Tiranus.Org
Bu dersi ciddi şekilde çalışmak istiyorsanız yanınızda bir Kutsal Kitap, not defteri ve tükenmez kalem bulundurmanız şarttır. Verilen ayetleri dikkatle okuyunuz. Ek Bilgiler sayfasının başında önerilen kitap listesindeki tüm kitapları temin edip ders çalışmalarına ek olarak okursanız daha zengin ve bereketli bilgiye sahip olacaksınız.
A. Adem, Tanrının kurtarıcının vaadine inandı ve kendi eşine hayat / hayat veren anlamına gelen Havva ismi verdi.
B. Onların ilk çocuğu bu kurtarışı getiren kişi olacağını ummuşlardı.
C. Fakat bu ilk çocuk kurtarıcı değil, katil oldu!
(Yar. 4:2) Daha sonra Kayinin kardeşi Habili doğurdu. Habil çoban oldu, Kayin ise çiftçi.
A. Anne babası bahçenin dışında yaşadıkları için çocukları da bahçenin dışında doğdular.
a) Onların babası Adem günahkar olduğu için onlar da günahkar olarak doğdular.
b) Onlar Şeytanın egemenliğinde doğdular.
B. Adem sadece Kayin ve Habilin babası değil, bütün insanlığın babasıydı.
v Günah işlemeye meyilli bir tabiat ile doğuyoruz. Bunu çocukluğumuzdan biliyoruz.
A. Adem ve Havva gibi, Kayin ve Habil de artık istedikleri zaman ve istedikleri şekilde Tanrıya yaklaşamıyorlar.
v Çünkü onlar artık günahkarlardı ve Tanrı günaha bakamıyor.
B. İnsan günahkâr ve çaresiz duruma düştü. Günahlarından kurtulmak için Tanrıya ihtiyacı var.
C. Tanrı onları tamamıyla çaresiz bırakmadı. Yaratıcıları Tanrıya yaklaşabilmeleri için bir yol sağladı.
v İnsan Tanrıya sadece Tanrının açmış olduğu bu yola göre yaklaşabilir.
D. Tanrı, Ona yaklaşabilmeleri için ne yapmaları gerektiğini Adem ve Havvaya anlatmıştır.
a) Tanrı sevgi, merhamet ve lütuf ile dolu bir Tanrıdır.
b) Adem ve Havva bu bilgiyi çocukları olan Kayin ve Habile söylemiş olmalılar.
c) Kutsal Kitap bunu açık bir şekilde kaydetmediği halde Tanrı, bunları söylemiş olmalı.
d) Kendisine yaklaşmak isteyen kişi bir kuzuyu ya da bir koyunu kurban olarak getirmek zorundadır.
E. Bu hayvanı keserken kanının mutlaka yere dökülmesi gerekiyordu.
F. Fakat bu hayvanın kanı insanların günahları için kefaret olamazdı. Kurban edilen hayvan sayesinde
a) Tanrı onlara, sadece günahın cezasının ölüm olduğunu hatırlatmak istiyor.
b) Prensip: Tanrı kuts aldır ve doğrudur. Kendi yasasına karşı suç işleyenin ölmesi gerekiyor.
G. Tanrı onları kurtarmazsa, öleceklerini ve sonsuz gazaba uğrayacaklarını hatırlatmak istiyor.
a) Kendilerini günahkar olduğunu ve sadece Tanrının onları sonsuz cezadan kurtarabileceğine inanırsa Tanrının emrettiğine göre bir kurban kesip Ona yaklaşabilir.
b) Prensip: İnsanın Tanrıyı hoşnut etmek ve kurtulmak için imana ihtiyacı var.
H. Tanrının kutsal ve adil olduğu ve günahın cezası olarak mutlaka ölüm hen de sonsuz ölüm istediği Kutsal Kitapın ana konuları arasındadırlar.
a) Aynı şekilde Kutsal Kitap günah için kan dökülmesi gerektiğini söylüyor.
b) (Levililer 17:11) Çünkü canlılara yaşam veren kandır. Ben onu size sunakta kendinizi günahtan bağışlatmanız için verdim. Kan yaşam karşılığı günah bağışlatır.
c) 2. Tanrı onlara, Kendisine güvenerek ve imanla hayvanların kanını sunarlarsa onları kabul edeceğini ve günahlarını bağışlayacağına söz vermiştir.
I. (İbraniler 9:22) Nitekim Kutsal Yasaya göre, hemen her şey kanla temiz kılınır ve kan dökülmeksizin bağışlama olmaz.
a) Bu prensibi Kutsal Kitapın başka birçok yerinde bulabiliriz.
b) Kan kurbanı, Tanrının insanları günahtan, Şeytandan ve ölümden kurtarmak için kurtuluş yoluna işaret ediyordu.
(Yar.4:3-5) Günler geçti. Bir gün Kayin toprağın ürünlerinden RABbe sunu getirdi. Habil de sürüsünde ilk doğan hayvanlardan bazılarını, özellikle de yağlarını getirdi. RAB Habili ve sunusunu kabul etti. Kayini ve sunusunu ise reddetti. Kayin çok öfkelendi, suratını astı.
A. Kayin ve Habil, her ikisi de Tanrının varlığına inanmış kişiler olarak ve Ona bir şey sunmak için geldiler.
a) Kayin ve Habil bize iki dindar adamı temsil ederler.
b) Birisi kendi düşüncelerine göre Tanrıya bir sunu vermeye ve Ona tapınmaya geliyor.
c) Öbürü Tanrının gösterdiği yol aracılığıyla Ona ibadet ediyor.
v Tanrıya yaklaşıp Ona tapınmak için günahı bağışlatan kurban sunmak gerekiyor.
B. Sadece Tanrıya inanmak ve Ona bizim gözümüzde iyi olanı vermekle Onu hoşnut edemeyiz.
a) (Yakup 2:19) Sen, Tanrının bir olduğuna inanıyorsun, iyi ediyorsun. Cinler bile buna inanıyor ve titriyorlar!
b) Prensip: İnsan sadece Tanrının açıkladığı isteğine ve yoluna göre Ona yaklaşabilir.
(Yar. 4:4) Habil de sürüsünde ilk doğan hayvanlardan bazılarını, özellikle de yağlarını getirdi. RAB Habili ve sunusunu kabul etti.
Habil Tanrıya ilk doğan bir kuzuyu sunu olarak getirdi.
Kuzuyu keserken onun kanı yere döküldü ve onun yağlarını Tanrıya ateşte yakarak tamamen sundu.
Habil Tanrının istediği sunuyu verdi. Habil, imanla Tanrının yoluyla Ona yaklaştı.
Tanrı Habilin sunusundan hoşlandı ve Habili kabul etti.
Önemli bir şeyi unutmayalım: Hayvanların kanı bizim günahlarımızın karşılığını ödeyemez.
a) Tanrı Habilin getirdiği kuzuyu onun günahlarının kefareti olarak kabul etmiyordu.
b) Fakat Habil kendisine değil Tanrıya ve Onun yoluna güvendiği için Tanrı onun günahını bağışladı ve onu kabul etti.
c) Habil, Tanrının bir kurtarıcı göndereceği sözüne güvendi.
Tanrı, Kayinin sunusunu kabul etmedi.
(Yar.4:5) Kayini ve sunusunu ise reddetti. Kayin çok öfkelendi, suratını astı.
Kayin diktiği bitkileri sunmak için Tanrıya getirdi.
v Fakat Tanrı ne Kayini ne de onun sunusunu kabul etmedi.
B. Neden?
a) Önemli not: Kutsal Kitapı okurken seni rahatsız eden bir ayeti bulduğunda, kesinlikle Tanrı size Kendi yüce karakteri veya Kurtarış yolu hakkında bir şey öğretmek istiyor!
b) Kayinin diktiği ve sunmak istediği şeyler iyi değil miydi?
c) Tanrı haksızlık etmiyor muydu?
d) Tanrı toprakta yetişenleri sevmedi mi?
e) Kayin Habilden daha büyük bir günahkar olduğu için mi Tanrı onu reddetti? - Hayır. Her ikisi de, Kayin de Habil de günahkar olarak doğdular.
C. (İbraniler 11:4) Habilin Tanrıya daha iyi bir kurban sunması iman sayesinde oldu yazıyor.
a) Aynı zamanda Kayin Tanrıya yanlış bir yürekle yaklaşmış gözüküyor çünkü imanla gelmedi.
b) Tanrının yoluna güvenmeyerek, kendi yolunu seçerek geldi.
c) Hangi ibadet şekli olursa olsun, ibadetimizi imanla sunmazsak Tanrı onu kabul etmiyor. İbadeti İmanla sunmak, senin kendi gücünle kendi doğruluğunla Tanrıya bir şeyi verebileceğine güvenerek yapılan bir şey değildir. Kendi yüreğindeki günahkârlığını kabul ederek, Tanrının lütfuna sığınarak sadece Tanrının sağlayacağı kurtuluş yoluna güvenerek Ona gelmek demektir.
d) Kayin, kendi yüreğinin günahkârlığını kabul etmedi ve imanla yaklaşmadı.
D. Bu Kutsal Kitapta kaydedilmiş olan gerçeklere dayanarak diyebiliriz ki Habilin imanı açıkça Tanrının Sözüne dayanır.
v Bunu yapmak zorundaydı yoksa Tanrı onu kabul etmezdi.
E. Habil Tanrıya özellikle hayvanın yağlarını da getirdi.
a) Kuzunun yağlarını sunması Habilin kendi kafasından çıkan bir şey değildi.
b) Tanrı, ruhsal gerçekler konusunda insandan kaynaklanan fikirleri ve kanaatleri kabul etmez.
F. Sonuç olarak Tanrı Kayini ve sunusunu reddetti çünkü:
a) Kayin Tanrının önünde kendisini günahkar olarak kabul etmeyerek Tanrıya kibirli bir yürekle yaklaştı.
b) Kayin, Tanrının sağladığı kefaret yoluna inanmayarak kendi görüşlerine dayanarak Tanrıya sunusunu getirdi. (Anne babası gibi)
c) Tanrının doğruluğuna değil kendi doğruluğuna güvenerek ibadet etmeye geldi.
G. Tanrı hala hiç değişmedi. Tanrı bugün bize bir kurban kesmemizi buyurmuyor, ama Ona tek bir yoldan gelmemizi istiyor.
a) Bizim de Tanrıya yine Tnrının sağladığı Yoldan gelmemiz gerekiyor yoksa Kayin gibi reddedileceğiz.
b) Bu Yol şudur: Gönderilecek olan Kurtarıcı.
(Yar. 4:6-7) RAB Kayine, "Niçin öfkelendin?" diye sordu, "Niçin surat astın? Doğru olanı yapsan, seni kabul etmez miyim? Ancak doğru olanı yapmazsan, günah kapıda pusuya yatmış, seni bekliyor. Ona egemen olmalısın.
A. Tanrı zaten daha önce doğru olanı göstermişti.
v Kayinin günahı bilgisizlikten değil itaatsizlik, gurur ve imansızlıktan kaynaklanıyor.
B. Merhamet Tanrısı, Kayini uyarıyor ama Kayin, Tanrıyı dinlemek istemedi.
C. Şeytanı dinledi ve tıpkı annesi ve babasının Aden bahçesinde yaptığı gibi yaptı.
D. Belki de anne babası gibi kendi günahını, suçunu başkasının üstüne atmak istedi.
E. Günah işlediğimizde suçlu olan kimdir? Biz! Tabii ki başkaları bizi kışkırtabilir ama ....
(Yakup 1:14-15) Herkes kendi arzularıyla sürüklenip aldanarak ayartılır. Sonra arzu gebe kalır ve günah doğurur. Günah olgunlaşınca da ölüm getirir.
(Yar. 4:8) Kayin kardeşi Habil'e, Haydi, tarlaya gidelim dedi. Tarlada birlikteyken kardeşine saldırıp onu öldürdü.
B. Yuhanna 8:44e göre Şeytanın isimlerinden birisi Katildir.
C. Şeytan Tanrıya ve Onun isteğine karşı savaşıyor. Şeytan yalancı ve aldatıcıdır. Ve insandan nefret ediyor.
D. Kayin, bu kine, bu kızgınlığa egemen olmadı ve kasten kardeşini öldürdü.
(Yar. 4:9) RAB Kayin'e, Kardeşin Habil nerede? diye sordu. Kayin, Bilmiyorum, kardeşimin bekçisi miyim ben? diye karşılık verdi.
B. Günah Adem ve Havvadan sonra ilk kuşakta ne kadar çabuk derinleşti ve diğer insanlara işledi!
C. Kayin, anne babasından fazla yaptı: Tanrıya yalan bile söylüyor.
D. Hatta Kayin, insanın ilk sorusunu soruyor ve bu soru Tanrıya soruldu. Bu yalandan daha kötüdür çünkü bu soru ile öldürdüğü kardeşine sorumlu olmadığını söylüyor. Yani, Bana ne? diyor.
(Yeremya 17:9) Yürek her şeyden daha aldatıcıdır, iyileşmez, Onu kim anlayabilir?
(Özdeyişler 6:16-19) RAB'bin nefret ettiği altı şey, İğrendiği yedi şey vardır: Gururlu gözler, Yalancı dil, Suçsuz kanı döken eller, Düzenbaz yürek, Kötülüğe seğirten ayaklar, Yalan soluyan yalancı tanık Ve kardeşler arasında çekişme yaratan kişi.
B. Tanrı her günahı cezalandırıyor.
C. Bir insana karşı işlenen günah aynı zamanda Tanrıya karşı işlenmiş bir günahtır.
D. Bu Tanrının bütün kötü olanlardan hemen öç alacağı anlamına gelmiyor. Fakat Tanrı hiçbir günahı cezasız bırakmaz. Günahın sonucu ölümdür. Tanrı başka bir ceza kabul etmez.
E. Fakat burada Tanrı, Kayinin hakkettiğini vermektense ona merhamet gösteriyor.
a) Kayin, yine haksızlık! söylüyor. İnsanın Tanrıya karşı klasik karşılığıdır. (Yarat 4:13) Kayin, Cezam kaldıramayacağım kadar ağır diye karşılık verdi,
b) Aslında Kayin gerçekten hak ettiği verilmiş olsaydı, ölüm cezasını almış olacaktı!
11. Özet olarak
2. Kayin ve Habil, Aden bahçesinin dışında doğdu çünkü anne babaları gibi günahkâr olarak Şeytanın egemenliğinde doğdular.
3. Adem ve Havva gibi, Kayin ve Habil de günahkârdılar ve artık istedikleri zaman ve istedikleri şekilde Tanrıya yaklaşamıyorlar.
4. Tanrı, Kendisine tapınmak isteyenin Ona nasıl yaklaşması gerektiğini bildiriyor.
5. İnsan günahkâr, çaresiz oldu ve kendisini kurtarmak için Tanrıya ihtiyacı vardır.
6. Fakat Tanrı onlara Kendisine yaklaşabilmeleri için bir yol sağladı ve insan Tanrıya b sadece bu yolua göre yaklaşabilir.
7. Tanrıya yaklaşmak isteyen kişi, günahın cezasının ölüm olduğunu hatırlamak için bir hayvanı kurban olarak getirmek zorundadır. Hayvanı keserken kanının mutlaka yere dökülmesi gerekiyordu.
8. Tanrı tamamen kutsal, doğrudur ve Kendi yasasına karşı suç işleyenin ölmesini talep eder.
9. Hayvanların kanı bizim günahlarımızın karşılığını ödeyemez, ama Habil kendisine değil Tanrıya ve Onun yoluna güvendiği için Tanrı onun günahını bağışladı ve sunusunu kabul etti. Aynı zamanda Habil, Tanrının bir kurtarıcı göndereceği konusunda verdiği vaade güvendi.
10. İmanla Tanrıya yaklaşmak senin kendi gücünle kendi doğruluğunla bir şeyi verebileceğine güvenmek değil, kendi yüreğindeki günahkârlığını kabul edip Tanrının lütfuna sığınarak sadece Tanrının sağlayacağı kurtuluş yoluna güvenmek demektir.
11. Kayin, kendisinin Tanrının gözünde günahkar olduğunu kabul etmeyerek kibirli bir yürekle Tanrıya yaklaştı ve Tanrının sağladığı kefaret yoluna inanmayarak kendi görüşlerine göre Tanrıya sunu getirdi.
12. Bir insana karşı işlenen günah aynı zamanda Tanrıya karşı işlenen günahtır. Tanrı hiçbir günahı cezasız bırakmaz.
13. Günahın sonucu ölümdür ve Tanrı bundan başka bir ceza kabul etmez.
14. Kayine hak etttiği verilseydi, ölüm cezasını alırdı ama Tanrı ona merhamet gösteriyor.
15. İnsan hakkında:
Ö İnsan Tanrıya karşı gelen bir tutumla ve günaha yatkınlıkla doğuyor .
Ö İnsan Tanrının gazabından ve günahın gücünden kurtulma konusunda çaresizdir.
Ö İnsan sadece Tanrının isteğine ve yoluna göre Ona yaklaşabilir ve bağışlanabilir.
Ö İnsan, Tanrının kurtuluş yolunu bulmak için Onun Sözüne başvurmalı.
Ö Tanrıyı hoşnut etmek ve günahtan kurtulmak için insanın imana ihtiyacı var.
16. Kurtarıcı hakkında:
Ö İnsan günahının cezasından kurtulmak için Tanrının sağladığı kurban ilkesine güvenmelidir.
Ö İnsan kanlı kurbanı imanla sunarak Tanrıya yaklaşabiliyor ve günahı örtülüyor.
Okumanız Gereken Kitaplar:
Tanrı Öğretisi Bruce Milne
İncilin Özü F.F.Bruce
Hristianlığın Temelleri John Stott
Kaset/CD ÜzerindeDinlemeniz gereken Kayıtlar:
Kayin ile Habilin Sunusu / Kayin Habili Öldürüyor...........Kamil Musa
Yaratılış Kitabının üçüncü bölümünde günahın nasıl ortaya çıktığını, nereden kaynaklandığını görmüştük. Şimdi ele alacağımız bu dördüncü bölümde ise günahın ürününü göreceğiz. Günah ne kadar kötüdür bunu hiç düşündünüz mü? Bu bölümde günahın ne kadar kötü olduğuna tanık olacağız. İnsan, yasak meyveden yediği zaman, bazıların dediği gibi zehirlenip de ölmedi. İnsan günah işledi ve bu ilk günahın etkisi günümüze dek kendisini insan yaşamında göstermektedir. Ademin günahı onun soyundan gelen her insana geçmiştir. Bu dördüncü bölümde bunu açıkça görüyoruz. Atalarımız, bilerek ve isteyerek Tanrıya karşı isyan ettiler. İşte ilk günah dünyaya bu biçimde girdi ve onun yarattığı korkunç dalgalar insanlık tarihinde büyük fırtınalar koparmış ve hala koparmaktadır. Kutsal Kitap diyor ki (Rom 5:12) "Günah bir insan yoluyla, ölüm de günah yoluyla dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi." hepsi günah işledi. Bu söz insanoğlunun tabiatını açığa vurur. Kutsal Söz, "Adem ile Havva her insana günah işletti," demiyor. Kesin olarak, "Hepsi günah işledi," diyerek günahlarımızın sorumluluğunu haklı olarak bizim üzerimize yüklüyor.
Aden bahçesinde yer alan o tarihsel günaha düşüş olayında gerçekten ne gibi zararlara yol açıldığı bu dördüncü bölümde açıklanacaktır. İnsan, Tanrı'ya karşı olan imansızlığı ve itaatsizliği yüzünden Rabbe sırt çevirmişti. Öyle bir günah işlemişti ki hem kendi şahsına hem de soyundan gelecek olan tüm insanlık üzerine Göksel yargıyı indirmişti. Fiziksel açıdan nasıl ki bir çocuk annesine ve babasına benzer, ruhsal açıdan da biz atalarımız Adem ile Havva'ya benzeriz. Yani günah işlemeye meyilli bir tabiata sahibiz. Şimdi, günah işlemeye dönük bir tabiatla dünyaya doğmuşuz diye omuzlarımızı silkip de "Benim ne suçum var?" diyemeyiz. Kendi isteğimizin dışında bu tabiatla doğduk, ama günah işleme zorunda değiliz. Neden? Çünkü Rab insana özgür bir istek verdi. Biz özgür isteğimizi kullanarak ya günah işleriz ya da doğruluk yolunda yürürüz. Her şey bize bağlıdır. Ama yine de Ademin günahından dolayı içimizde onun günah işleme tabiatı vardır. Günahın yanlış olduğunu biliriz. Tanrı, günah bilincini her insanın içine koymuştur. Bu bilince sahip olduğumuz için günahlılığımızın bilinci oranında her birimiz günahlarımızdan sorumlu tutulacağız. Bu açıdan hiç birimiz "Benim haberim yoktu," diyemeyiz. Tanrı, insanın günahlı olduğunu göstermek, ona günahlılığının bilincini vermek için önce peygamberler aracılığıyla konuştu ve sonra Ruhsal Yasayı verdi. Belki de biz, "Ruhsal yasayı bilmiyoruz, onun için günahlarımızdan sorumlu olamayız," diye kendimizi savunmaya kalkabiliriz. Ama Tanrı'nın Sözü şöyle yazar: "Yasadan haberi olmayan uluslar Yasadan habersiz olsalar bile kendi yasalarını koymuş oluyorlar. Böylelikle Kutsal Yasanın gerektirdiklerinin kendi yüreklerinde yazılı olduğunu gösterirler. Kendi vicdanları buna tanıklık eder. Düşünceleri de bazen onları suçlar, bazen de savunur." (Rom 2:14-16)
Demek ki Tanrı her insanın içine günah bilincini koymuştur. Ama yine şu soruyu sorabiliriz: Günah işlemeye dönük bir tabiatla doğduğumuza göre tabiatımızın yol açtığı günahların sorumluluğunu Tanrı neden bizim üzerimize yüklüyor? Yüklüyor çünkü günah eylemini biz kendi özgür isteğimizi kullanarak yaparız. Özgür isteğimizin burada büyük önemi vardır.
Şimdi dördüncü bölümün ayetlerini gözden geçirelim:
Adem Karısı Havva ile yattı. Havva hamile kaldı ve Kaiyin'i doğurdu. "Rab'bin yardımıyla bir oğul dünyaya getirdim" dedi.(Yarat 4:1)
Havva ilk çocuğunu dünyaya getirdiği zaman acaba ne gibi duygular içindeydi? Acaba Havva, Rab Allah'ın Aden bahçesinde Şeytanı azarlarken kadına verdiği vaadi hatırlayıp umutla mı dolmuştu. Ne demişti Rab Şeytana? "Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu birbirinize düşman edeceğim. Onun (yani kadının) soyu senin başını ezecek, sen onun topuğuna saldıracaksın" (Yar 3:15). Acaba Havva, dünyaya getirmiş olduğu oğlu Kayin'e bakıp, "Şeytanın başını ezecek olan bu çocuk mu?" diye düşündü mü? Bilmiyoruz, ama düşünmüşse daha sonra hayal kırıklığına uğrayacaktı. Havva, "Rabbin yardımıyla bir oğul dünyaya getirdim" derken bu ilk çocuğa vaadın çocuğu olabilir gözüyle bakmıştır sanırım. Her anne gibi ilk annemiz Havva'nın da ilk çocuğundan büyük beklentileri vardı, ama ne yazık ki Kayin bir kurtarıcı değil, tersine kardeş katili olacaktı. Vaadın oğlu, Sonsuz Oğul, tek Kurtarıcı uzun bir zaman sonra, yaklaşık altı bin yıl sonra dünyaya gelecekti. O gelinceye dek ve geldikten sonra da kadının soyu olan İsa Mesih ile İblis arasında savaş süregitmiştir. Aynı savaş günümüzde süregidiyor, ama zafer İsa Mesih'e ve ona bağlanan kişilere aittir.
Kayin doğduktan sonra ne oldu? Kutsal Söz diyor ki Havva,
Daha sonra Kaiyin'in kardeşi Habil'i doğurdu. Habil çoban oldu, Kayin ise çiftçi.(4:2)
İşte iki oğul! Bunlar dünyadaki tüm insanları iki ayrı yönden temsil edeceklerdir. Biri gerçek tapınışı öbürü ise sahte tapınışı, biri imanı öbürü ise dindarlık işlerini, biri Tanrının çocuklarını öbürü ise İblis'in çocuklarını temsil edecektir.
Dördüncü bölümün üçüncü ayetinde şöyle yazar:
Günler geçti. Bir gün Kayin toprağın ürününden Rab'be sunu getirdi.(4:3)
Kutsal Söz, daha sonra da göreceğimiz gibi sununun getirildiği günden çok sununun niteliğiyle ilgilenir. Ne diyor bu ayette? "Kayin toprağın ürününden Rabbe sunu getirdi" yani kendi ellerinin işlerini Rabbe sunmak istedi. "Sunu" ya da "kurban" kavramı herhalde Rabbin kestiği ilk kurbanla ilkel insan yaşamına yerleşmişti. Hatırlarsanız Rab Allah, Adem ile Havva'nın çıplaklığını örtmek için bir hayvan boğazlamış, kurban etmişti. Sanımca o günlerde de Rabbe belli bir yerde belli zamanda sunular sunulurdu. Kutsal Kitap Göksel açıklama konusunda o günlerde nelerin açıkladığını yazmıyor, ama İbranilere yazılan mektuba baktığımızda orada görebiliriz ki Habil Rabbe getireceği sunuyu iman yoluyla getiriyor. İman ancak göksel açıklama ile mümkündür. İnsan kendi içinde iman üretemez. Şöyle yazar İbranilere mektubunda:
"Habil'in Tanrı'ya Kabil'den daha iyi bir kurban sunması iman sayesinde oldu. İmanıyla doğru bir insan olarak Tanrı'nın beğenisini kazandı. Çünkü Tanrı onun sunduğu adakları kabul etti." (İbr 11:4) , Habil'in kurbanı iman ile sunulduğuna göre Habil bunu Rabbin sözünden, yani Göksel açıklama yoluyla yaptı. Çünkü Kutsal Söz diyor ki, "İman, haberi işitmekle, işitmek de Mesih'le ilgili sözün yayılmasıyla olur" (Rom 10:17). Haber, Tanrı'nın Sözüdür. Rab Habil'e açıklamada bulunmasaydı Habil bu kurban ile Rabbe yaklaşamazdı. Kayin ise Rabbe imanla yaklaşmadı. Sadece kendi emeğinin ürününü, kendi ellerinin işini Rabbe getirip bir açıdan, "bak ben senin için neler yaptım" gibisinden bir tavırla Rabbe yaklaştı. Kayin'in yaklaşımı, günümüzde de birçok dindar insanın kendi iyi işlerine güvenerek Rabbe yaklaşımının örneğidir. Kayin'in getirdiği üründe bir hata ya da eksiklik yoktu. Hayır, hata Kayin'in kendisinde, onun Rabbe olan yaklaşımındaydı. Ben inanıyorum ki Kayin, toprağın ürününden en iyisini Rabbe sundu, ama kendi emeğine güvenerek Rabbe yaklaşmıştı. Rabbin Sözü diyor ki bizim en iyi iyilik işlerimiz bile Rabbin gözünde kirli paçavralar gibidir. Kayin, toprağın ürününün en iyisini getirmiş olabilir, ama yaklaşımı iyi değildi. Sen , Rab Allah'a tapınmak için nasıl yaklaşırsın? Dindarlığınla mı? "Bak ben ne kadar iyi bir insanım, yüreğim temizdir" düşüncesiyle mi yaklaşırsın. Yoksa "Rab ben günahkar bir kişiyim ve günahlarımın bağışlanması için senin kurtarışına senin çarmıh üzerinde benim günahlarım için kurban ettiğin o sonsuz kurbana ihtiyacım var" düşüncesiyle mi yaklaşıyorsun. Bakın, Habil Rabbe ne sundu. Şöyle yazar:
Habil de sürüsünde ilk doğan hayvanlardan bazılarını, özellikle de yağlarını getirdi. Rab Habil'i ve sunusunu kabul etti. Kayin'i ve sürüsünü reddetti. Kayin çok öfkelendi ve suratını astı.(Yarat 4:4,5)
İlk bakışta şaşabiliriz. Acaba Rab Allah neden Habil'in sunusunu kabul etti de Kayin'inkini kabul etmedi? diye sorabiliriz. Kayin'in yüreğinde gerçek iman ve tapınma yoktu. Yahuda'nın mektubunda Günah ve yargı konusunda kötü kişiler hakkında şöyle yazar: "Vay bunların haline! Çünkü Kayin'in yolundan gittiler. Kazanç için kendilerini Balam'ınkine benzer bir yanılgıya kaptırdılar." (Yahuda 11). Ne yapmıştı Kayin? Rabbe sunusunu getirdiği zaman bunu iman ile sunmadı. İman ile yapılmayan her iş Rabbe karşıdır. İman olmadan Rabbi hoşnut etmek imkansızdır, diyor Kutsal Söz. İmanla Rabbe yaklaşmayan insan, tam Kayin gibi, kendi emeklerine, kendi dindarlığına güvenerek Rabbe gelir. Günahlı olduğunu kabul etmez. Burada gurur da vardır. Günahlı olduğu halde günahlılığını kabul etmeyen insan gururludur. Gurur Şeytanın Cennetten atılmasına neden olmuştu. Rabbin Kayin'den beklediği günahlı olduğunu kabul ederek huzuruna yaklaşmasıydı. Günahlı olduğunu göstermek için de bir kurban kesmesi ve bu akıtılan kan simgesel olarak ileride günahları için çarmıhta ölecek olan Mesih'e iman ettiğini gösterecekti.
Günümüzde kurban, Allah'ın birliğine inanan ve dünya çapında tanınan Yahudi, Hristiyan ve Müslüman dinlerine bağlı her bireyin temel inanç öğelerinden başta gelenidir. Bu konuda Yahudilerin inancını yakından incelersek, kurban kesme gereğinin insan günahına dayandığını göreceğiz. Şu anda, Yahudilerin Tapınağı bulunmadığından kurban kesilmiyor, ama Yahudi inancında kurban, günahların bağışlanmasını sağlamak içindir. Hristiyanlar'ın kurban kesme uygulamaları yoktur, ama Yahudilerinkinden kaynaklanan kurban inançları vardır. Yahudiler, 'Fısıh' denilen bir bayramlarında, günahların bağışlanması için kurban keserlerdi. Hristiyanlar ise, İsa Mesih'in gelişiyle kurban kesmenin sona erdiğini kabul ederler. Ayrıca Müslüman inancına baktığımızda, kurban kesmenin bir din gereği olarak kabul edildiğini görürüz. Müslümanlıkta bu din gereği hala sürdürülmektedir.
İncil'de kurban hakkında yazılanları incelersek Kurbanın bir simge olduğunu göreceğiz. Ama neyi simgeler? Günahların bağışını! Kurban edilen hayvanın kanı akıtılıyor ve bu kan sadece bir simge olarak günahlar için bir canın verilmesi gerektiğini simgeliyor. Kurban bir simge olduğundan günahların bağışını sağlayamaz. Kurban edilecek hayvanın, yine simgesel olarak kusursuz olması gerekir, çünkü insan günahının bağışlanması için ya günahlı kişinin ölüm cezasına çarptırılması ya da onun yerine kusursuz bir canın verilmesi gerektiği Allah tarafından bildirilmiştir. Bu açıdan kurbanlık hayvanın kutsal olması söz konusu olamaz. Aslında, özde tümüyle kutsal olan tek varlık Allah'tır. Yani tek kusursuz Kişi Allah'ın kendisidir. Kesilecek kurban kusursuz olmalı denildiğinde, o hayvanın bir sakatlığı, hastalığı ya da kusuru olmaması söz konusu olur. Bu da kurbanın simgelediği Kişinin, yani insanların günahı için bir kez kendisini kurban olarak sunmuş olan Mesih İsa'nın kusursuzluğunu gösterir.
İşte Habil, sürüsünden bir kuzuyu kurban olarak Rabbe sunarken, "Rabbim, ben günahlı olduğumu bilerek sana geliyorum. İleride senin sunacağın o Sonsuz kurban sayesinde günahlarımın bağışlanacağına inanarak sana geliyorum" düşüncesiyle yaklaşmıştı.
Kayin ise günahlı olduğunu kabul etmeden, kendi işlerine güvenerek Rabbe yaklaştı. Aynı zamanda getirdiği sunuyla bir açıdan Ademin günahından dolayı kendisinin de Rabden kopmuş durumda olduğunu kabul etmedi. Sanki hiçbir şey olmamış gibi Rabbe yaklaştı. İnsanın bu konudaki yaklaşımı hiç değişmemiştir. Günümüzde, "Allah'a giden birçok yollar vardır. Önemli olan din değil ona ulaşmaktır" savıyla her dinin Allah'a gittiğini savunanlar da Kayin gibi bir tutuma sahiptirler. Hangi din olursa olsun, din insanı Allah'a yaklaştıramaz. İnsanın günahı doğru ve adaletli biçimde Tanrı'nın hesap defterinden silinmeden hiçbir dinin üyesi Ona yaklaşamaz. Ben Müslüman, Yahudi, Hristiyan ya da Budist doğmuşum diye otomatiksen Yüce Allah'a yaklaşma hakkına sahip olamam. İsa'nın Nikodim adındaki Yahudi din önderine dediği gibi, "Yeniden doğmadıkça Tanrının Egemenliğine giremezsin". Yeni doğuş ise ancak Mesih İsa'nın çarmıh üzerinde sunduğu sonsuz kurbana inanmakla mümkündür. Unutmamalıyız ki günahları Mesih'in kanıyla temizlenmeyen insan Tanrı'dan ayrı ve kopuk durumdadır. Kayin bu günahlı, Tanrıdan kopuk durumunu kabul etmemekte direndi. Günümüzde de Kayin'in yolundan giden milyonlarca insan vardır. Sen bunlar arasında olma .
Kayin, Rabbe getirdiği sunusuyla üçüncü bir şeyi daha inkar ediyordu. Neydi bu? Rabbin tek Kurtarıcı olduğu! Ama Kayin bunu inkar etti mi? Evet, inkar etti, çünkü kendi ellerinin işleriyle Rabbi hoşnut edeceğini sanmıştı. Oysa Rabbi hoşnut eden tek şey İMANdır. Kendi dinsel işlerimiz değil. Kutsal söz şöyle der:
"Kurtarıcımız Tanrı... bizi, doğrulukla yaptığımız işlerden dolayı değil, kendi merhmetiyle, yeniden doğuş yıkamasıyla ve Kurtarıcımız İsa Mesih aracılığıyla üzerimize bol bol döktüğü Kutsal Ruh'un yenilemesiyle kurtardı" (Titus 3:5).
Aslında bu ayeti ezberlememiz gerekir. Doğrulukla yaptığımız işlerden dolayı değil, ama yeni doğuş yıkamasıyla, Kutsal Ruh'un yenilemesiyle kurtuluşa sahip olabiliriz. Kayin Rabbe getirdiği sunusuyla bunu inkar ediyordu. Habil ile Kayin arasındaki fark onların ayrı karakter özellikleri değil, Rabbe getirdikleri sunuların niteliğiydi. Bu iki genç aynı anne ve babanın çocuklarıydılar. Aynı sütü emdiler, aynı evde yetiştiler, aynı ruhsal eğitime tabi kaldılar. Burada genlerden söz edilemez. Kayin'i düşünürken, onun alkolik bir büyükbabanın genetik etkisiyle dünyaya küsmüş olan bir delikanlıyla yüz yüze değiliz. Habil'i düşündüğümüzde de onun iyi yürekli bir büyükanneden kalma iyi bir huya sahip olduğunu varsayamayız. Zaten bunların nineleri dedeleri yoktu! Fark, nineden ya da dededen kalma özellikler değil, Rabbe sundukları kurban ve bunu sunuş tarzılarydı
Günümüzde bu kurban sorunu halâ bir fark yaratmakta. Şimdi yanlış anlamayınız, kurban bayramında kesilen kurbanlardan söz etmiyorum. Eski Antlaşma döneminde ve bu dönemi izleyen yüzyıllarda sunulan kurbanlar hep tek bir kurbana, çarmıh üzerinde günahlarımız için kendisini kurban eden İsa Mesih'e işaret etmektedir. Gerçekten Mesih İsa'ya iman etmiş olan bir kişi hiçbir zaman kendisini ruhsal alanda başka kişilerden üstün görmez. Kendi doğruluğuyla övünmez çünkü kendi doğruluğunun Tanrı katında kirli kokmuş paçavralar olduğunu bilir. Kendisini herkes gibi günahlı olarak görür, ama günahlarının bağışlanabilmesi için kusursuz ve sonsuz Kişinin kurban edilmesine ihtiyacı olduğunu kabul eder. Günahlarından dolayı ölüm yargısı altında olduğunu ve kendisinin bu yargıdan kurtulabilmesi için başka birisinin onun yerine ölmesi gerektiğini kavrar. Aynı zamanda bilir ki "Tanrı, Mesih'i, kanına olan imanla, günahların bağışlanması için kurban olarak sundu ve böylece adaletini gösterdi" (Rom 3:25).
Bu nedenle Pavlus, Kayin'in yolundan gidenler hakkında şöyle yazabildi: "Çünkü Tanrı'nın öngördüğü doğruluğu anlamadan kendi doğruluklarının yerleştirmeye çalışarak Tanrı'nın öngördüğü doğruluğa boyun eğmediler" (Rom 10:3).
Günümüzde yığınlarca insanın ruhsal durumu budur. Din yoluyla, dini vecibeleri yerine getirmekle, camiye ya da kiliseye gitmekle kendilerini Tanrı'ya kabul ettirmeye çalışıyorlar. Bu yolda ne Tanrı bizi kabul eder ne de Onun biz insanlardan talep ettiği doğruluğa erişebiliriz. Tanrı'nın doğruluğu tam kusursuz ve eksiksiz, kamil bir doğruluktur. Böyle kusursuz doğruluktan başka hiçbir doğrulukla sen Rab Allah'a yaklaşamazsın. İşte İsa Mesih sana bu doğruluğu, kendi doğruluğunu çarmıhta sunduğu kusursuz kurban sayesinde sağlayabilir. O Mesih ki, "Suçlarımız için ölüme teslim edildi ve aklanmamız için diriltildi" (Rom 4:25). Ne amaçla diriltildi? Bizim doğruluğumuz için, daha doğrusu Ona iman edecek her kişinin Tanrı katında doğru sayılabilmesi için. Günahımızın yaraştırdığı ölümde yerimizi alan bu Mesih, ölümden dirilmekle Ona iman edeni de yepyeni ve sonsuz yaşama diriltmektedir. Kutsal Söz diyor ki, "Tanrı, Mesih sayesinde kendisinin doğruluğu olalım diye, günahı bilmeyen Mesih'i bizim için günah yaptı" (2 Kor 5:21).
Bu konuda kendi tecrübelerinden konuşabilen Pavlus, gerçek doğruluk konusunda Filipideki imanlılara şöyle yazdı: "Bana kazanç olan her şeyi Mesih uğruna zarar saydım. Dahası da var, kendisi uğruna her şeyi yitirdiğim Rabbim İsa Mesih'i tanımanın üstün değeri yanında her şeyi zarar sayıyorum, süprüntü sayıyorum. Öyle ki Mesih'i kazanayım ve Kutsal Yasaya dayanan kendime özgü bir doğruluğa değil, Mesih'e iman etmekle kazanılan, iman sonucu Tanrı'dan gelen doğruluğa sahip olarak Mesih'le birleşmiş olayım" (Fil 3:7-9).
Kayin'in doğruluğu kendi doğruluğuna dayanıyordu. Habil'in doğruluğu ise, ileride tüm insanların günahı için kendisini çarmıh üzerinde kurban edecek olan Mesih'i iman gözüyle görüp o kurbanı anımsatan kurban sayesinde belirtilen imana dayanıyordu. Bir açıdan diyebiliriz ki Habil'in doğruluğu, Mesih'in ona vereceği doğruluktu.
Şu anda ele almış olduğumuz ayette Habil ile Kayin'in, sunularını getirmek ve tapınmak için Rabbin huzuruna geldiklerini görüyoruz. Her ikisi de aynı çevreden gelmişti. Bu iki kardeş birbirlerine çok yakındılar. Babalar aynı, anneler aynı, ama aynı zamanda anne, babanın kaburga kemiğinden yaratılmış. Hemen hemen baba aynı, anne aynı ve anne babanın bir parçası. Daha gerilere gitmeye gerek yok, çünkü aile kütüğü yok. Tüm bu yakınlığa rağmen Habil ile Kayin arasında, karakter farkını aşan ruhsal bir fark vardır. Birinin sunusu kabul edildi, çünkü iman ile yapıldı, öbürününki ise kabul edilmedi, çünkü getirdiği sununun imanla hiçbir ilgisi yoktu.
Şimdi , Rab Allah'ın ne kadar sabırlı olduğunu göreceğiz. Bu sunu olayından sonra olaylar şöyle gelişti:
Rab Kayin'e, "Niçin öfkelendin" diye sordu, "Niçin surat astın? Doğru olanı yapsan, seni kabul etmez miyim? Ancak doğru olanı yapmazsan, günah kapıda pusuya yatmış, seni bekliyor. Ona egemen olmalısın."( Yarat 4:6,7)
Sormamız gereken bir soru vardır: Kayin neden öfkelenmişti? Öfkelendiği yüzünden belliydi. Bizim deyimimizle yüzünden düşen bin parça olur. Daha sonra göreceğimiz gibi Kayin bu öfkesinden dolayı kardeşi Habil'i öldürecektir. Tarihte ilk katillik olayı Kayin'in kardeşini öldürmesiyle başlar. Kayin öz kardeşine iyilik edeceği yerde ona en sarsıcı kötülüğü işleyecektir. Onun ne sevgisi vardı ne de alçakgönüllülüğü. O gün bu gün, insanlar Kayin'in yolunu izlemekteler.
Ademoğlu insan kardeşine iyilikten çok kötülük etmektedir. Çünkü Kayin'in duygularıyla yönetilmektedir insan. Kayin, kardeşi Habil'i neden öldürdü? Çünkü kendi işleri kötüydü, kardeşinin işleri ise doğru" (1 Yuh.3:12). Kayin alçakgönüllü tutuma ve işlere özeneceği yerde inatla, gururla, dik başlılıkla davrandı. Böyle birinin kardeşini vurması kolaydır. Bencilik, çıkarcılık, adaletsizlik ona egemen kesilmişti. Bunlar iyiliği kapı dışarı eden kıskançlık ruhunun körükleyicileridirler.
Önceden tasarlanmış adam öldürme olaylarının hemen hemen hepsinin gerisinde öfke yatmaktadır. İnsanın kızgınlığı birçok gösteriyle sergilenir: Aşırı taşkınlıkla, gözdağıyla, ağır sövmelerle. Daha ileri gidince çatışma, kakışma, pataklamaya dökülür. Silahla, bıçakla, ateşle. Bu kızgınlığın etki alanı karşıdakinin canına kıymaya kadar uzanabilir. İşte Kayin'in kızgınlığı bu aşamaya erişecektir. Tanrı Sözü'nde şunlar yazılıdır: "Kızgınlık acımazdır; öfkeye düşmek sele kapılmak gibidir" (Meseller 27, 4). İşte Rab, Kayin'in ne gibi bir kızgınlığa kapıldığını bildiği için onu bekleyen sonuçtan kurtarmak amacıyla onu doğru olanı yapmaya davet eder.
Rab İsa Mesih dedi ki gereksiz yere kardeşine karşı kızarsan adam öldürmeyle suçlanabilirsin. Kızgınlığın gerisinde kıskançlık yatar. Rabbimizi çarmıh ölümüne mahkum eden aslında Yahudi din önderlerinin kıskançlığıydı. Özellikle dindar kişilerin kızgınlığı korkunç sonuçlara yol açabilir. Nice dindar kişinin kızgınlığını, taşkınlığını görenler kaçacak köşe bucak arar. Kızgınlığa sürüklenen kişi çok kez hakkını aradığını öne sürebilir, ama böyle söylemesi, kendi hakkı için öfkelenmenin gerekli olduğunu bildirmesi, insan kızgınlığının çoğu kez bencil duygulardan kaynaklandığını gösterir. Ne var ki, kızgınlık, öfke, hiçbir zaman insanın haklı olduğunu ispat edemez. Kızgınlığın adalete, doğruluğa hiçbir katkısı olamaz. Kızgınlık çok durumda daha da beter ortamı oluşturur. Özellikle ruhsal konularda kendi görüşlerimizi, kendi tutumlarımızı savunuyoruz diye kızarsak en kötü kızgınlık durumuna girmiş oluruz. Ruhsal konularda kızgınlığa kapılan kişi günah işlediğinin bile farkında değildir. Niceleri din uğruna ve Allah adına kızıp adam öldürmeye kadar gitmiştir. Yakup, mektubunda bunu şu şekilde açıklar: "Arzu gebe kalınca günah doğurur. Günah olgunlaşınca da ölüm getirir." (Yak 1:15) Kayin'in kızgınlığı sonunda onu adam öldürmeye kadar itti, ölüm getirdi. Hem de kendi Kardeşini öldürdü. Ama bu kızgınlığın altında nelerin yattığını inceleyecek olursak orada kıskançlık ve gurur göreceğiz.
Rab Allah onun uçuruma doğru gitmekte olduğunu görüp önce ne yapması gerektiğini bildiriyor. "Doğru olanı yapsan seni kabul etmez miyim?" diye onu doğru yola getirmeye çalışır. Kayin, Adem ile Havva'nın ilk oğluydu. İlk doğan aile içinde her zaman önemli konumda olurdu. Rab Habil'in sunusunu kabul edince Kayin, aile içindeki konumunu yitireceğini sanmıştı herhalde. Rab ona şefkatle diyor ki bu konumu yitirmesine gerek yoktur. Tek bir şey yapmalı: Doğru olanı! Neydi doğru olan? Habil'in getirdiği kurban. Habil gibi, günahlı olduğunu kabul ederek Rabbe gelirse Rab onu kabul edecekti. Ama Kayin bunu yapacak mıydı? Hayır, bu genç günahın kurduğu pusuya düşmek üzereydi. Rab şimdi onu uyarıyor, "Günah kapıda pusuya yatmış, seni bekliyor" diyor. dikkatle dinliyor musun? Rab çok ilginç bir betimleme yapıyor burada. Sanki Kayin bir ev içinde güvenliktedir de kapıdan çıkarsa günah onu pusuya düşürecek. Aslında durum böyledir. Kayin hala kafasında gelişmekte olan günahı tam sonucuna vardırmamıştır. Hala geri dönüp tövbe edebilir. Bir açıdan bu genç hala Rabbin inayet şemsiyesi altındadır, ama kızgınlığını akımına bırakırsa o inayetin sağladığı korumayı terk edecektir. Oradan çıkarken de günah onu pusuya düşürecek ve onu alt edecektir.
Bu noktada bazı gerçeklere ışık saçmak yerinde olur sanırım. Kutsal Kitap'ta "günah" sözcüğüne ilk kez bu bölümde rastlıyoruz. Rab, "Günah kapıda pusuya yatmış, seni bekliyor" diyor. Yani Kayin günahının bilincinde değildi. Pavlus Romadaki imanlılara yazarken, "Yasa sayesinde günahın bilincine varılır" dedi. Habil ile Kayinin günlerinde Ruhsal Yasa daha verilmemişti. Ancak Musa peygamberin zamanında verildi. Musa'ya verilen Yasada beş ayrı sunudan söz edilir. Bunlardan biri günah sunusudur. Ancak günahın ne olduğu Yasa'da belirtildiği zaman günahın bilincine varıldı. Kayin, günah bilincine sahip olmadığı için tehlikede olduğundan habersizdi. Onu uyaracak bir ruhsal yasa olmadığı için de Rabbin kendisi onu özel olarak uyardı. Ama Kayin dinlemedi. Kutsal Kitap Kayin hakkında hiçbir olumlu söz içermiyor. Yuhanna'nın ilk mektubunda sevgi hakkında yazarken, sevginin tersini temsil eden Kayin hakkında şöyle yazdı: "Başlangıçtan beri işittiğiniz buyruk şudur: birbirimizi sevelim! Şeytana ait olup kardeşini öldüren Kayin gibi olmayalım. Kayin kardeşini neden öldürdü? Kendi yaptıkları kötü, kardeşinin yaptıkları doğru olduğu için onu öldürdü" (1 Yuh 3:11,12). Evet, günah kapıda pusuya yatmıştı. Kayin bu pusuya düşmemek için Habilin yaptığı gibi bir kurban sunmalıydı. Rab onu uyarmıştı. Kayin bu uyarıya kulak asmadı. Bir sonraki ayette, önceden tasarladığını nasıl uygulamaya giriştiğini okuyabiliriz
Kayin kardeşi Habil'e, "Haydi tarlaya gidelim" dedi. Tarlada birlikteyken Kayin kardeşine saldırıp onu öldürdü. Rab Kayin'e "Kardeşin Habil nerede?" diye sordu. Kayin," Bilmiyorum, kardeşimin bekçisi miyim ben?" diye karşılık verdi.(Yarat 4:8,9)
Bu gencin küstahlığına bakın! Kime hitap ediyor? Yüce Allah'a karşı böyle konuşulur mu? Bu küstah genç ne kardeşinin yaşamına ne de o yaşamı vermiş olan Rab Allah'a karşı saygı göstermesini biliyor. Yapmış olduğu korkunç işi saklamaya çalışıyor, ama Rabden bir şey saklanılır mı ki! Rabbin kendisi diyor ki "Örtülü olup da açığa çıkarılmayacak, gizli olup da bilinmeyecek hiçbir şey yoktur" (Mat 10:26). Senin Rab Allah'a karşı tutumun nedir? Günah işlediğin zaman sen de Ona küstahça cevap mı veriyorsun? Ya da işlediğin günahı gizlemeye, ört bas etmeye mi çalışıyorsun? "gizli olup da bilinmeyecek hiçbir şey yoktur". Hiç kimsenin bilmediğini sandığın en gizli günahını bile Rab biliyor. Rabbin senden beklediği, bu yaşamdayken o günahlarının çaresine bakmandır. Çünkü mezar ötesine geçtiğin zaman her günahın konusunda hesap verme zorunda kalacaksın. Eğer günahların İsa Mesih'te bağışlanmamışsa Rabbin önünde ne diyeceksin. "Günahın karşılığı ölümdür" der Tanrı Sözü, hem de sonsuz ölüm. Bu dünyada günahlarına bağış sunuluyor, ama ölümden sonra günahların bağışı olamaz. Gizli olsun ya da açık, her günahın için senden hesap sorulacaktır. Sakın Kayin gibi olma. Onun gibi sen de günahını örtbas etmeye çalışıp, "Kardeşimin bekçisi miyim?" diye küstahlık gösterme.
Kayin, Rabbe karşı böyle küstahça cevap verince Rab ona "Ne yaptın?" dedi. "Kardeşinin kanı topraktan bana sesleniyor."(Yarat 4:10)
Bu ayeti yanlış anlamayalım . Öldürülmüş olan Habil'in kanı bizim bildiğimiz şekilde, sesli olarak konuşmadı. Bu mecazi anlamında kavranmalı. Rab her şeyi biliyor. O biliyordu ki Kayin, kardeşi Habil'i tarlada öldürmüştü. Ama Kayin'in döktüğü kan insanın kötü yüreği hakkında kitaplar dolusu söz söylenmiş gibi oluyor. Yalnız öldürülen Habil hakkında değil, çağlar boyu insanın kendi insan kardeşinin canına nasıl kıydığını ve kıymaya devam edeceğini topraktan haykırmaktadır. İbranilere mektubunda Mesih İsa'ya iman etmiş kişilere hitaben şöyle yazar: "Herkesin yargıcı olan Tanrı'ya, yetkinliğe erdirilmiş doğru kişilerin ruhlarına, Yeni Antlaşmanın aracısı olan İsa'ya ve Habil'in kan