Bu günlerde bazıların “paskalya” dedikleri bir bayram
kutlanacak. Ülkemizde bu bayram Hıristiyanların dini bir bayramı olarak
bilinir, ama acaba gerçekten bu bayramda neyin kutlandığını hiç merak ettiniz
mi? Çeşitli renklere boyanan yumurtalardan, süslü püslü giysilerden ve
törenlerden söz etmek istemiyorum. Bunların gerisinde uzun bir zaman önce yer
almış olan çok ilginç bir olay vardır. Aslında bu olaya uzanıp bizler için bir
anlamı var mı diye araştırmak isterim.
Değerli dinleyicimiz, siz birinin ölümden geri döndüğünü,
yani dirildiğini hiç duydunuz mu? Tıp dünyasında bazı şaşırtıcı olaylar
oluyormuş. Kalbi durduktan sonra yeniden çalışmaya başlayıp hayata dönenler
hakkında dosyalar dolusu bilgi birikimi var, ama benim değinmek istediğim olay
bunlara benzer bir şey değildir. Benim anlatmak istediğim, kesin olarak ölmüş,
mezara gömülüp orada üç gün ölü olarak yatmış bir kişinin tekrar hayata döndüğü
olayıdır. İsa hakkında duymuşsunuzdur herhalde. Evet biliyorum, bazıları
İsa'nın ölmediğini ve Allah tarafından canlı olarak göğe alındığını ileri
sürerler. Tarihi kaynaklara bakarsak bunun böyle olmadığını görebiliriz.
Tanrının Sözü olan Kutsal Kitap da İsa’nın kesin olarak öldüğünü yazar. Kutsal
Yazılara göre İsa öldü ve cesedi bir mezara yatırıldı. Mezarda üç gün ölü
olarak yattıktan sonra Tanrı'nın gücüyle dirildi. Sonra yüzlerce kişiye diri
olarak göründü. İşte bu günlerde kutlanan “paskalya” dedikleri bayramın
gerisindeki şaşırtıcı olay budur: İsa ölümden dirildi ve bugün diridir. Sormak
yerinde olur: İsa gerçekten dirildi mi? Dirildiğini destekleyen ne gibi
kanıtlar vardır elimizde? Sonra Onun dirilişi seni ve beni nasıl etkileyebilir?
Bu soruları yanıtlayabilmemiz için önce, İsa'nın gerçekten öldüğü konusunda
bilincimiz olmalıdır. İsa'nın ölümünün ve dirilişinin derin ve bizi etkileyen
bir anlamı vardır. Şimdi Onun nasıl öldüğünü Kutsal Kitapta Resul Yuhanna
tarafından kaydedildiği biçimde okuyalım:
“Askerler İsa'yı alıp götürdüler. İsa çarmıhını kendisi
taşıyıp Kafatası, yani İbranicede 'Golgota' denilen bir yere çıktı. Onu orada
çarmıha gerdiler. Onunla birlikte iki kişiyi daha, İsa ortada, onlar da iki
yanında olmak üzere çarmıha gerdiler.
Sevgili dinleyicim, Müjde yazarlarından Markos bize diyor ki
İsa çarmıha gerilmeden önce askerler tarafından dövüldü. Markos'un yazdığından
anlayabiliriz ki O'nun başına sürekli vurup yüzüne tükürdüler. Onunla alay
ettiler.
O anda insan yüreğinin derinindeki çirkef lağımı açılmıştı.
Burada nefretin sınırlarını aşan bir düşkünlük sergilenmektedir. Ne yapmıştı bu
İsa onlara? Sadece sevgiden söz eden, hastalara şifa veren, ölüleri dirilten bu
iyi adama neden bu kadar hakaret ve işkence yağdırıyorlardı? Çünkü insan yüreği
çürüktür kardeşim, ama işin iç yüzünü öğrenmek istersen Tanrı sözüne bakıp bu sorunun
yanıtını orada aramalısın. Yeşaya peygamber İsa'nın bu şekilde işkence
çekeceğini yüzyıllar öncesinden bildirirken şöyle yazdı: "O hor görüldü,
ve insanlar tarafından bırakıldı; acıları tanımış, elemler adamı; ve insanların
kendisinden yüzlerini örttükleri bir adam gibi hor görüldü, ve biz onu
saymadık. Gerçekten acılarımızı o taşıdı, ve elemlerimizi o yüklendi; gerçekten
biz sandık ki, o cezaya uğradı, Allah tarafından vuruldu, ve alçaltıldı. Fakat günahlarımızdan ötürü o yaralandı,
suçlarımızdan ötürü o zedelendi; kurtuluşumuz için gereken ceza onun üzerine
indi; ve onun bereleriyle biz şifa bulduk.
Hepimiz koyunlar gibi yolu şaşırdık; her birimiz kendi yoluna döndü; ve
RAB hepimizin suçunu onun üzerine koydu" (İş 53 2-4).
Şimdi Yuhanna’nın yazdıklarını okumaya devam edelim:
Pilatus bir de yafta yazdırıp çarmıhın üstüne astırdı.
Şöyle yazılıydı: NASIRALI İSA - YAHUDİLERİN KRALI. İsa'nın çarmıha gerildiği
yer kente yakındı. Böylece, İbranice, Latince ve Grekçe yazılmış olan bu
yaftayı Yahudilerin birçoğu okudu. Bu yüzden Yahudilerin başkahinleri
Pilatus'a, "'Yahudilerin Kralı' diye yazma" dediler. "Kendisi,
'Ben Yahudilerin Kralıyım dedi' diye yaz." Pilatus onlara, "Ne
yazdımsa yazdım" karşılığını verdi.
Suç yaftası çarmıha gerilen her suçlunun başı üzerine
asılırdı. İlginç şekilde bu yafta gerçeği yansıtıyordu. İsa, beklenen Mesih,
Kralların Kralı ve aynı zamanda Yahudilerin bekledikleri kraldı. O'nun
krallığının sonu hiç gelmeyecektir. Tabii İsa, suç yaftasının belirtmek
istediği anlamda kral değildi. Suç belgesi İsa'nın kendisini İsrail'in kralı
ilan ederek Roma'ya karşı suç işlediğini belirtiyordu. Oysa İsa, Roma'ya karşı
hiçbir ayaklanma girişiminde bulunmadı. Kendini Yahudi halkına bekledikleri
kral olarak sundu, ama O'nu kabul etmediler. Bu krallık konusunda Yuhanna diyor
ki Yahudiler Pilatus'a itirazda bulundular. İsa'nın başı üstüne asılan belge
İbranice, Latince ve Yunanca yazılmıştı. Bunu Yahudiler'den birçok kişi okudu.
Çünkü İsa'nın çarmıha gerildiği yer kente yakındı. Bunu gören Yahudiler'in başrahipleri
Pilatus'a, "Yahudiler'in Kralı diye yazma" dediler, "Kendisi,
'Ben Yahudiler'in Kralı'yım' dedi diye yaz!" Pilatus ise, "Ne
yazdımsa yazdım!" diye karşılık verdi. Pilatus bir açıdan kendisine bu
kadar sorun çıkaran Yahudi din önderlerine bu belge ile meydan okuyodu. Ama
aynı zamanda bu yazı İsa'nın gerçek kişiliğini oradan geçenlere
hatırlatmaktaydı.
Değerli kardeşim, bu olay geçmişte yer aldı ve bizimle
hiçbir ilgisi yoktur diyemeyiz. Korkunç bir acı aleti olan o çarmıh üzerinde
ezilen, inleyen kusursuz kişi Tanrı sevgisini en yüksek doruğunda sergiliyordu.
Acı çekerken acılarının azalmasını bile istemedi çünkü kendisine verilen
kasenin acı tortusunu içmeliydi. Senin benim için o acıları tattı. Markos bunu
şöyle yazdı: “O'na mürle karışık şarap
verdiler. Ama içmedi”. (Mark 15:23) Mürle karışık şarap, çarmıha
çakılacak olanların acılarını biraz olsun azaltmak için verilen bir çeşit
uyuşturucuydu. Çarmıh ölümüne götüren acılar dayanılamayacak derecede yoğundu.
Geleneksel bilgiye göre bu uyuşturucu karışımı, Yeruşalem'in dindar kadınları
tarafından çarmıha çakılanlara bir merhamet niteliğinde sunulurdu. İsa
uyuşturucuyu içmedi, çünkü biz günahlılara yaraşan cezayı tüm acılarıyla
tatmalı, elem bardağını en acı tortusuna kadar içmeliydi.
Resul Yuhanna olayları anlatmaya devam ediyor. Dinleyelim:
Askerler İsa'yı çarmıha gerdikten sonra Onun üst
giysilerini aldılar. Her birine birer pay düşecek biçimde dört parçaya
böldüler. Mintanını da aldılar. Mintan baştan başa dikişsiz bir dokumaydı. Birbirlerine,
"Bunu yırtmayalım" dediler, "kimin olacak diye kura
çekelim." Bu olay, şu yazı yerine gelsin diye oldu: "Giysilerimi
aralarında paylaştılar, elbisem üzerine kura çektiler."
Bu olaydan yaklaşık yedi yüz yıl önce Davut peygamber
İsa'nın çarmıha çakılışını peygamberlik gözüyle görüp şöyle yazdı:
"Kuvvetim çömlek parçası gibi kurudu;
Ve dilim çenelerime yapıştı; Ve beni ölüm toprağına koydun. Köpekler
beni kuşattı; Kötüler takımı çevremi sardılar; Ellerimi ve ayaklarımı deldiler.
Bütün kemiklerimi sayabilirim. Onlar bakıyorlar, gözlerini bana dikiyorlar;
Giysimi aralarında paylaşıyorlar, Libasıma da kura atıyorlar" (Mez
22:16-18). İşte sevgili kardeşim, İsa'nın şahsında bir peygamberlik sözü daha
gerçekleşiyordu. Olayın detaylarına baktığımız zaman peygamberlik sözünün ne
kadar isabetli olduğunu hemen anlayacağız. Tanrı'dan gelen peygamberlik sözü
her zaman böyledir. Tam dediği gibi olur. Yine de bu korkunç idam olayında
insanın sorumluluğu vardır. Tanrı bunun böyle olacağını önceden bildirdi, ama Onu
çarmıha çakan insanlardı.
Bu şeyleri askerler yaptı. İsa'nın çarmıhının yanında ise
annesi, annesinin kızkardeşi, Klopa'nın karısı Meryem ve Mecdelli Meryem
duruyorlardı. İsa, annesiyle sevdiği öğrencinin yakınında durduğunu görünce
annesine, "Anne, işte oğlun!" dedi. Sonra öğrenciye, "İşte
annen!" dedi. O andan sonra öğrenci, Meryem'i kendi evine aldı.” (Yuh
18:17-27)
Eski Antlaşma'da Yeşaya peygamber bu olaya değinerek İsa
hakkında şöyle yazar: "canını ölüme döktü, ve günahkârlarla sayıldı;
çoğunun suçunu da o taşıdı, ve günahkârlar için şefaat etti" (İş 53:12).
Evet, İsa'nın sağında ve solunda iki eşkıya ile birlikte çarmıha çakılışı bir
peygamberlik sözünü daha tamamlıyordu, ama aynı zamanda bizi derin düşüncelere
yönlendirmelidir. İsa alelacele yargılanıp çarmıha çakılmıştı. İki haydut ise
herhalde önceden yargılanıp idamı bekliyorlardı. İsa'nın yerine serbest
bırakılan Bar Abbas aslında üçüncü kişi olarak çarmıha çakılacaktı. Doğru İsa
doğru olmayan Bar Abbas'ın yerini aldı. Petros, ilk mktubunda, "Doğru kişi
doğru olmayanlar için öldü. Bedence öldürüldü ama, ruhça kendisine yaşam
sağlandı" diye yazarken herhalde çarmıh olayı halâ onun düşüncelerini
işgal etmekteydi. Bar Abbas bir eşkıya idi. İncil'de İsa'ya iman edip etmediği
yazmıyor. Ancak şu gerçek var ki, İsa, Bar Abbas dahil her günahlının yerini
çarmıhta aldı. Her günahlı için öldü. Senin ve benim için öldü. Yeşaya, İsa
hakkında, "günahkârlarla sayıldı" diye yazarken, hem tarihsel açıdan
İsa'nın iki haydut arasında öleceğini dile getiriyor hem de ölümünün tüm
günahlılar için geçerli olacağını bildiriyordu.
Sevgili dinleyicimiz, buraya kadar İsa'nın ne biçimde
çarmıha çakıldığını dinledik. Olayı anlatan İsa'nın yakın öğrencisi
Yuhanna'dır. Yuhanna gerçeği mi yazdı yoksa abarttı mı dersiniz? İsa tüm
öğrencilerine her zaman gerçeği konuşmalarını öğretmiş, öğrettiği gerçek uğruna
çarmıhta ölmüştü. Kimdi bu İsa? Ezelden beri Tanrı özünde bulunan, Tanrı'nın
belirlediği zaman dolunca insan bedenine bürünüp dünyamıza gelen kişidir. Roma
valisi Pilatus Onunla alay edercesine, İsa'nın çarmıhı üzerine "YAHUDİLERİN
KRALI" yaftasının asılmasını buyurmuştu. İsa'nın kendisi çok kez bir
krallıktan söz etmişti ama her zaman, "Benim krallığım bu dünyadan değil
göktendir" diye konuşmuştu. Yeryüzünün kralları ve krallıkları geçicidir.
İsa sonsuz, göksel ve kalıcı bir krallıktan söz etmişti. İsa, bilerek ve özel
bir amacı göz önünde tutarak çarmıh ölümüne razı oldu. Kendisinin beklenen
Kurtarıcı Mesih olduğunu biliyordu. İnsanları ölüm zincirinden kurtarabilmesi
için kendisinin acılar çekip öleceğini de biliyordu. Olacağı beklenen bu durum
eski zaman peygamberleri tarafından defalarca bildirilmişti. "Giysilerimi
aralarında paylaştılar, elbisem üzerine kura çektiler" sözü Kutsal Ruh'un
verdiği esinle Davut peygamber tarafından, İsa'nın çarmıha gerileceğini
yüzlerce yıl öncesinden bildirilmişti. İsa'nın ölümü insanın kurtuluşu için
gerekliydi, ama daha önemlisi O'nun ölümden dirilmesidir. Diriliş olmadan
çarmıh ölümünün hiçbir değeri olmazdı. İsa'nın ölümü konusunda Tanrı Sözü şöyle devam eder:
“Daha sonra İsa, her şeyin artık tamamlandığını bilerek,
Kutsal Yazının yerine gelmesi için, "Susadım!" dedi. Oraya, ekşimiş
üzüm suyuyla dolu bir kap konmuştu. üzüm suyuna bir sünger batırıp bir zufa
dalına taktılar ve onu İsa'nın ağzına uzattılar. İsa üzüm suyunu tadınca,
"Tamamlandı!" dedi ve başını eğerek ruhunu verdi.
Markos bu sahneye bir olay daha katıyor. İsa yüksek sesle bağırıp ruhunu teslim
etti. O anda tapınağın perdesi yukarıdan
aşağıya yırtılarak ikiye ayrıldı.(15:37-38) diye yazar.
Şunu açıkça belirtmeliyim: İsa, acı çeken bedeninin artık
çalışamaz duruma geldiğinden ölmedi. Hayır, her şeyin sonuçlandığını bildiği
için ruhunu teslim etti. Bir kez, "Canımı benden kimse alamaz. Ama onu
kendi isteğimle veriyorum" (Yuh 10:18) diyen bu İsa, zaman dolunca o
kusursuz canı teslim verdi, teslim etti. Son nefesini verirken öğleden sonra
saat üç idi. Tapınakta akşam kurbanı sunulmak üzereydi. Tapınak görevlileri ve
rahipler kurbanı hazırlamaktaydılar. Tam o anda tapınağın perdesi yukardan
aşağı yırtıldı. Müjde yazarlarından üçü, perdenin yırtıldığını kaydetti. İki
müjde yazarı perdenin yukardan aşağı yırtıldığını bize aktarıyor. Perde,
Kutsalar Kutsalı diye bilinen bir bölümü Tapınağın öbür bölümlerinden ayırırdı.
Kutsallar kutsalına ancak baş rahip yılda bir kez girip tüm İsrail halkı adına
kefaret kurbanının kanını kutsal eşyalar üzerine serperdi. Simgesel biçimde bu
kan halkın günahlarını örterdi. Yukardan, yani Tanrı'nın katından gelen bir
buyrukla, yukardan aşağı yırtılan perde, artık hayvan kurbanına gerek kalmadığını
belirtiyordu. Çünkü sonsuz ve son kurban tek bir kez olarak çarmıhta tüm
dünyanın günahları için sunulmuştu. Bu kurban İsa Mesihti. Onun kanı günahları
örtmekle kalmayıp, iman eden her insanın günahını ortadan kaldırır.
Şimdi Yuhannanın yazdıklarına dönelim:
Yahudiler, çarmıha gerilmiş olan adamların bacaklarının
kırılıp cesetlerinin kaldırılması için Pilatus'tan dilekte bulundular. Hazırlık
günü olduğundan, cesetlerin Sept günü çarmıhta kalmasını istemiyorlardı. Çünkü
o sept günü büyük bayramları vardı. Bunun zerine askerler gidip İsa'yla
birlikte çarmıha gerilmiş olan birinci adamın, sonra da ötekinin bacaklarını
kırdılar. Ama İsa'ya gelince Onun ölmüş olduğunu gördüler ve bu yüzden
bacaklarını kırmadılar. Ama yine de askerlerden biri onun böğrünü mızrakla
deldi. Böğründen hemen kan ve su aktı. Bunu gören adam tanıklık etmiştir ve
tanıklığı doğrudur. Doğruyu söylediğini bilir. Siz de iman edesiniz diye
tanıklık etmiştir. Bunlar, "Onun bir tek kemiği bile kırılmayacaktır"
diyen Kutsal Yazının yerine gelmesi için olmuştur. Yine başka bir yazı,
"Bedenini deştikleri adama bakacaklar" diye yazar” (Yuh 19:28-37).
Değerli dinleyicimiz, bazıları İsa'nın ölmediğini iddia
ederler. Oysa İsa çarmıh üzerinde elem çekerken, onu yakından tanıyan birçok
kişi göz şahidi olarak olayı izlemişlerdi. Bunlar arasında İsa'nın annesi,
teyzesi, yakın öğrencileri gibi kişiler vardı. Bunların tanıklıklarına başka
delilleri de katabiliriz. Örneğin, İsa'nın öldüğünü saptamak için böğrünü
mızrakla delen romalı asker vardır. Markos bu konuda diyor ki, “İsa'nın çarmıhı karşısında duran yüzbaşı,
O'nun ruhunu nasıl teslim ettiğini görünce, "Bu adam gerçekten Tanrı'nın
Oğlu'ydu" dedi. (15:39)
Bir Romalı asker görevini yapmazsa ölüm cezasına
çarptırılabilirdi. Çarmıhtakilerin bacaklarını kırmaya gelince, İsa'nın ölmüş
olduğunu gören asker, Onun öldüğüne emin olmak için mızrağıyla İsa'nın böğrünü
delmişti. Böğründen akan kan ile su, İsa'nın kesin olarak öldüğünün açık
kanıtıydı. "Bu görüntüye tanık olan adamın tanıklığı doğrudur", diye
ısrarla yazmıştır Yuhanna. Neden bu noktada ısrar etti? "Siz de iman
edesiniz diye" diyor. Sevgili dinleyicimiz, bu olayları size anlatmamızın
nedeni, sizin de iman etmeniz içindir. İsa Mesih'in ölümü sizi şahsen
ilgilendirmektedir. Siz, günahlarınızın yaraştırdığı sonsuz ölüm yargısından
kurtulasınız diye İsa o korkunç çarmıh ölümüne gitmiştir. "İsa
ölmedi!" söylentisine inanmayınız. Onun öldüğü kesin bir gerçektir.
İsa'nın ölümü hakkında yazılanlar doğru olmasaydı, o zamanın ileri gelenleri ve
tarihçileri bunları yalanlayan belgeler çıkarırlardı ortaya. Ama o dönemin
tarih kitaplarında ve arşivlerinde, Kutsal Kitapta anlatılan olayları
yalanlayacak nitelikte tek bir yazı bile bulunmuyor. Demek ki İsa gerçekten
öldü.
Bazıları Onun ölmediğini ve bayıldığını iddia ederler. Sonra
mezarda serin hava onu canlandırmış da yaşamaya başlamış. Bu iddia tartışma
bile kaldırmaz. Olanları dinlediniz. İsa altı saat çarmıh üzerinde, ellerinden
ve ayaklarından çivilerle çakılı olarak asılı kaldı. Bu zaman içinde ne kadar
kan kaybettiğini tahmin edebilirsiniz. Ondan sonra asker böğrünü mızrakla
deldi. Tüm bunlardan sonra İsa'nın ölmeyip de bayıldığına inanmak imkansızdır.
Hayır, İsa kesin olarak öldü ve mezara yatırıldı. Kutsal Kitaba göre İsa o
mezarda üç gün yattı. Üçüncü gün onun mezarına gidenler mezarı boş buldular,
çünkü ölüm onu tutamamıştı. Onun dirilişi hakkında da birçok ters iddialar
ileri sürülmüştür. Bunları bir sonraki yayınımızda ele alacağız. Ancak bu
programda size sunduğumuz gerçekleri incelemenizi isterim. İsa Mesih'in ölümü sizin yaşamınızı ya olumlu
ya da olumsuz şekilde etkileyecektir. Onun ölümü sadece tarihsel bir olay
olarak kalamaz. İsa günahlı insanı günah zincirinden, günahın getirdiği sonsuz
ölüm yargısından kurtarmak için öldü ve bu işin Tanrı tarafından onaylandığını
kanıtlamak için dirildi. Ona inanmazsanız yaşamınız olumsuz şekilde
etkilenecektir. Sizin için başka bir kurtuluş yolu yoktur. Sonuç size bağlıdır.
Kutsal Sözün dediği gibi, Mesih'in ölümüne tanık olanlar, "Siz de iman
edesiniz diye" tanıklık etmişlerdir. İsa'yı, dünyaya gelip giden sıradan
bir peygamber olarak görüyorsanız size hiçbir yararı olmayacaktır. Ama
Tanrı'nın dediğine inanırsanız Mesih'in ölümü size sonsuz yaşamı sağlamıştır.
Günah açısından hiç şüpheniz olmasın. Herkes gibi siz de günahlısınız ve ölüm
yargısı altında yaşamaktasınız. Ama bu yargı altında kalma zorunda değilsiniz.
Kutsal Söz diyor, "Tanrı ise bize olan sevgisini şununla kanıtlıyor: Biz
daha günahkarken Mesih bizim için öldü."(Rom 5:8). Bunun yanısıra şöyle
der: "Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlunu verdi. Öyle
ki Ona iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, ama hepsi sonsuz yaşama
kavuşsun"(Yuh 3:16). İşte kardeşim, İsa Mesih'in çarmıh üzerindeki ölümü
Tanrı'nın size karşı gösterdiği sevginin sergilenişidir. Buna inanmanız için
sizi teşvik ederim çünkü inanmayanlar sonsuz ölüm yolundadırlar. Siz de onlar
arasında olmayın. Tanrı yine diyor,(Yuh 3:18) "Ona iman eden kişi
yargılanmaz. İman etmeyen kişi nasıl olsa yargılanmıştır. Çünkü Tanrı'nın biricik
Oğlu'nun adına iman etmemiştir." Karar sizindir.
|