Tiranus.Org  

 


 ANA SAYFA     KAYIT FORMU   DERSLER     RADYO KUMRU    KÜTÜPHANE  SANAT   

 
  Tiranus.ORG - Açık Öğretim 14. Dersin Notları
 

Text Box: 14. DERS  -  TANRI’NIN YARGISI ve
         KURTARIŞI

 

 

 

 


 

Text Box: Ders Çalışma Süresi:   En Az: Bir hafta
 En Çok: Bir Ay
Not: Özel durumlarda gecikebilir

 

 

 

 

Bu dersi ciddi şekilde çalışmak istiyorsanız yanınızda bir Kutsal Kitap, not defteri ve tükenmez kalem bulundurmanız şarttır. Verilen ayetleri dikkatle okuyunuz. “Ek Bilgiler” sayfasının başında önerilen kitap listesindeki tüm kitapları temin edip ders çalışmalarına ek olarak okursanız daha zengin ve berek etli bilgiye sahip olacaksınız.

 

 

Tanrı’nın Yargısı ve Kurtuluşu

(Mısırdan Çıkış 7.-15. bölümler)

 

1. RAB, Musa, Harun ve Firavun aracılığıyla Kendisini Mısır halkına açıklıyor.

 

(Çıkış 7:1-7)  RAB, “Bak, seni firavuna karşı Tanrı gibi yaptım” dedi, “Ağabeyin Harun senin peygamberin olacak. Sana buyurduğum her şeyi ağabeyine anlat. O da firavuna İsrailliler'i ülkesinden salıvermesini söylesin. Ben firavunu inatçı yapacağım ki, belirtilerimi ve şaşılası işlerimi Mısır'da arttırabileyim. Ama firavun sizi dinlemeyecek. O zaman elimi Mısır'ın üzerine koyacağım ve onları ağır biçimde cezalandırarak halkım İsrail'i ordular halinde Mısır'dan çıkaracağım.Mısır'a karşı elimi kaldırdığım ve İsrailliler'i aralarından çıkardığım zaman Mısırlılar benim RAB olduğumu anlayacak.” Musa'yla Harun RAB'bin buyurduğu gibi yaptılar.  Firavunla konuştuklarında Musa seksen, Harun seksen üç yaşındaydı.

 

(Çıkış 8:10)   Firavun, “Yarın” dedi. Musa, “Peki, dediğin gibi olsun” diye karşılık verdi, “Böylece bileceksin ki, Tanrımız RAB gibisi yoktur.

 

(Çıkış 9:13-16RAB Musa'ya şöyle dedi: “Sabah erkenden kalkıp firavunun huzuruna çık, de ki, ‘İbraniler'in Tanrısı  RAB şöyle diyor: Halkımı salıver, bana tapsınlar.  Yoksa bu kez senin, görevlilerinin, halkının üzerine bütün  belalarımı yağdıracağım. Öyle ki, bu dünyada benim gibisi olmadığını öğrenesin. Çünkü elimi kaldırıp seni ve halkını salgın hastalıkla vurmuş olsaydım, yeryüzünden silinmiş olurdun.Gücümü sana göstermek, adımı bütün  dünyaya tanıtmak için seni ayakta tuttum.

 

 

v     RAB Tanrı, istediği zaman Firavun’u ve tüm Mısırlılar’ı yok edebilirdi, ama onlara merhamet gösterdi ve Kendi amacı için kullanmaya karar verdi.

 

(Çıkış 9:29Musa, “Kentten çıkınca, ellerimi RAB'be uzatacağım” dedi, “Gök gürlemeleri duracak, artık dolu  yağmayacak. Böylece dünyanın RAB'be ait olduğunu bileceksin.

 

(Çıkış 10:1-2RAB Musa'ya, “Firavunun yanına git” dedi, “Belirtilerimi aralarında göstermek için firavunla  görevlilerini inatçı yaptım. Mısır'la nasıl alay ettiğimi, aralarında gösterdiğim belirtileri sen de çocuklarına,  torunlarına anlat ki, benim RAB olduğumu bilesiniz.”

   

v     RAB Tanrı, tüm kralları, kişileri, olayları, doğa güçlerini kullanarak Kendisini dünyaya tanıtıyor.

 

2. Tanrı, gücü ve mucizeleri ile Kendisini tanıtıyor.  

 

(Çıkış 7:8-13) RAB Musa'yla Harun'a şöyle dedi:  “Firavun size, ‘Bir mucize yapın’ dediğinde, söyle Harun'a, değneğini alıp firavunun önüne atsın. Değnek yılan olacak.” Böylece Musa'yla Harun firavunun yanına gittiler ve RAB'bin buyurduğu gibi yaptılar. Harun değneğini firavunla görevlilerinin önüne attı. Değnek yılan oluverdi. Bunun üzerine firavun kendi bilgelerini, büyücülerini çağırdı. Mısırlı büyücüler de büyüleriyle aynı şeyi yaptılar. Her biri değneğini attı, değnekler yılan oldu. Ancak Harun'un değneği onların değneklerini yuttu. Yine de, RAB'bin söylediği gibi firavun inat etti ve Musa'yla Harun'u dinlemedi.

 

(Çıkış 7:21-22) Irmaktaki balıklar öldü, ırmak kokmaya başladı. Mısırlılar ırmağın suyunu içemez oldular. Mısır'ın her  yerinde kan vardı.  Mısırlı büyücüler de kendi büyüleriyle aynı şeyi yaptılar. RAB'bin söylediği gibi Firavun inat  etti ve Musa'yla Harun'u dinlemedi.

   

(Çıkış 8:7Ancak büyücüler de kendi büyüleriyle aynı şeyi yaptılar ve ülkeye kurbağaları saldılar

   

(Çıkış 9:11-12) Büyücüler çıbandan ötürü Musa'nın karşısında duramaz oldular. Çünkü bütün Mısırlılar'da olduğu gibi  onlarda da çıbanlar çıkmıştı. RAB Firavun'u inatçı yaptı, RAB'bin Musa'ya söylediği gibi, Firavun Musa'yla             Harun'u dinlemedi.

   

A. Şeytan’ın çok gücü var ve bu gücünü dünyadaki insanlar imansızlıkları içinde kalsınlar diye kullanıyor. 

         

1.  Şeytan mucize yapar ama Tanrı Şeytan’dan her zaman daha güçlüdür.

2.  RAB Kendi amacı ve yüceliği için Şeytan ve onun hizmetçilerini kullanıyor.

   

B. Mucizeler olunca tepki olarak insanlar her zaman Tanrı’ya dönmüyorlar, Ona tapınıp inanmıyorlar. İsa aynı durumu gördü.

 


 

3. RAB, felaketleri göndermekle Mısır’da Kendisini tanıtıyor.

           

  1. RAB Tanrı Kendisini hem Mısırlılar’a hem de Kendi halkına göstermek istedi.

 

  1. Mısırlılar çok acı çekti ama RAB Kendi halkını korudu.  İsrail halkı ise her şeyi izledi!

    1. Tanrı’nın gazabının nasıl bir şey olduğunun anlaşılması gerekiyordu.  (Sodom ve Gomora olayında olduğu  gibi)

    2. İsrail halkı Tanrı’nın bereketini aldığında veya gazabının hedefi olmadığı zaman bir şeyi unutmamalıydı: Tanrı’nın bereketi ve merhameti bu halkın veya herhangi bir kişinin diğerlerinden daha iyi olduğu için değildir. Bunun sebebi RAB’bin egemen lütfudur ve her bereket bu lütfuna dayanıyor.   

         

  1. Rab felaketleri gönderdiğinde Kendi halkını Mısırlılar’dan ayırdı.

 

(Çıkış 8:22-23“‘Ama o gün halkımın yaşadığı Goşen bölgesinde farklı davranacağım. Orada atsineği olmayacak. Böylece bileceksin ki, bu ülkede RAB benim. Kendi halkımla senin halkın arasına fark koyacağım.”

 

(Çıkış 9:3-4RAB'bin eli kırlardaki hayvanlarınızı -atları, eşekleri, develeri, sığırları, davarları- büyük kırıma uğratarak sizi cezalandıracak. RAB İsrailliler'le Mısırlılar'ın hayvanlarına farklı davranacak. İsrailliler'in hayvanlarından hiçbiri ölmeyecek.”

 

(Çıkış 9:18-21“Yarın bu saatlerde Mısır'a tarihinde görülmemiş ağır bir dolu yağdıracağım. Şimdi buyruk ver, hayvanların ve kırda neyin varsa hepsi sığınaklara konsun. Dolu yağınca, eve getirilmeyen, kırda kalan bütün insanlarla hayvanlar ölecek.’“ Firavunun görevlileri arasında RAB'bin uyarısından korkanlar köleleriyle hayvanlarını çabucak evlerine getirdiler. RAB'bin uyarısını önemsemeyenler ise köleleriyle hayvanlarını tarlada bıraktı.

           

D. Tanrı, tövbe edebilmeleri için Mısırlılara fırsat verdi; bazıları RAB’den korktu ve Ona inandı. 

 

(Çıkış 9:25-26)  Dolu Mısır'da insandan hayvana dek kırdaki her şeyi, bütün bitkileri mahvetti, bütün ağaçları kırdı. Yalnız İsrailliler'in yaşadığı Goşen bölgesine dolu düşmedi.

 

(Çıkış 10:22-23) Musa elini göğe doğru uzattı, Mısır üç gün koyu karanlığa gömüldü. Üç gün boyunca kimse kimseyi göremez, yerinden kımıldayamaz oldu. Yalnız İsrailliler'in yaşadığı yerler aydınlıktı.

         

E. Gönderdiği son felakette Rab açık bir şekilde Kendi halkını kayırıyor.

 

(Çıkış 11:5-7)  Tahtında oturan firavunun ilk çocuğundan, değirmendeki kadın kölenin ilk çocuğuna kadar, hayvanlar dahil Mısır'daki bütün ilk doğanlar ölecek. Bütün Mısır'da benzeri ne görülmüş, ne de görülecek büyük bir feryat kopacak. İsrailliler'e ya da hayvanlarına bir köpek bile havlamayacak.’ O zaman RAB'bin İsrailliler'le Mısırlılar'a nasıl farklı davrandığını anlayacaksınız.

                           

F. Firavun Tanrı’nın Sözü’ne karşı inat etti ve yüreğini sertleştirdi. Tanrı, sadece o inatçı yüreği, sırf inat ettiği için duygusuzlaştırdı, katılaştırdı, nasırlaştırdı. (Rom. 9:10-23)

1.)    Firavun’un inatçılığı ilk 6 felakette kendisinden kaynaklanıyor. (Çıkış 7:22; 8:15; 8:32; 9:7)

2.)    Son üç felakette RAB Firavun’un yüreğini nasırlaştırdı. (Çıkış 10:1,20,27)

 

4. Bu on felaket Tanrı tarafında Mısırlıların ilahlarına karşı gönderildi.

   

Kan – Kurbağa – Sivrisinek – Atsineği – Hayvanların Ölümü – Çıban – Dolu – Çekirge – Karanlık – İlk Doğan Çocukların Ölümü

 

A.     Mısır’da Nil Irmağı hayat kaynağıydı ve ona tapınıyorlardı. Yani Nil nehri bir ilahtı onlar için. (İlk felaket nehir suyunun kana dönüştürülmesidir)

B.     Mısırlılar aynı zamanda güneşe ilah olarak tapınıyorlardı. Son felaketlerden birisi karanlıktı.

C.     Genellikle Tanrı, bir halkı yargıladığı zaman halkın ilahlarını kullanarak onları yargılar. Şimdi de Mısır’da Tanrı bu ülkenin ilahlarına tapınan kişileri yargılarken kendi ilahlarını kullanıyor. 

                     

(Çıkış 12:12) "O gece Mısır'dan geçeceğim. Hem insanların hem de hayvanların bütün ilk  doğanlarını öldüreceğim. Mısır'ın bütün ilahlarını yargılayacağım. Ben RAB'bim.

         

D.     Tanrı, putlarının ne kadar değersiz ve zayıf olduklarını gösterirken aynı zamanda Kendi üstünlüğünü göstermektedir.

         

(Çıkış 8:10Firavun, “Yarın” dedi. Musa, “Peki, dediğin gibi olsun” diye karşılık verdi, “Böylece bileceksin ki,  Tanrımız RAB gibisi yoktur.

 

5. Bu Mısır’dan çıkış olayı Tanrı’nın Eski Antlaşma’da döneminde gerçekleştirdiği en büyük kurtuluş eylemidir.

         

A. Bu olayla Kendisi hakkında açıklayan en açık gösterim oldu.

         

B. İsrail Ulusu’nun doğum günü, kuruluş günü ve yılbaşı oldu.

                        

(Çıkış 12:2) RAB Mısır'da Musa'yla Harun'a, "Bu ay sizin için ilk ay, yılın ilk ayı olacak" dedi.

 

6. Daha sonra “Fısıh” diye bilinen o gece son felaket geldi ve diğer felaketlerden çok farklıydı.

 

(Çıkış 12:21-30) Musa İsrail'in bütün ileri gelenlerini çağırtarak onlara şöyle dedi: "Hemen gidin, aileleriniz için kendinize davarlar seçip Fısıh kurbanı olarak boğazlayın. Bir demet mercanköşkotu alın, leğendeki kana batırıp kanı kapılarınızın yan ve üst sövelerine sürün. Sabaha kadar kimse evinden çıkmasın. RAB Mısırlılar'ı öldürmek için gelecek, kapılarınızın yan ve üst sövelerindeki kanı görünce üzerinden geçecek, ölüm saçanın evlerinize girip sizi öldürmesine izin vermeyecek. "Sen ve çocukların kalıcı bir kural olarak bu olayı kutlayacaksınız. RAB'bin size söz verdiği topraklara girdiğiniz zaman bu töreye uyacaksınız. Çocuklarınız size, 'Bu törenin anlamı nedir?' diye sorduklarında, 'Bu RAB'bin Fısıh kurbanıdır' diyeceksiniz, 'Çünkü RAB Mısırlılar'ı öldürürken evlerimizin üzerinden geçerek bizi bağışladı.'" İsrailliler eğilip tapındılar. Sonra gidip RAB'bin Musa'yla Harun'a verdiği buyruğu eksiksiz uyguladılar. Gece yarısı RAB tahtında oturan Firavun'un ilk çocuğundan zindandaki tutsağın ilk çocuğuna kadar Mısır'daki bütün insanların ve hayvanların ilk doğanlarını öldürdü.  O gece Firavun'la görevlileri ve bütün Mısırlılar uyandı. Büyük feryat koptu. Çünkü ölüsü olmayan ev yoktu.

   

A. RAB, halkını Mısırlılar’dan ayırmak istedi ve diğer uluslardan farklı olduğunu gösterdi.

                                 

(Çıkış 11:7) İsrailliler'e ya da hayvanlarına bir köpek bile havlamayacak.' O zaman RAB'bin İsrailliler'le Mısırlılar'a nasıl farklı davrandığını anlayacaksınız.

         

B. İsrailliler’in kurtuluşu bir şarta bağlıydı: Kurban kesmeleri gerekiyordu.

1.      Kurban kesilmeseydi İsrailliler’in ilk doğanları da ölecekti.

2.      Kusursuz kuzu kesilir ve kanı doğru bir şekilde sunulur.

3.      Kan kapının yan ve üst eşiğine sürülür.

4.      “Fısıh” sözcüğü “üzerinden geçmek” anlamına gelir ve RAB, bu kurban kanını gördüğü zaman İsrail halkının oturduğu evlerin üzerinden geçiyor ve ölüm onlara dokunmuyor.

5.      Burada ilk doğanın yerini kesilen kurban alıyor. Yani, kuzu ilk doğanı temsil ediyor.

         

C. Bu felaket diğerlerinden farklıdır çünkü RAB Tanrı sadece bir felaket göndermiyor, aynı zamanda kurtuluş sağlıyor.

         

D. Bu felakette ilk doğanların hepsi öldürüldü ve her Mısırlı ailede ölen vardı.

         

E.  İsrail halkı kimden ve nelerden kurtuluyor? 

1.      Mısırlılar’dan mı? Hayır, o ertesi gün olacak. 

2.      Bu felaket Kimden geliyor? TANRI’dan geliyor!

3.      Bizim günahımız yüzünden Tanrı’nın gazabından kurtarılmamız gerekiyor ve Tanrı’nın Kendisi kurtuluş yolunu sağlıyor

 

F.  Hatırlayalım: Tanrı değişmiyor. İnsanlar kendi kendilerini kurtaramazlar.

1.      Tanrı Aden Bahçesinde Adem ve Havva’nın hazırladığı kıyafetleri reddetti.

2.      Tanrı Kayin’in kendi düşüncesine göre hazırlamış olduğu sunuyu kabul etmedi.

3.      Tanrı, Nuh’a şahsen kendisinin verdiği özel talimatlarına göre bir gemi yapmasını söyledi.

4.      Tıpkı onun gibi İsrail Oğulları da şimdi Tanrı’nın talimatlarına uymak zorundaydılar.

5.      Tanrı bugün de aynı kişiliğe sahiptir. O binlerce yıl içerisinde hala değişmedi.

6.      İnsani fikirlere ve hayallere dayanarak Tanrı’ya yaklaşamayız. Biz sadece Tanrı’nın sağladığı bir yöntemle O’na yaklaşabiliriz. O’nun gösterdiği şekilde Ona gelmezsek kesinlikle O bizi reddedecektir.

 

7. Özet olarak

 

  • Kutsal Kitap’ın tanıttığı Tanrı dünyadaki diğer inançlardaki tanrıdan farklıdır.

  •  

  • Tanrı, Kendi gerçek karakterini ve günahkâr insanları kurtarma planını açıklamak için yeni bir halk oluşturup onu Kendi amaçları için ayırdı.

  •  

  • Bu halkın tarihçesi ve onunla ilgili olaylar aracılığıyla gereken  kurtuluşu sağlayacaktır.

  •  

  • Bu olaylarda Tanrı açık bir şekilde birkaç gerçeği tekrar vurguluyor:

  •  

  • Tanrı evrenin hükümdarıdır ve istediğini yapıyor ve kimse O’nu durduramaz.

  •  

  • Tanrı’nın kurtuluş planının temeli kurbandır ve günahın bedeli ölümdür.

  •  

  • Tanrı’nın, dünyadaki her insanı yargılama hakkı var ve hiç kimse bu yargıdan kaçamaz.

 

Text Box: EK BİLGİLER

 

 

 

 


 

Text Box: Aşağıda verilen ek bilgiler Kutsal Kitap çalışmanıza yardımcı olsun diye size sunuluyor. Tavsiye edilen kitapları okumadan dersleri tam anlamıyla kavrayamayacaksınız. Aşağıda “Tanrı’nın Öznitelikleri“ başlıklı çalışma ve sorular daha ileri aşamaya gitmek isteyen öğrencilerimiz içindir.

 

 

Okumanız Gereken Kitaplar:

 

       Tanrı Öğretisi                                                           Bruce Milne

İncil’in Özü                                                               F.F.Bruce

Hristiyanlığın Temelleri                                         John Stott

         Vaat                                                                            George Bristow

 

VCD Üzerinden izlemenizi önerdiğimiz Kayıtlar:

                 İmanın Zaferi – Kızıl Deniz Olayı                          Kamil Musa

 

 

ON BELA

 

Musa Firavun ile tekrar konuşmak için Rab tarafından teşvik edildi. Yine Firavundan aynı dilekte bulunacak ve İsrailoğullarını serbest bırakmasını ondan isteyecektir. Musa'nın değneği bir yılana dönüşecek, ama Mısırlıların büyücüleri de aynı belirtiyi yapacaklar. Firavun'un yüreği sertleşecek. Bunun üzere Tanrı ilk belayı gönderip Nil ırmağının sularını kana dönüştürecektir.

 

Rab Allah ile Mısırlıların ilahları arasındaki savaş daha başlamadı, ama az sonra buna tanık olacağız. Rab bu savaş için hem İsrailoğullarını, hem Musa ile Harun'u hem de Firavun'u hazırlamaktadır.

 

Firavun'un önünde duracak olan Musa'dır, ama konuşacak olan Harun'dur. Neden? Musa dilini mi yutmuştu? Bir kekemesi mi vardı? Yoksa başka bir mahzuru mu vardı? Ben şahsen inanıyorum ki Musa'nın sorunu psikolojik bir şeydi. Çölde kırk yıllık bir süre içinde çobanlıktan başka bir şey yapmayan, insanlarla en az ilişkisi olan bu adam herhelde Firavun gibi birisinin önünde konuşmaktan korkuyor olmalıydı. Bu görev için kendini yetersiz görüyor olmalıydı.

 

Rab bir şeye açıklık getirmek istiyordu: İsrail halkını kölelikten, Mısırlıların elinden kurtaracak olan yüce Tanrı'nın kendisiydi. Bu gerçeği bugün kendi hayatımızda da görmeliyiz. Bazen soruyoruz: Acaba Tanrı bugün imanlılar arasında neden büyük işler yapmıyor? Tabii ki bu soruya tek bir yanıt veremeyiz, ama yanıtlardan biri şudur: İş yapabilmesi için Rab’be fırsat vermiyoruz. Ya da Rab kilise topluluğunda bir iş yapacak olsa ya bir kişi ya da bir kuruluş bu konuda 'aferin' alma hevesindedir. Rabbe yüceliği vermek isteyenler azdır. Her durumda başarıyı kendi yeteneklerimize mal etmeye kalkarsak ve Rabbin yaptığı işlerde bile yüceliği kendimize almak istersek Rabbin görkemli ve güçlü bazusu görülmeyecek. Şunu iyice anlamalıyız ki Rab, insani unsurları ve girişimleri sonsuz işlerinde kullanamaz ve bunları bir yana itme zorundadır. Tanrı, Kutsal Ruh'u aracılığıyla Resul Pavlus'un ağzından şöyle konuştu: " Ama günah, bu buyruğun verdiği fırsatla içimde her türlü açgözlülüğü üretti. Kutsal Yasa olmadıkça günah ölüdür " (Rom 7:8)

 

Doğal insanın yapısında işe yarar hiçbir şeyin olmadığını kabul etmek bazıları için çok zordur, bunu biliyorum. Çünkü insanların çoğu kendi doğal yeteneklerine dayanmaya alışıktırlar. Özellikle acil durumlarda insan Rabbe güveneceği yerde hemen kendi yetenek ve becerilerine başvurur. Ancak bilmeliyiz ki Rab bizim bedensel yeteneklerimizi istemez. İstemez çünkü onları kullanamaz. Bir örnek vereyim; Diyelim ki bir kuyumcu çok ince bir iş yapmak istiyor. Haydi diyelim bir kolye. Bu kolyede altın ve elmas kullanacak. Kolyeyi yaptırmak isteyen müşteri ona bir külçe altın ve biraz kurşun verir. Kuyumcu şaşırır. "Bu kurşun ne?" diye sorar. "Kolyenin yapımında kullanırsın" diye gelir yanıt. "Hanımefendi, bu kurşunu kolye için kullanamam" der kuyumcu. Neden? Çünkü yapılacak iş için altın ve elmas gerektir. Rabbin yapacağı sonsuz işler için de sonsuz değerleri içeren maddeler gerektir. Bunlar arasında bedensel yetenek ve beceriler yoktur.

 

Gerçek Değerler

 

Değer yargılarımız çok kez yamuk oluyor. Sonsuz ve kalıcı şeylere değer vereceğimiz yerde geçici şeylere değer veririz. Örneğin gençlerimiz gençliğin hiç sona ermeyeceği yaklaşımıyla hayatlarını sürdürürler ve bir açıdan gençliklerine çok önem veririler.  Gençlik, canlı gözleri, kırmızı yanakları, esnek beden eklemlerini dile getirir. Yaşamın yapıcılığından, umut ve beklentilerden, dostluktan, birbirine sahip çıkmaktan söz eder. Bu değerlerin tadını çıkarmakta zarar yoktur, ama yaşamın değerleri sadece gençlik ölçeği ile ölçülemez. Yaşlılık çok kez sönük bakışları, buruşuk yanakları, yaşamın yükü altında inleyen eklemleri göz önünde canlandırır. Yaşamın yıkıcılığından, hayal kırıklığı ve umutsuzluktan, yalnızlıktan, terkedilmekten yakınır. Ama bunların yanısıra yaşlılığın beraberinde getirdiği hikmet ve deneyim gibi değerler de vardır. Nasıl ki günün saati değişirken güzelliği de değişir, buna benzer şekilde, yaşamın değişkenliği de iç açıcı olabilir. Gençlik ile yaşlılık birbirine karışırken, günün ikindisi gibi zevkli bir yaşam karışımı ortaya çıkar. Yaşamın bu ikindisinde gençliğin gücü ile yaşlılığın hikmeti el şıkışır. İnsan yaşamının her safhası yeni bir deneyim! Senin şu andaki yaşam tutumun nedir? Hep yakınıyor musun? Gençliğin boşa harcandı, evliliğin mutsuzdur ya da evlâtların hayırsız çıktı diye sürekli yakınıyor musun? Hayata yanlış gözlüklerle bakıyorsun arkadaşım. Asıl değerler ne gençliğin cıvıl cıvıl kaynaşan canlılığında ne de yaşlılığın birikim hazinesindedir.

 

Bliyor musun, şu anda senin yeryüzündeki bu hayatın, gökte bir çeşit banta alınmaktadır. Yaptığın işler, söylediğin sözler, düşündüğün düşünceler senin yaşamının mozaiğini oluşturmaktadır. Senin hayatının günbatımındaki renkleri ne gibi şeyler oluşturacak? Yakınma, kin, nefret, düşmanlık ve çekememezlik mi? Hayır! Sevgiden söz edelim. Sevecenlikten, yararlılık, yapıcılık ve diğerkamlıktan! İşte kalıcı değerler bunlardır. Yaşamının batımında olduğu kadar gençlik yıllarında da en çarpıcı renkleri oluşturacak olan bu erdemlerdir. Davut peygamber şöyle der: "Gençtim ve yaşlandım. Doğru kişinin bırakıldığını görmedim" (Mez 37:25). Evet, asıl değerler doğruluk, kutsallık, sevecenlik gibi göksel değerlerdir.Tutumunu, davranışını düzene koy kardeşim. Hayatının günbatımı bir sürü acı anılarla dolu olmasın. Seni seven ve koruyan bir Tanrı'mız vardır. O seni asla terketmek istemez. Kendi çocuklarını hep çocuk olarak görür, 'genç' ya da 'yaşlı' diye çocukları arasında ayırım yapmaz. Tanrı senin Baban olduğu zaman, hayatının günbatımı, gündoğumundan daha parlak olacaktır. Çünkü bu Tanrı'ya bağlanan kişinin günbatımı, sonsuz yaşama açılan gündoğumu olacaktır.

 

Tanrı'nın ilgilendiği, din kalıpları değil, yaşamdır! Yaşayan Rab, yaşamın kaynağı olan Tanrı, insana da dolu bir yaşam vermek ister. Şöyle ki bu sonsuz yaşam, sırasıyla alıcısının içinde, sonsuza fışkıran bir yaşam kaynağı olsun. "Toprak kaplar içinde bir hazine" vermek ister her bireye. Fiziksel yaşamın bitiminde, toprak kaplar kırıldığı zaman o göz kamaştırıcı hazine en güzel renklerle parlayacaktır. O zaman hayatın günbatımı ne güzel olur, değil mi?  Bunların sağlanması için Tanrı, şimdiki yaşamda senin hayatının mimarı olmak ister. Önce seni karanlıkta bırakmak isteyen günahlarından kurtulmalısın. O senin kurtarıcın olmadan Baban olamaz.

 

İsrailoğullarına gelince onlar Rabbin seçmiş olduğu ve kölelikten kurtarmak istediği bir halktı. Tanrı onlara kendi çocuğu gibi bakıyordu, ama baba-çocuk ilişkisinin başlayabilmesi için onların tümüyle kölelikten kurtulmaları gerekiyordu. Bu kurtarış için Musa’yı seçti ve Harun’u da onun konuşmacısı atadı. Şimdi Firavun'un önünde dilsizmiş gibi duran Musa'nın durumu bize ne diyor? Şunu: Rab insani yetenekleri bir tarafa itip Harun'un konuşmasına izin verdi. Şimdi olayları Kutsal Yazılardan izlemeye devam edelim. Bu yedinci bölümün ilk ayetinde şöyle yazar:

RAB, "Bak, seni Firavun'a karşı Tanrı gibi yaptım" dedi, "Ağabeyin Harun senin peygamberin olacak. (7:1)

 

Peygamber Kimdir?

 

Peygamber nasıl bir kişidir, diye sorulacak olsa belki de bu birinci ayette verilen betimleme en uygunu olabilir. Musa, Firavun'a karşı Tanrı gibi olacaktı. Harun ise Musa'nın peygamberi yerini alacaktı. 'Peygamber' sözü belki de en çok kullanılan deyimlerden biridir. Sayısız insan peygamberlere ilişkin konularla ilgilenir, yaşamının bu açıdan nasıl etkileneceğini düşünür. Varlıkları peygamber etkisiyle yönetilen kişiler sayıca kabarıktır diyebiliriz. Ama bu noktada akla yine bazı çok önemli sorular gelir: Peygamber kimdir? Peygamber sözünün anlamı nedir? Peygamberin görevi nedir? Ne yapabilir, ne yapamaz? Peygamber kimlere ve ne yolda konuşur? Bu türden önemli soruları yanıtlamaya girişmeden peygamber sorununu içeren bilgiler daima kısıtlı kalacaktır. Önce peygamberin ne gibi bir özelliğe sahip olması gerektiğini kısaca açıklayayım. Peygamber, Tanrı'nın insana bildirmek istediği belli gerçekleri insan diliyle aktarandır. Peygamber Tanrı'nın sözcüsü olduğuna göre kendi kendisini tayin edemez, Tanrı tarafından seçilmelidir. Tanrı insana her zaman konuşmuştur. İnsanlık çağının başından günümüze kadar konuştu ve halâ bu gün Kutsal Sözü aracılığıyla konuşmaktadır.

 

Onun insana konuştuğu zamanı dönemlere ayıracak olsak iki önemli dönem çıkar önümüze. Birincisi Eski Antlaşma dönemi, ki Tanrı bu dönemde peygamberler aracılığıyla insana bol bol konuşmuştur. İkincisi ise Yeni Antlaşma dönemidir. Bu dönemde ise özellikle kendi özünden gönderdiği Sonsuz Söz İsa Mesih aracılığıyla konuştu ve hala konuşmaktadır. Dolayısıyla peygamberlere ilkin Eski Antlaşma çağında, Eski Antlaşma yazılarında rastlanır. Bilinen ilk ve en önemli peygamber Musa'dır. Musa'nın yeri kendine özgü, onun etkisi her zaman aynıdır. Musa'yı peygamber yapan özellik nedir acaba? Musa'nın peygamberliğinde beliren ilk özellik, yüce Tanrı'nın onu doğrudan doğruya çağırmış olmasıdır. Musa nasıl bir peygamber oldu, bu nasıl gelişti? Peygamber olmak Musa'nın aklından bile geçmiyordu. Çıkış kitabını detaylı olarak çalışmış olanlar Musa’nın yaşamı konusunda genel bilgiye sahiptirler sanırım. Şimdi onun hakkında bir iki açıklayıcı söz daha söylemek isterim. Bilirsiniz, Musa bir adamı öldürüp Mısır ülkesinden kaçma zorunda kalmış, Midyan'a sığınmıştı. Orada çobanlık yapıyordu. Bir gün sürülerini otlatırken bir çalılığın yanmakta olduğunu gördü. İlginç olan çalının sürekli yanmasına rağmen yok olmamasıydı. Merakla çalıya doğru döndüğünde Tanrı'nın sesini duydu. Musa, o güne dek hiç bir bağlantısı olmadığı Tanrı'ya tapındı. Tanrı İsrail halkını kurtarmak için onu Mısır'a göndereceğini bildirdi. Bu buyruk Musa'ya çok zor göründü. Çeşitli yollarla kendini özürlü göstermeye çalıştı. Ama Tanrı'nın isteği kesindi. Musa Tanrı'nın peygamberi olarak Mısır kralına gitmeli, İsrail halkını onun baskısından kurtarmalıydı. Böylece Musa Tanrı'nın peygamberi olarak seçildi ve onun aracılığıyla Tanrı güçlü ve görkemli işler uyguladı. Musa peygamberlerin en ünlülerinden biridir diyebiliriz.

 

Tanrı'nın doğrudan doğruya peygamberliğe çağırdığı Musa, söz dinlerliğiyle bilinir. Hiç bir durumda kendi görüşünü öne sürmedi, kendi yazılarını yaymadı. Tanrı'nın Kutsal Ruhu ona nasıl esin verdiyse öyle konuştu. Bu kişinin Tanrı'ya olan sevgisi ve saygısı su katılmamış özellik taşırdı. Kutsal Kitap Musa'yı yeryüzünün en alçak gönüllü insanı olarak tanımlar. İşte alçakgönüllülük, Tanrı peygamberinde beliren en önemmli bir özelliktir. Musa Tanrı'nın adaletine, kutsallığına, doğruluğuna tümden bağlıydı. Tanrı peygamberi olarak, Tanrı'nın bu özelliklerini yansıtan biriydi. Musa hısımlarına yakınlarına hiç bir hatırnazlıkta bulunmadı. İsrailoğullarını Mısır’dan çıkardıktan sonra Kız kardeşi Meryem'le kardeşi Harun'un günah işlediklerini görünce onları cezalandırmaktan çekinmedi.

 

Kendi yakınları da dahil, tüm halkının günahlarını, kötülüklerini bağıra bağıra açıkladı. Ama aynı zamanda çok sevdiği halkı ve daha çok Tanrı adı çamura batırılmasın diye en etkin ve şaşırtıcı aracı dualarını Tanrı'ya yükseltti. Musa Tanrı'nın var olduğunu kanıtlamaya çalışmadı. Var olan Tanrı'nın hak ve adalet kurallarını yaydı. Tanrı'nın var olduğu dünyanın yaratılışından bu yana bilinmektedir. Şeytanın, cinlerin bile bunu bildiği Kutsal Kitap'ta belirtilir. Tanrı'nın var olduğuna inanmak bir başarı mı sayılmalı? Koltukları kabartan bir tutum mu olmalı? Hayır, her insanın doğal olarak bilmesi gereken bir gerçek olmalı. Gerçek peygamber, Tanrı'nın var olduğunu bilir; böyle bir sorunu kanıtlamaya koyulmaz. Günahta, kötülükte, bencillikte başıboş dolaşan insanları Tanrı'nın önünde yere kapanmaya, günahtan dönmeye, yaşamda olumlu ürünler vermeye çağırır. Tanrı yargısını hiç çekinmeden belirtir ve duyurur. Neden? Çünkü gerçek peygamber, Rab Allah'ın yerine konuşan kişidir. Yani insanlara Tanrı'dan bir mesaj getiren birisi. Peygamberlik görevi kendine özgü bir şeydir. Yanlış anlaşılmasın, peygamber bir rahip olamaz ve aslında Rahibin yaptığı görevin tam tersini yapar. Şöyle: Peygamber Tanrı'dan gelir ve Tanrı'nın mesajını insana getirir. Yani Tanrı'yı temsil eder. Rahip  ise insandan alır ve Tanrı'ya getirir, yani insanı Tanrı önünde temsil eder. Rahip Allah için konuşamaz. Aynı şekilde peygamber insan için konuşamaz. Daha sonra göreceğiz ki Musa İsrailoğulları için rahiplik görevi de yapacak. Şu açıdan: Onların yokedilmemesi için Rabbe dua edecektir. O Rab Allah'ı temsil eder.Harun halkın önünde Musa'yı temsil edecek ve Musa da hem insanların hem de Firavun'un önünde Rab Allah'ı temsil edecektir.

 

Katılaşan Yürek

 

Rab Musa ile konuşmasını sürdürüp ona diyor

 

Sana buyurduğum her şeyi ağabeyine anlat. O da Firavun'a İsrailliler'i ülkesinden salıvermesini söylesin. Ben Firavun'u inatçı yapacağım ki, belirtilerimi ve şaşılası işlerimi Mısır'da arttırabileyim. (7:2,3)

 

Şimdi burada ve ileride okuyacağımız başka ayetlerde de kafa karıştıran bir durumla karşılaşıyoruz. Rab diyor ki Firavun'u inatçı yapacaktır. Ne demek oluyor bu? Rab gerçekten Firavun'un yüreğini katılaştırıp onu inatçı yaptı mı? Evet, onun yüreğini katılaştırdı, ama insan yüreği hakkında Rabbin ne yazdıklarını önce düşünelim. İsa Mesih bir kez yürek temizliği ile beden temizliğini kıyaslarken şöyle dedi: “Çünkü kötü düşünceler, cinayet, zina, ahlaksızlık, hırsızlık, yalan tanıklık ve iftira hep yürekten kaynaklanır.” (Mat 15:19)

 

Firavun’un yüreği kötü olmasaydı Rab kalkıp da onu kötüleştirmezdi, katılaştırmazdı.  Diyelim ki bu Firavun yumuşak yürekli birisiydi. İsrail halkının aciz durumunu iyi anlıyor ve onları kölelikten kurtarmak için elinden geleni yapmaya çalışıyor. Şimdi böyle bir Firavun söz konusu olsaydı ve Rab böyle yumuşak yürekli birisinin yüreğini kasten katılaştırmış olsaydı çok adaletsiz bir Tanrı olurdu. Daha sonra göreceğiz ki İsrailoğullarının yürekleri Tanrı’ya karşı katılaşacaktır. Katılaşmayı oluşturan Rab değil, insandır. Bu konuda İbraniler kitabında İsrail halkının başına gelenler konusunda şöyle yazar:

 

“Gücendirme olayında, çöldeki denenme gününde olduğu gibi yüreklerinizi katılaştırmayın. Atalarınız orada beni sınayıp denediler ve kırk yıl süreyle yaptığım işleri gördüler. İşte bunun için o kuşağa öfkelendim ve, 'Bunların yüreği hep yanılır' dedim, 'Onlar benim yollarımı bilemediler” (İbr 3:10) Değerli kardeşim, Firavun’un yüreği zaten sertti. Rab bazı olaylar sayesinde onun yüreğinin ne kadar sert olduğunu sergileyecekti. Yani Rab Allah kalkıp da kendi gücünü göstermek amacıyla yumuşak yürekli birisinin yüreğini kasten katılaştırmadı. Burada yazılanları bu şekilde yorumluyorsanız ve Rabbin haksızca birisini inatçı kıldığını sanıyorsanız hata yapıyorsunuz demektir. Aslında orijinal İbranice'de kullanılan sözcük tam olarak "inatçı yapmak" diye çevrilemez. Bir ipin bükülerek sertleştirilmesini dile getirir. Rab Firavun'un yüreğini bükecek ve o yüreğin içinde ne varsa ortaya çıkaracaktır. Yani Firavun'u öyle bir duruma getirecek ki sonunda Firavun zaten yapmak istediği şeyi yapacaktır.

 

Yeni Antlaşma kesiminde de bazı örneklere baktığımızda görüyoruz ki insanların yüreğini katılaştıran Rab değildir. Yürek zaten katı olduğu için Rab bunu açığa vurur. Örneğin Hananya ve safira olayında bu karı koca Rabbi aldatmak istemişlerdi. Bir parça tarlayı satıp sanki elde ettikleri paranın hepsini Rabbe getiriyor gibi davrandılar, ama aslında paranın yarısını kendilerine saklamışlardı. Kutsal Söz diyor ki, “Petrus ona, "Hananya!" dedi, "Nasıl oldu da yüreğini Şeytan'a verdin, Kutsal Ruh'a yalan söyleyip tarlanın parasının bir kısmını kendine sakladın?” (Elçi 5:3)

Görüyoruz ki Hananyanın yüreğini şeytan önceden kötülükle doldurmuştu. Bu nedenle Petrus’un sezinleme ruhu karşısında bu yürek açığa vuruldu. Firavun’un yüreği de şeytani amaçlarla doluydu. Rab onu sıkıştıracak ve bu kötü yürek Rabbe karşı katılaşacaktır. Firavun günümüzün politikacılarından bazılarına benzer. Tam ne söylemek istediğini belirtmiyordu. Yüreğinde olanı açığa vurmuyor, bir şeyi yapacağım derken bakarsınız onun tam tersini yapıyor. Firavun, İsrailoğullarını serbest bırakmak amacında değildi, ama yine de sanki onlara iyi davranmak istiyormuş izlenimini vermeye girişiyordu. İyi yürekli bir kral olduğu intibasını yaratmaya çaışıyordu, ama aslında İsrail halkı konusunda en sert bir tutumu benimsemişti. Rab Firavun'un yüreğindeki sert tutumu açığa çıkaracaktır. İşte bu nedenle "Onu inatçı yapacağım" dedi. Firavun zaten inatçıydı. Rab onun inatçılığını ortaya çıkaracaktır.

Bazı insanlar var, bir şeyi yapacaklarına söz verirler, ama ancak onları mahkeme önüne çıkardıkları zaman söz verdikleri şeyi yapma zorunda kalırlar.

 

 Geçenlerde bir dostum ile konuşuyordum. Son günlerde ticaretin ne kadar zorlaştığından yakınıyordu. Birisinden senet almış, vadesi dolunca parasını almaya gitmiş ama adam "veremem" demiş. Birkaç defa gitmiş ama her defasında "Param yok, veremem" demiş. Sonunda dostum onu mahkemeye vermek zorunda kalmış ve böylece parasını almış.

 

İşte Firavun'un durumunda da Rab buna benzer bir şey yaptı. Firavun'un yüreği çok katıydı, ama bunu dışarıya vurmak istemiyordu. Yüreğinde karar vermişti. Ne olursa olsun, ülkenin ekonomisine büyük bir katkıda bulunan İsrail halkını salıvermeyecekti. Rab onun yüreğindeki bu tutumu sergiye çıkaracaktır. "Yüreğinde saklı olan bu tutumunu açığa vuracaksın" diyor ona. Bu konuda Rab, Firavunun bileğini bükecek ve bir şeyler yapması için onu zorlayacaktır.

 

Rab bu yöntemi başka durumlarda da kullanacaktır. Yargılanmak için O'nun önüne çıkan her kişiyi bu şekilde zorlayacaktır. O'nun önünde hiçbir şeyimizi gizleyemeyeceğiz. Artık kendimizi olduğumuzdan başkaymışız gibi gösteremeyeceğiz. Eminim ki bazılarımız için bu beklenti oldukça ürkütücüdür.

 

Rab, Musa ile Haruna konuşarak diyor

 

Ama Firavun sizi dinlemeyecek. O zaman elimi Mısır'ın üzerine koyacağım ve onları ağır biçimde cezalandırarak halkım İsrail'i ordular halinde Mısır'dan çıkaracağım. Mısır'a karşı elimi kaldırdığım ve İsrailliler'i aralarından çıkardığım zaman Mısırlılar benim RAB olduğumu anlayacak." (7:4,5)

 

Ne demek istiyor Rab? Bir açıklama olacağını bildiriyor. Yapacağı iş sonucu Firavun'un iç yüzü ortaya çıkacak ve aynı zamanda Rab'bin gerçekten kim olduğu da belli olacaktır. Mısırlılar Rabbin kim olduğunu öğrenecekler. Musa ile Harun sonunda Rabbe güvendikleri için haklı çıkacaklar.

 

Musa'yla Harun RAB'bin buyurduğu gibi yaptılar. Firavun'la konuştuklarında Musa seksen, Harun seksen üç yaşındaydı. (7:6,7)

 

İşte burada Harun'un Musa'dan üç yaş daha büyük olduğu belirtiiiyor.

 

RAB Musa'yla Harun'a şöyle dedi: "Firavun size, 'Bir mucize yapın' dediğinde, söyle Harun'a, değneğini alıp Firavun'un önüne atsın. Değnek yılan olacak." (7:8,9)

 

Ruhsal konularda kanıt sağlamak çok kez zor oluyor. Birisi Rab’den konuştuğunu nasıl kanıtlayabilirdi? Firavun Harun ile Musa'dan bu konuda bir belirti isteyecekti. Yani bir çeşit kimlik gösterilmesi gerekecektir. "Bana gelip benden büyük bir talepte bulunuyorsunuz, ama bunu ne hak ya da yetki ile yapıyorsunuz?" gibi bir soru soracaktır onlara. Yetki sahibi olduklarını nasıl göstereceklerdi? Harun'un elindeki değnek Rabbin onlara verdiği yetkinin kanıtı olacaktır. Daha sonra bu değnek birçok mucizenin yaratılışında rol oynayacaktır, ama şunu önceden bildirmek isterim: Değnek sadece yetkinin bir sembolüdür. Asık yetki Rabbin kendisindendir.

 

Ne yazık ki bugün binlerce imanlı, cansız kilise toplantılarından, ölü dini geleneklerden ve Rabden bir bereket görememekten bıkkın haldeler. Bu konuda kendilerine göre mutlaka haklılar da ama eminiz Rabbimiz de bizi böyle görmekten son derece bıkkın ve üzgündür. Hatta Eski Antlaşma’da ve Yeni Antlaşma’da bu konuda Rab pek çok eski peygamberi yargılamıştır. Günümüzde insanlar yeni ruhsal tecrübelerin yanısıra yeni birçok mucizeler görmek istiyorlar.  Neredeyse, Rabbin sözüne uyup iman etmek  ve O’nun sözlerini ciddiye almak için mucizeler yaratacak bir peygamber bekliyoruz adeta. Bilmiyor muyuz? Bizim inancımız zaten doğaüstü bir inanıştır.  Tanrı'nın bugün de mucizeler yapmıyacağını söylemek yalan olur.

 

Resul Pavlus bu içinde bulunduğumuz son günler hakkında şöyle yazdı: “Şunu bil ki, son günlerde çetin anlar olacaktır. İnsanlar, kendilerini seven, para düşkünü, övüngen, kibirli, küfürbaz, anne baba sözü dinlemez, nankör, kutsallıktan ve sevgiden yoksun, uzlaşmaz, iftiracı, özünü denetleyemeyen, azgın ve iyilik düşmanı olacaklar. Hain, aceleci, kendini beğenmiş, Tanrı'dan çok eğlenceyi seven, Tanrı yolundaymış gibi görünüp de o yolun gücünü inkâr edenler olacaklar. Böylelerinden uzak dur.” (2 Tim 3:2-5 ). Evet,  sadece mucizeler ve güçlü işler görmeyi arzularsak O’nun yolunda imiş gibi görünenler ama onun gücünü inkar edenlere benzeyebiliriz. Musa ile Harun’un eliyle yapılan mucizeler katı yürekli tanrısaymaz Firavun’u ikna etmek içindi.

 

Şimdi şunu vurgulamak istiyorum:  İsa Mesih'e kalplerinizde bütün işlerini yapması için O’na izin verin ve Onun gücüne bütünüyle inanın. Sevinçli, başarılı iman hayatını Mesih'in kontrolüne ve onun doluluğuna bırakmazsak nasıl yaşarız?  Kutsal yazılardan sadece bir bölümünü çevirip, yanlış yorumlamak çok tehlikelidir ve sonuçları da çok kötü olabilir.

 

Bütün bunları söyledikten sonra,  her ruha inanmalı mıyız? Ya da her söyleneni, her gördüğümüzü Rabden geliyor diye kabul etmeli miyiz? Hayır, Kutsal Söz ruhları sınamamızı söyler. İnsanlar söylediklerinde çok ciddi olsalar bile yine de Berea’daki imanlılar gibi yapmamız lazımdır. Nasıl ki onlar Kutsal yazıları hergün inceleyip söylenenlerle hep karşılaştırırlardı( Elçi 17:11). Değerli kardeşim, herkesin söylediği sözleri, yaptığı işleri, anlattıkları tecrübelerini ya da  rüyetlerini devamlı Tanrının sözünün ışığında inceleyin. Çoğu kez gerek ruhsal çoban olsun gerekse kilise içinde imanlı birisi, Tanrı bana böyle dedi diye söylediği zaman, bu gerçek olmayabilir. Mesela, Radyo yada TV'den vaiz “Rab bana dedi ki, şu sebepten siz bana bu kadar para yollamalısınız” diye çağrıda bulunursa, bunu hemen Rabden geliyor olduğunu sanmayınız. Durumu iyice inceleyip tartmalısınız.

 

Musa ile Harun’un durumuna gelince onların Rabden konuştukları konusunda gereğinden fazla kanıt sağlanacaktır.

 

Böylece Musa'yla Harun Firavun'un yanına gittiler ve RAB'bin buyurduğu gibi yaptılar. Harun değneğini Firavun'la görevlilerinin önüne attı. Değnek yılan oluverdi. (7:10)

 

Bu noktada size bazı bilgileri aktarmak istiyorum. İlgilenecek misiniz yoksa ilgilenmeyecek misiniz, bu size bağlı. Bazı uzmanlar diyorlar ki Mısır'da yılan kolayca bulunmuyormuş. Bu yüzden değneğin yılana dönüşmesini acaip buluyorlarmış. Birisi İbranice sözcüğü timsah diye çevirmiş ve değneğin bir timsaha dönüştüğünü iddia ediyormuş. Bence Kutsal Kitap "yılan" diyorsa yılan olmalı. Sözde uzmanlar şöyle iddia ediyorlar: Nil nehri kıyılarında çok timsah varmış ve herhalde Harun'un yere attığı değnek bir timsah olmuş.

 

Putlar, Tanrıcıklar ve Putperestlik

 

Rabbin gönderdiği on belayı incelerken belki de farkedeceksiniz, sanki bir hayvanat bahçesindeymişiz gibi gelecek bize. Neden? Çünkü Mısır'ın ilahları hemen hemen tümüyle hayvanlardan böceklerden oluşuyordu. Resul Pavlus Romalılara yazdığı mektubunda insanın ruhsal alanda ne kadar yozlaştığını belirtmek için şöyle dedi:

 

"Bilgelik taslarken akılsızlığa sürüklendiler.  Ölümsüz Tanrı'nın yüceliğini ölümlü insanla, kuşlarla, dört ayaklı yaratıklarla ve sürüngenlere benzer şeylerle değiştirdiler" (Rom 1:22,23)

 

Mısırlılar her şeyi simgeleştirdiler. Soyut bir düşünceyi alıp onu bir hayvan ya da sürüngen niteliğinde somutlaştırdılar. Yaşamın her evresini ve fonksiyonunu temsil eden tanrıları vardı. Hiçbir kavramı dışta bırakmadılar. Tek Allah inancını çoğaltıp birçok tanrıcıklara tapındılar. Bir tarihçi eski Mısırlılar hakkında şöyle yazdı: "Bunlar yüce bir Tanrının varlığına inanıyorlardı. İnanışları içinde bu Tanrı kendi varlığında var olan, tüm kudrete sahip, sonsuz ve yüce Allah'tı, ama ne yazık ki Mısırlıların görüşüne göre bu yüce Tanrı küçücük insanla ilgilenecek kadar alçalmamıştı. Bundan dolayı dünya çapında yapılması gereken ilahi işleri küçük tanrıcıklara, sayısız cinlere ve ruhlara vermiş" İşte Mısırlılar eskiden bunlara inanıyorlarmış.

 

Pavlus Atinaya vardığında tam bu manzara ile karşılaşmıştı. "Bilinmeyen Tanrıya" diye adlandırılan bir anıt görünce bunu bir köprü niteliğinde kullanarak Atinalılara İsa Mesih'i duyurdu. Bu konuda Kutsal Kitap’ta diyor ki Pavlus Atinalılara şu şekilde konuştu:  “Dolaşırken sizce dinsel önemi olan yerlere bakıyordum. Bu arada bir sunak gördüm. Üstünde bir yazı vardı: "BİLİNMEYEN BİR TANRI'YA. "İşte bilmeden saygı gösterdiğiniz bu Tanrı'yı sizlere bildiriyorum. " (Elç. İş 17:23) Böylece Pavlus, onların bilmeden tapındıkları bir tanrıyı köprü olarak kullanıp İsa Mesih’i duyurdu. Onlar putlara tapıyorlardı, ama bu karanlığın içinde bile Rabbin Sözü onlardan bazılarını aydınlatabilmişti.

 

Puta tapınan kişi tek ve diri Tanrıyı asla tanıyamaz. Ama belki de diyeceksiniz ki bizim toplumda puta tapınanlar yoktur, ya da çok azdır. Böyle düşünüyorsanız gerçekten yanılıyorsunuz demektir. Tanrı bilgisi olmayan yerde putlar olacaktır. Nasıl ki su her zaman boş yerleri doldurur, gerçek Tanrı bilgisinin bulunmadığı yeri de putperestlik kesin olarak dolduracaktır. Toplumun içinde temel değerler harcanınca, bunun üzücü etkisini herkes hisseder. Toplumu oluşturan bireylerdir. Kadının erkeğin kurucu, toplayıcı, yükseltici isteği ve özlemi bir yana itilip, bencillik ve çıkarıcılık eğilimleriyle yönetilmesi, ilkin kişisel yaşamda sonra da tüm toplumda yıkıcı sonuçlar oluşturur.  Putperestlik aslında insanın yaşamında Tanrı’ya yer vermemesidir.

 

Çağlar öncesi Yaradan'ın tüm yaratıkları yararına saptamış olduğu doğruluk ve iyilik ilkelerinin ayaklar altında çiğnenmesi, daima yıkıcı sonuclar doğurur. Yalancılık, haksızlık, adaletsizlik, hırsızlık, avuç açıcılık, rüşvetçilik, yetkili kuşakları satın alıcılık, sömürücülük, baskıcılık, istifçilik, düşkünün ezilenin acıklı durumuna aldırmamazlık en sonunda tüm topluma sarsıntı getirir.

 

Değer yargılarnın ayaklar altında çiğnendiği dönemde kadın erkek sadece kendi çıkarını kovalar, ekmediği yerden ürün toplamaya kalkar. Onun genel kaygıyla ilgisi toplumun öz dokusunu kanser hastalığı gibi kemirir. Korkutucu durum, böyle bir ortamda kişilerin Tanrıtanımazlığa değil, tam tersine din sorunlarına yaklaşmasıdır. Birçok bozuk toplumun çarpıcı bir özelliğidir bu. Dindar olmak demek putperestlikten ırak olmak demek değildir. Genelde temel değerler ayaklar altında çiğnenirken, kişilerde başlar bir dinsellik, bir göstericilik! Acaba neden? Yanıtı çok kolaydır. “Bozuk işler din yoluyla sıvalanabilir” diye düşünenler başlar dinciliği ilerletmeye. İşleri tümden bozuk olan kişiler de, kötülüklerinin etkisini kırsın diye bir sürü din işi uygular, hem de bunu çevreye açıklar. Ne iyi! Kötülükler, sömürücülükler işlensin, din de onları silsin, kişiyi yararlı kılsın! Putperestler de tam bunun aynısını yapar. Putlara gereken sunular getirilsin de sen yine aynı yolda devam et. Hiç farketmez, kötülük yaptığın sürece eğer o kötülüğünden tövbe etmeyeceksen ve diri Tanrı’ya dönüp O’nu izlemeyeceksen tapındığın tanrın bir puttur.

 

 Putperestlikten ayrılmak gerek değerli kardeşim . İsrail halkı yaklaşık dört yüz yıllık bir süre içinde sayısız putlara tapınıldığına tanık olmuşlardı. Rab Allah kendisini hem İsrailoğullarına hem de Mısırlılara gösterecektir. On belâ sayesinde Rab bu ilahlara saldıracak, onların şerefini iki paralık edecektir.

 

Şimdi dönelim Harun'un yere attığı değneye ve dönüşen yılana. Yılan için kullanılan İbranice sözcük 'tannin' oluyor. Ancak Kutsal Kitabın başka yerlerinde bu 'tannin' sözcüğü yılan diye çevrilmiyor. Yeşaya ve Hezekiel kitaplarında 'canavar' olarak çevrilir. 'tannin' sözcüğü şeytani bir kavramı dile getirir ve belki de bu nedenle yılan olarak çevrildi. Değnek yılana mı dönüştü yoksa timsaha? Burada kılı kırk yarmaktansa gereken bilgileri verip de devam etsek daha iyi olur. Bilinen bir gerçek vardır: Mısırlılar timsaha taparlardı. Mısırlıların dini törenlerinde ve tapınışlarında timsaha önemli bir yer verilirdi. Örneğin, 'Sebak' adında bir ilahın omuzları üzerinde timsah başı vardı. Bundan ayrı 'Apepi' adında bir ilahları daha vardı. Bu ilah bütün güneş ilahlarının baş düşmanıydı ve kendisini bir timsah şeklinde gösterirdi.

 

Mısırlıların bu ilahlar konusunda bir sürü efsanevi öyküleri vardı. Bu öykülerden birine göre ilahlardan Apepi Cennetin en alt yerinde yaşarmış ve güneş tanrısı Ra'nın doğmasını engellemek için eleinden gelen her şeyi yaparmış. Gök gürlemesi, şimşekler, fırtınalar, tayfunlar ve yağmur gönderip güneş tanrısının parlaklığını elinden almaya çalışırmış. Gökyüzünü bulutlarla ve sis ile doldurma çabasındaymnış. İşte Rab, Mısır’ın bu tanrıcıklarına darbe ardına darbe indirecektir. Bunlara tanrı demek bile yerinde değildir. Mısırdaki toplumun azınlık bir grubu çoğunluk üzerinde hüküm sürüyor, insan kafasından çıkmış bir sürü tanrıcıkları kullanarak onları sömürüyordu.

 

Bireylerin maddecilik tanrısına tapınmaları, kadının erkeğin fiziksel rahatlıktan başka hiç bir şeyi düşünmemesi, mutlu azınlığın genel sallantılardan bilgisiz yaşaması, soydaşın soydaşa oyun oynaması ve bu türden bir sürü kötülük ahtapotun kolları gibi tüm toplumu sarmış, onun kanını emiyordu. Rab bunlara karşı duracaktır.

 

Musa’nın zamanından yüzyıllarca sonra İsrailoğulları, kendilerine vaad edilen ülkeye girdikten sonra bu putlara tapınmaya başlayacaklardır. Amos peygamberin zamanında Beyt-El diye bilinen yerde çok ilginç bir tapınak vardı. Kadın erkek din törenleri için oraya akın ediyordu. Kutsal Tanrı'nın bu biçimsel yinelemeyi nasıl eleştirdiğini Amos şöyle dile getirdi: “Beyt-El'e gelin de günah işleyin. Gilgal'a yaklaşın da kötülüğü çoğaltın. Her sabah kurbanlarınız, her üç günde bir zekâtınızı getirin. Mayalı teşekkür sunusunu sunun. Gönülden kopmuş kurbanları çevreye sergileyin. Çünkü sizleri kıvandıran tutum budur” (Amos 4:4-5).

 

Tanrı bu sert yargılamayla görenekçilikten, biçimcilikten ne kadar iğrendiğini vurguladı. Allah’ımızın özlemi insan gösterişçiliği değildir. Kutsal Tanrı yalnız kutsal yaşamla ve tutumla kıvanç bulur. Varlığındaki günah yılanlarını öneme almaksızın Tanrı'ya dinsel töre ve tapınış çerçevesi içinde sunu getiren kişinin tutumu, bu tür tapınışı sunmayanın tutumundan daha ağır yargıyı gerektirir. Ademoğlu dışa Bakar, ama Tanrı iç yaşama bakar. Evrenin Yaradanı, her durumu ve tutumu bilir, yüreğin günahlılığını görür ve O’nun tek ilgisi o günahı varlıktan silmektir. Tanrı kişiye günahlılığını belirtmek için, göksel eleştirici olarak Kutsal Ruhu'nu verdi. Musa ile Harun da bir açıdan Firavun’un yüreğinin eleştirilmesi için bir alet olarak kullanılacaklardır.

 

On birinci ayette diyor ki

 

Bunun üzerine Firavun kendi bilgelerini, büyücülerini çağırdı. Mısırlı büyücüler de büyüleriyle aynı şeyi yaptılar. (7:11)

 

Mısır’ın büyücüleri de Harun’un değneği aracılığıyla gerçekleştirilen mucizenin aynısını yaptılar. Daha doğrusu onun bir taklidini yaptılar. Bunu nasıl yaptıklarını bilmiyoruz, ama ne yapmışlarsa etkileyici bir sergileme olmuştu. Evet, bunlar Firavun’u etkilemiş olabildiler, ama Timoteos’a yazmış olduğu ikinci mektubunda Pavlus, Mısır’ın bu büyücüleri hakkında şöyle der: “Yannis'le Yambris'in Musa'ya direndiği gibi, bu kişiler de gerçeğe karşı direnirler. Aklı bozuk, imanda onaysız kişilerdir bunlar” (2.Tim 3:8). Onlar aslında Musa’ya karşı değil diri Rabbe karşı direniyorlardı. Olayın nasıl geliştiğini şöyle yazar Tanrı Sözü:

 

Her biri değneğini attı, değnekler yılan oldu. Ancak Harun'un değneği onların değneklerini yuttu. Yine de, RAB'bin söylediği gibi Firavun inat etti ve Musa'yla Harun'u dinlemedi. (7:12,13)

 

Kutsal Yazılar her zaman gerçeği yansıtır. Hem Harun’un hem de büyücülerin yere attıkları birer değnekti. Bunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Değneğin nasıl yılana dönüştüğünü biz anlayamayız. Ancak şunu bilmeliyiz ki değnek cansız bir maddedir ve onu canlandıran biri olacaksa ancak her şeye can veren Rab bunu yapabilir. O zaman büyücüler ne yapmış olabilirlerdi ki? Eminim ki onların ortaya çıkardıkları gerçek yılanlardı. Büyücüler ve hatta şeytan bile cansız maddeye can veremez. Belki de bunların yaptıkları bir göz bağlama olayı idi. Yere değnek atar gibi gösterirken bir yerden bir yılanı atmış olabilirlerdi. Harun’un yere attığı ise gerçekten bir değnek idi. Onu yılana dönüştüren Rab Allah idi.

 

Firavun’un tepkisine şaşmamalıyız. Onun huzurunda bir sürü büyücülük gösterileri sergilenmiş olmalıydı. Kendi büyücüleri de aynı şeyi yapınca Musa ile Harun’un birer büyücüden başka kişiler olduklarına inanamazdı. Bu nedenle yüreğini katılaştırdı.

 

RAB Musa'ya, "Firavun inat ediyor, halkı salıvermeyi reddediyor" dedi, "Sabah git, Firavun Nil'e inerken onu karşılamak için ırmak kıyısında bekle. Yılana dönüşen değneği eline al ve ona de ki: 'Çölde bana tapsınlar diye halkımı salıver, demem için İbraniler'in Tanrısı RAB beni sana gönderdi. Ama sen şu ana kadar kulak asmadın. Benim RAB olduğumu şundan anla, diyor RAB: İşte, elimdeki değneği ırmağın sularına vuracağım, sular kana dönecek. Irmaktaki balıklar ölecek, ırmak leş gibi kokacak, Mısırlılar artık ırmağın suyunu içemeyecekler.'" Sonra RAB Musa'ya şöyle buyurdu: "Harun'a de ki, 'Değneğini al ve elini Mısır'ın suları üzerine - ırmakları, kanalları, havuzları, bütün su birikintileri üzerine - uzat, hepsi kana dönsün. Bütün Mısır'da tahta ve taş kaplardaki sular bile kana dönecek.'" (7:14-19)

 

Bu olaylar Mısır’da uygulanmakta olan putperestliğe bir başka darbe oluyordu. Mısırlıların kutsal saydıkları Nil ırmağı kana dönüşmüştü. Mısırlılar Nil nehrini “Hapi” adında bir ilah olarak betimlemişlerdi. Bu ilah çok şişman bir adam şeklindeydi ancak kadın memelerine sahipti. Bunun anlamı bolluk, verimlilik ve bereket oluyordu. Türkiyemizde de eski çağda bu verimliliği dile getiren ilahlara tapınılırdı. Örneğin, Efes harebelerine yakın Selçuk denilen bir yer vardır. Oraya giderseniz tam merkezde ‘heykel’ dedikleri bir abide vardır. Aslında bu heykelin aslı Selçuk müzesinde saklanmaktadır. Heykel nedir, kimin heykelidir? Artemis ya da Diana denilen bir tanrıçayı betimlemek için yapılmıştı. Heykeli dikkatle incelemenize gerek yok. Gözünüze ilk çarpan özelliği, göğsünün üst kısmından ta aşağılara kadar küçük memelerle kaplı olmasıdır. Yani sizin anlayacağınız, Artemis ya da Diana diye bilinen bu tanrıça verimlilik tanrıçasıydı.

 

Mısır’da ise Nil nehrini temsil eden ve hemen hemen eşcinsel özelliklere sahip olduğu intibasını bırakan “Hapi” ilahına tapınılırdı. Eski yazılardan onun hakkında yazılan şu ilahiyi size aktarmak isterim:

 

Ra ilahının yarattığı tarlaları sen sularsın.....

Yiyecek sağlayan her iyi şeyi yaratan sensin.

Ambarlarımızı dolduransın.....

İhtiyacı olan fakirlere bakan sensin.

 

Nil nehri Mısır’ın kan damarıydı. Ancak bu nehrin verimliliği sağlayabilmesi için bir su damarı olması gerekiyordu, kan damarı değil! Şimdi ne olmuştu? Mısır’a hayat veren bu nehir şimdi lânet altına girmişti. Bu olsa olsa Tanrı’nın yargısı olmalıydı. Bu yargıyı da Musa ve Harun’un eliyle veriyordu.

 

Bir hatırlatma niteliğinde şimdi size kısa bir özet vermek isterim: Musa'nın yaşamına kısaca bakalım. Bu üstün peygamberin yaşamı üç belli dönemde açıklanır: Tüm yaşamı yüz yirmi yılı kapsar. İlk kırk yılı Firavun'un sarayında geçirdi, ikinci kırk yılı Firavun'un öfkesinden kaçmış biri olarak Midyan çöllerinde, kayın babası Yetro'ya çobanlık yapmakla geçti. Yaşamının geriy