'ın yerini aldı. Petros, ilk mktubunda, "Doğru kişi doğru olmayanlar için öldü. Bedence öldürüldü ama, ruhça kendisine yaşam sağlandı" diye yazarken herhalde çarmıh olayı halâ onun düşüncelerini işgal etmekteydi. Bar Abbas bir eşkıya idi. İncil'de İsa'ya iman edip etmediği yazmıyor. Ancak şu gerçek var ki, İsa, Bar Abbas dahil her günahlının yerini çarmıhta aldı. Her günahlı için öldü. Senin ve benim için öldü. Yeşaya, İsa hakkında, "günahkârlarla sayıldı" diye yazarken, hem tarihsel açıdan İsa'nın iki haydut arasında öleceğini dile getiriyor hem de ölümünün tüm günahlılar için geçerli olacağını bildiriyordu.

 

Sevgili dinleyicimiz, buraya kadar İsa'nın ne biçimde çarmıha çakıldığını dinledik. Olayı anlatan İsa'nın yakın öğrencisi Yuhanna'dır. Yuhanna gerçeği mi yazdı yoksa abarttı mı dersiniz? İsa tüm öğrencilerine her zaman gerçeği konuşmalarını öğretmiş, öğrettiği gerçek uğruna çarmıhta ölmüştü. Kimdi bu İsa? Ezelden beri Tanrı özünde bulunan, Tanrı'nın belirlediği zaman dolunca insan bedenine bürünüp dünyamıza gelen kişidir. Roma valisi Pilatus Onunla alay edercesine, İsa'nın çarmıhı üzerine "YAHUDİLERİN KRALI" yaftasının asılmasını buyurmuştu. İsa'nın kendisi çok kez bir krallıktan söz etmişti ama her zaman, "Benim krallığım bu dünyadan değil göktendir" diye konuşmuştu. Yeryüzünün kralları ve krallıkları geçicidir. İsa sonsuz, göksel ve kalıcı bir krallıktan söz etmişti. İsa, bilerek ve özel bir amacı göz önünde tutarak çarmıh ölümüne razı oldu. Kendisinin beklenen Kurtarıcı Mesih olduğunu biliyordu. İnsanları ölüm zincirinden kurtarabilmesi için kendisinin acılar çekip öleceğini de biliyordu. Olacağı beklenen bu durum eski zaman peygamberleri tarafından defalarca bildirilmişti. "Giysilerimi aralarında paylaştılar, elbisem üzerine kura çektiler" sözü Kutsal Ruh'un verdiği esinle Davut peygamber tarafından, İsa'nın çarmıha gerileceğini yüzlerce yıl öncesinden bildirilmişti. İsa'nın ölümü insanın kurtuluşu için gerekliydi, ama daha önemlisi O'nun ölümden dirilmesidir. Diriliş olmadan çarmıh ölümünün hiçbir değeri olmazdı. İsa'nın ölümü konusunda Tanrı Sözü  şöyle devam eder:

 

Daha sonra İsa, her şeyin artık tamamlandığını bilerek, Kutsal Yazının yerine gelmesi için, "Susadım!" dedi. Oraya, ekşimiş üzüm suyuyla dolu bir kap konmuştu. üzüm suyuna bir sünger batırıp bir zufa dalına taktılar ve onu İsa'nın ağzına uzattılar. İsa üzüm suyunu tadınca, "Tamamlandı!" dedi ve başını eğerek ruhunu verdi.

 

Markos bu sahneye bir olay daha katıyor. İsa yüksek sesle bağırıp ruhunu teslim etti.  O anda tapınağın perdesi yukarıdan aşağıya yırtılarak ikiye ayrıldı.(15:37-38) diye yazar.

 

Şunu açıkça belirtmeliyim: İsa, acı çeken bedeninin artık çalışamaz duruma geldiğinden ölmedi. Hayır, her şeyin sonuçlandığını bildiği için ruhunu teslim etti. Bir kez, "Canımı benden kimse alamaz. Ama onu kendi isteğimle veriyorum" (Yuh 10:18) diyen bu İsa, zaman dolunca o kusursuz canı teslim verdi, teslim etti. Son nefesini verirken öğleden sonra saat üç idi. Tapınakta akşam kurbanı sunulmak üzereydi. Tapınak görevlileri ve rahipler kurbanı hazırlamaktaydılar. Tam o anda tapınağın perdesi yukardan aşağı yırtıldı. Müjde yazarlarından üçü, perdenin yırtıldığını kaydetti. İki müjde yazarı perdenin yukardan aşağı yırtıldığını bize aktarıyor. Perde, Kutsalar Kutsalı diye bilinen bir bölümü Tapınağın öbür bölümlerinden ayırırdı. Kutsallar kutsalına ancak baş rahip yılda bir kez girip tüm İsrail halkı adına kefaret kurbanının kanını kutsal eşyalar üzerine serperdi. Simgesel biçimde bu kan halkın günahlarını örterdi. Yukardan, yani Tanrı'nın katından gelen bir buyrukla, yukardan aşağı yırtılan perde, artık hayvan kurbanına gerek kalmadığını belirtiyordu. Çünkü sonsuz ve son kurban tek bir kez olarak çarmıhta tüm dünyanın günahları için sunulmuştu. Bu kurban İsa Mesihti. Onun kanı günahları örtmekle kalmayıp, iman eden her insanın günahını ortadan kaldırır.

 

Şimdi Yuhannanın yazdıklarına dönelim:

 

Yahudiler, çarmıha gerilmiş olan adamların bacaklarının kırılıp cesetlerinin kaldırılması için Pilatus'tan dilekte bulundular. Hazırlık günü olduğundan, cesetlerin Sept günü çarmıhta kalmasını istemiyorlardı. Çünkü o sept günü büyük bayramları vardı. Bunun zerine askerler gidip İsa'yla birlikte çarmıha gerilmiş olan birinci adamın, sonra da ötekinin bacaklarını kırdılar. Ama İsa'ya gelince Onun ölmüş olduğunu gördüler ve bu yüzden bacaklarını kırmadılar. Ama yine de askerlerden biri onun böğrünü mızrakla deldi. Böğründen hemen kan ve su aktı. Bunu gören adam tanıklık etmiştir ve tanıklığı doğrudur. Doğruyu söylediğini bilir. Siz de iman edesiniz diye tanıklık etmiştir. Bunlar, "Onun bir tek kemiği bile kırılmayacaktır" diyen Kutsal Yazının yerine gelmesi için olmuştur. Yine başka bir yazı, "Bedenini deştikleri adama bakacaklar" diye yazar” (Yuh 19:28-37).

 

Değerli dinleyicimiz, bazıları İsa'nın ölmediğini iddia ederler. Oysa İsa çarmıh üzerinde elem çekerken, onu yakından tanıyan birçok kişi göz şahidi olarak olayı izlemişlerdi. Bunlar arasında İsa'nın annesi, teyzesi, yakın öğrencileri gibi kişiler vardı. Bunların tanıklıklarına başka delilleri de katabiliriz. Örneğin, İsa'nın öldüğünü saptamak için böğrünü mızrakla delen romalı asker vardır. Markos bu konuda diyor ki, “İsa'nın çarmıhı karşısında duran yüzbaşı, O'nun ruhunu nasıl teslim ettiğini görünce, "Bu adam gerçekten Tanrı'nın Oğlu'ydu" dedi.  (15:39)

 

Bir Romalı asker görevini yapmazsa ölüm cezasına çarptırılabilirdi. Çarmıhtakilerin bacaklarını kırmaya gelince, İsa'nın ölmüş olduğunu gören asker, Onun öldüğüne emin olmak için mızrağıyla İsa'nın böğrünü delmişti. Böğründen akan kan ile su, İsa'nın kesin olarak öldüğünün açık kanıtıydı. "Bu görüntüye tanık olan adamın tanıklığı doğrudur", diye ısrarla yazmıştır Yuhanna. Neden bu noktada ısrar etti? "Siz de iman edesiniz diye" diyor. Sevgili dinleyicimiz, bu olayları size anlatmamızın nedeni, sizin de iman etmeniz içindir. İsa Mesih'in ölümü sizi şahsen ilgilendirmektedir. Siz, günahlarınızın yaraştırdığı sonsuz ölüm yargısından kurtulasınız diye İsa o korkunç çarmıh ölümüne gitmiştir. "İsa ölmedi!" söylentisine inanmayınız. Onun öldüğü kesin bir gerçektir. İsa'nın ölümü hakkında yazılanlar doğru olmasaydı, o zamanın ileri gelenleri ve tarihçileri bunları yalanlayan belgeler çıkarırlardı ortaya. Ama o dönemin tarih kitaplarında ve arşivlerinde, Kutsal Kitapta anlatılan olayları yalanlayacak nitelikte tek bir yazı bile bulunmuyor. Demek ki İsa gerçekten öldü.

 

Bazıları Onun ölmediğini ve bayıldığını iddia ederler. Sonra mezarda serin hava onu canlandırmış da yaşamaya başlamış. Bu iddia tartışma bile kaldırmaz. Olanları dinlediniz. İsa altı saat çarmıh üzerinde, ellerinden ve ayaklarından çivilerle çakılı olarak asılı kaldı. Bu zaman içinde ne kadar kan kaybettiğini tahmin edebilirsiniz. Ondan sonra asker böğrünü mızrakla deldi. Tüm bunlardan sonra İsa'nın ölmeyip de bayıldığına inanmak imkansızdır. Hayır, İsa kesin olarak öldü ve mezara yatırıldı. Kutsal Kitaba göre İsa o mezarda üç gün yattı. Üçüncü gün onun mezarına gidenler mezarı boş buldular, çünkü ölüm onu tutamamıştı. Onun dirilişi hakkında da birçok ters iddialar ileri sürülmüştür. Bunları bir sonraki yayınımızda ele alacağız. Ancak bu programda size sunduğumuz gerçekleri incelemenizi isterim.  İsa Mesih'in ölümü sizin yaşamınızı ya olumlu ya da olumsuz şekilde etkileyecektir. Onun ölümü sadece tarihsel bir olay olarak kalamaz. İsa günahlı insanı günah zincirinden, günahın getirdiği sonsuz ölüm yargısından kurtarmak için öldü ve bu işin Tanrı tarafından onaylandığını kanıtlamak için dirildi. Ona inanmazsanız yaşamınız olumsuz şekilde etkilenecektir. Sizin için başka bir kurtuluş yolu yoktur. Sonuç size bağlıdır. Kutsal Sözün dediği gibi, Mesih'in ölümüne tanık olanlar, "Siz de iman edesiniz diye" tanıklık etmişlerdir. İsa'yı, dünyaya gelip giden sıradan bir peygamber olarak görüyorsanız size hiçbir yararı olmayacaktır. Ama Tanrı'nın dediğine inanırsanız Mesih'in ölümü size sonsuz yaşamı sağlamıştır. Günah açısından hiç şüpheniz olmasın. Herkes gibi siz de günahlısınız ve ölüm yargısı altında yaşamaktasınız. Ama bu yargı altında kalma zorunda değilsiniz. Kutsal Söz diyor, "Tanrı ise bize olan sevgisini şununla kanıtlıyor: Biz daha günahkarken Mesih bizim için öldü."(Rom 5:8). Bunun yanısıra şöyle der: "Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlunu verdi. Öyle ki Ona iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, ama hepsi sonsuz yaşama kavuşsun"(Yuh 3:16). İşte kardeşim, İsa Mesih'in çarmıh üzerindeki ölümü Tanrı'nın size karşı gösterdiği sevginin sergilenişidir. Buna inanmanız için sizi teşvik ederim çünkü inanmayanlar sonsuz ölüm yolundadırlar. Siz de onlar arasında olmayın. Tanrı yine diyor,(Yuh 3:18) "Ona iman eden kişi yargılanmaz. İman etmeyen kişi nasıl olsa yargılanmıştır. Çünkü Tanrı'nın biricik Oğlu'nun adına iman etmemiştir." Karar sizindir. 



.