Tiranus.Org
12. DERS - YUSUF VE TANRI’NIN İLAHİ TAKDİRİ
Ders Çalışma Süresi: En Az: Bir hafta
En Çok: Bir Ay
Not: Özel durumlarda gecikebilir
Bu dersi ciddi şekilde çalışmak istiyorsanız yanınızda bir Kutsal Kitap, not defteri ve tükenmez kalem bulundurmanız şarttır. Verilen ayetleri dikkatle okuyunuz. “Ek Bilgiler” sayfasının başında önerilen kitap listesindeki tüm kitapları temin edip ders çalışmalarına ek olarak okursanız daha zengin ve berek etli bilgiye sahip olacaksınız.
1. Yusuf’un hayatının önemi
A. Tanrı’nın niteliklerinden birini özellikle Yusuf’un hayatında çok açık bir şeklide görebiliriz. Bu özellik “Tanrı’nın her şey üzerinde egemen olduğudur”.
a) Bu evrende tesadüf diye bir şey yoktur. Hiç bir şey rasgele olmuyor. Evrenin yapısında bile bağımsız bir molekül yoktur!
b) Hayatımızda ywer alan her olay, her küçücük ayrıntı Tanrı’nın egemen kontrolu altındadır.
B Yusuf her şey üzerine egemen olan bir Tanrı’ya inanıyordu. Bu inanış onun hayata bakışını çok etkiledi.
2. Yusuf’un babası Yakup’la olan ilişkisi (37:1-4)
A. Yakup’un oğulları arasında Yusuf’u daha çok sevmiş olması kayırıcılık olsa da yine bu olayda Tanrı’nın her şey üzerinde egemen olduğunu görüyoruz.
a) Yakup, oğlu Yusuf’la özel bir ilişki kurmak için onu seçti.
b) Tanrı ileride özel bir görevi yerine getirmesi için Yusuf’u seçti.
c) Yusuf’un kardeşleri bu gelişmeyi hiç de beğenmediler ve kabul etmek istemediler.
B Hayatımızın her alanında Tanrı’nın egemen kararlarını kabul etmemiz çok zor bir şey olabilir. Belki de hayatımızın en zor konusu budur.
a) Neden böyle oldu? Neden bu benim başıma geldi? Neden bu ülkede, bu ailede doğdum?
Ø Bu gibi soruların cevabı: Tanrı öyle olmasını istedi!.
b) Fakat durumlarımızın ve sorunlarımızın çoğu kendi günahlarımız ve hatalarımızdan kaynaklanıyor.
c) Başkalarını suçlamadan önce kendimize sormalıyız:
Ø Bu sorunlar benden mi kaynaklanıyor? Olaylarda kendi sorumluluğumuzu kabul ediyor muyuz? En kolay yol suçu başkalarına yüklemektir.
d) Ancak bazı şeyler bizim elimizde değildi ve başkalarının günahları ve hatalarından kaynaklanıyor.
e) İşte Yusuf’un yaşadığı olaylar bu türdendir. Yusuf olayların ve bu olaylarda rol oynayan insanların Tanrı’nın elinde olduğuna inandı.
C. Hayatımızda gelişen her şey Tanrı’nın onayı ile oluyor. O’nun amacı için buna izin veriyor.
Ø Bunları kabul etmediğimizde Tanrı’nın egemen isteğine karşı gelmiş oluyoruz.
3. Yusuf’un düşleri ve kardeşlerinde buna karşı gelişen kıskançlk ve nefret (Yarat 37:5-11)
“Yusuf bir düş gördü. Bunu kardeşlerine anlatınca, ondan daha çok nefret ettiler. Kardeşleri, “Başımıza kral mı olacaksın? Bizi sen mi yöneteceksin?” dediler. Düşlerinden, söylediklerinden ötürü ondan büsbütün nefret ettiler.... Yusuf babasıyla kardeşlerine bu düşü anlatınca, babası onu azarladı: “Ne biçim düş bu?” dedi, “Ben, annen, kardeşlerin gelip önünde yere mi eğileceğiz yani?”Kardeşleri Yusuf'u kıskanıyordu, ama bu olay babasının aklına takıldı”.
A. Yusuf’un düşleri sadece tüm evreninin hükümdarı olan Tanrı’nın kararını bildiriyor, kardeşleri ise bunu kabul etmek istemiyorlardı.
B. Bu olay, Kayin’in Habil’i kıskanması ve onu öldürmesine benziyor.
4. Yusuf’un kardeşleri Yusuf’u satıyor. (Yarat 37:12-36)
İsrail Yusuf'a, “Kardeşlerin Şekem'de sürü güdüyorlar” dedi, “Gel seni de onların yanına göndereyim.” Yusuf, “Hazırım” diye yanıtladı. Babası, “Git kardeşlerine ve sürüye bak” dedi, “Her şey yolunda mı, değil mi, bana haber getir.” Böylece onu Hevron Vadisi'nden gönderdi. Yusuf Şekem'e vardı. Kardeşleri onu uzaktan gördüler. Yusuf yanlarına varmadan, onu öldürmek için düzen kurdular.
Birbirlerine, “İşte düş hastası geliyor” dediler, “Hadi onu öldürüp kuyulardan birine atalım. Yabanıl bir hayvan yedi deriz. Bakalım o zaman düşleri ne olacak!” Yahuda, kardeşlerine, “Kardeşimizi öldürür, suçumuzu gizlersek ne kazanırız?” dedi, “Gelin onu İsmaililer'e satalım. Böylece canına dokunmamış oluruz. Çünkü o kardeşimizdir, aynı kanı taşıyoruz.” Kardeşleri kabul etti. Bunun üzerine bir teke keserek Yusuf'un renkli uzun giysisini kanına buladılar. Giysiyi babalarına götürerek, “Bunu bulduk” dediler, “Bak, bakalım, oğlunun mu, değil mi?” Yakup giysiyi tanıdı, “Evet, bu oğlumun giysisi” dedi, “Onu yabanıl bir hayvan yemiş olmalı. Yusuf'u parçalamış olsa gerek.” Yakup üzüntüden giysilerini yırttı, beline çul sardı, oğlu için uzun süre yas tuttu.
A. Tanrı, Yusuf’a aile reisi olacağı konusunda bir vaat vermişti. Bu vaadi ona verdikten sonra Yusuf, kardeşleri tarafından kuyuya atıldı ve köle olarak satıldı.
B. Yusuf, “Haksızlık!”diye bağırdı mı?
Ø Hayır. Yusuf hep Tanrı’nın isteğini kabul etti ve O’na güvendi.
Ø Tanrı Yusuf’a gençliğinde verdiği düşleri yakında gerçekleştirecektir.
A. Tanrı’nın seçtiği adam, yani Yusuf Mısır’daydı, ama İnsanın seçtiği insan, yani Yahuda vaat edilmiş topraklarda, Kenan diyarındaydı. Ne var ki bu iki şahıs çok farklı biçimde yaşıyorlardı.
B. Yahuda ve Tamar arasındaki utanç verici olaya baktığımızda düşşünmekten kendimizi alamayız: İleride gelecek olan Kurtarıcı’nın soyu Yakup’un oğulları arasından birisinden çıkacaktı. O zaman RAB Tanrı Yahuda gibi haysiyetsiz birinin soyunu kullanmazdı diye düşünebiliriz!
a) Fakat unutmayalım ki bu Kurtuluş Yolu tamamen Tanrı’nın lütfundan kaynaklanıyor.
b) Egemen Tanrı, Kurtarcı’nın soyunun devam edebilmesi için Yahuda’nın günahını ve Tamar’ın hilesini bile kullandı.
C. Yahuda’nın günahlarını içeren bu bölüm Yaratılış kitabında yer almalıydı. Bunun sebepleri şunlardır:
a) Eğer Tanrı’nın göndereceği KurtarcıYahuda gibi bir şahsın soyundan gelecekse biz günahkârlar için ümit var demektir!
b) Kutsal Kitap’ta böyle örneklerin olması gerekiyor
6. Yusuf Mısır’da acı çekiyor ve haksızlığa uğruyor. (Yarat 39.böl.)
A. Yusuf doğruyu yaptığı için acı çekti.
a) Tanrı, bunu biliyor muydu? Evet, Tanrı’nın gözünden hiç bir şey kaçmaz.
b) Tanrı adil mi? Evet, her zaman adildir!
C. Yusuf’u hapishaneye kim koydu? Onu daha önce kim başarılı kıldı?
a) Yusuf, hapishanedeyken üzülüp şikayet ediyor mu? Onun umutsuzluğu mu var?
b) Hayır! Neden? Çünkü Tanrı’nın her şeye ama her şeye hakim olduğuna inanıyordu ve sadece Tanrı’ya güveniyordu.
D. Yapacağımız en önemli şeylerden birisi Tanrı’nın Sözünün doğru olduğunu kabul etmek ve Kutsal Kitap’ta ne yazarsa ona güvenmek.
E. Yaratılış 40’ta ne oldu? Yusuf tutsakların düşünü yorumluyor ama unutuluyor.
(Mezmur 105:17-18) “Önlerinden bir adam göndermişti, Köle olarak satılan Yusuf'tu bu. Zincir vurup incittiler ayaklarını, Demir halka geçirdiler boynuna”
a.) Tanrı, hâlâ egemen tahtında oturuyor mu? Evet!
b.) Yusuf, Tanrı’nın egemen ve iyi olduğuna güvenmek zorunda kaldı.
7. Tanrı, Yusuf başarılı kıldı ve Mısır’da onurlandırılıyor. (Yarat 40.-41.böl.)
A. Yusuf, Firavun’un düşünü yorumluyor ve tüm yönetim Yusuf’a veriliyor.
a) Geçmiş zamanlarda Tanrı düş ve rüyalarla insanlara kkonuşurdu, yani Firavun’a Mısır’ın geleceği hakkında bilgi verirdi. Fakat Tanrı bugün genellikle insanlarla bu şekilde konuşmuyor.
b) Neden? Tanrı artık insanlarla Kendi sözü aracılığıyla konuşuyor, yani Kutsal Kitap aracılığıyla.
c) Kutsal Kitap’ta Tanrı ve O’nun kurtuluş yolu hakkında bilmemiz gereken her şey bulunuyor.
B. Tanrı, Kendi planlarının gerçekleşmesi için bütün varlıklara emir verir.
a) Tanrı, Yusuf’un yükselmesi için kralı, düşleri, ve bir çok insan ve olayı kullandı.
b) (Özdeyişler 21:1) Kralın yüreği RABbin elindedir, Kanaldaki su gibi onu istediği yöne çevirir.
8. Yusuf’un kardeşleri Mısır’a yiyecek almak için geldiler ve bir süre sonra Yusuf kardeşlerine kendisinin kim olduğunu gösterdi. (Yarat. 42-45. böl.)
A. Yusuf, kardeşlerine karşı kin besliyor muydu? Hayır.
Neden? Çünkü onları affetti ve öç alacak olan Tanrı’nın olduğuna ve Tanrı’nın tüm olayları düzenlediğine inanıyordu.
B. (Yarat. 50:15-20 )
“Babalarının ölümünden sonra, Yusuf'un kardeşleri, "Belki Yusuf bize kin besliyordur" dediler, "Ya ona yaptığımız kötülüğe karşılık bizden öç almaya kalkarsa?" Böylece Yusuf'a şu haberi gönderdiler: "Babamız ölmeden önce Yusuf'a şöyle söyleyin diye buyurmuştu: 'Kardeşlerin sana kötülük yaptılar, lütfen onların suçunu, günahını bağışla.' Ne olur şimdi günahımızı bağışla. Biz babanın Tanrısı'nın kullarıyız." Yusuf bu haberi alınca ağladı. Bunun üzerine kardeşleri gidip onun önünde yere kapandılar. "Senin köleniz" dediler. Yusuf, "Korkmayın" dedi, "Ben Tanrı mıyım? Siz bana kötülük düşündünüz, ama Tanrı bugün olduğu gibi birçok halkın yaşamını korumak için o kötülüğü iyiliğe çevirdi”.
b) Tanrı genç Yusuf’a gösterdiği düşleri gerçekleştirdi. Hemen gerçekleşmedi, ama daha sonra oldu. Kardeşleri onun önünde gerçekten diz çöktüler!
9. Yusuf’un babası İsrail (Yakup) Mısır’a taşınıyor.
(Yarat 45:25-28) “Yusuf'un kardeşleri Mısır'dan ayrılıp Kenan ülkesine, babaları Yakup'un yanına döndüler. Ona, “Yusuf yaşıyor!” dediler, “Üstelik Mısır'ın yöneticisi olmuş.” Babaları donup kaldı, onlara inanmadı. Yusuf'un kendilerine bütün söylediklerini anlattılar. Kendisini Mısır'a götürmek için Yusuf'un gönderdiği arabaları görünce, Yakup'un keyfi yerine geldi. “Tamam!” dedi, “Oğlum Yusuf yaşıyor. Ölmeden önce gidip onu göreceğim.”
A. Tanrı her zaman ne olacağını biliyor ve sözünü her durumda tutuyor.
Ø Tanrı birçok yıl önce İbrahim’e söz vermişti: İbrahim’in torunları yabancı bir ülkeye göç edeceklerdi ve şimdi Tanrı bu vaadi gerçekleştirdi.
B. Her Şeye Egemen Olan Tanrı kendi planlarını koruyor.
a) Yakup’un oğulları Kenan ülkesindeki halkların kızlarıyla evlenmeye başladı ve bu kutsal halkın soyu tehlikeli bir duruma düşmek üzereydi.
(Yarat 43:32-33) “Yusuf'a ayrı, kardeşlerine ayrı, Yusuf'la yemek yiyen Mısırlılar'a ayrı hizmet edildi. Çünkü Mısırlılar İbraniler'le birlikte yemek yemez, bunu iğrenç sayarlardı.” 46:33 Firavun sizi çağırıp da, ‘Ne iş yaparsınız?’ diye sorarsa, ‘Atalarımız gibi biz de çocukluktan beri hayvancılık yapıyoruz’ dersiniz. Öyle deyin ki, sizi Goşen bölgesine yerleştirsin. Çünkü Mısırlılar çobanlardan iğrenir.”
Not: Bu olayda yine Tanrı’nın egemen elini görüyoruz.
10. Yaratılış kitabı Yakup’un, kendi oğlu Yahuda’yı kutsaması ile bitiyor.
Yukup, İshak’ın yapmış olduğu gibi ilk doğanı değil, Yahuda’yı kutsuyor.
(Yar. 49:8-10) “Yahuda, kardeşlerin seni övecek, Düşmanlarının ensesinde olacak elin. Kardeşlerin önünde eğilecek. Yahuda bir aslan yavrusudur. Oğlum benim! Avından dönüp yere çömelir, Aslan gibi, dişi bir aslan gibi yatarsın. Kim onu uyandırabilir? Sahibi (ya da Şilo’ya) gelene kadar Krallık asası Yahuda'nın elinden çıkmayacak, Yönetim hep onun soyunda kalacak, Uluslar onun sözünü dinleyecek.
11. Yusuf’un hayatında çok önemli bir Hristiyan öğretisi görülebiliyor: Tanrı’nın ilahi takdiri.
A. Bu gerçeği Kutsal Kitap’ın her sayfasında görebiliriz. Bu evrendeki her şey, her kişi ve her olay Tanrı’nın egemen eli altındadır. Bunların hepsini Kendi yüce amacı için kullanır.
B. Tanrı isteğinin amacını bilmeyebiliriz, ama O’nun egemen elinin verdiği yöne güvenmeliyiz.
C. Tanrı, her şeyi, her iyi olayı, her kötü olayı, her insanı Kendi yüceliği için kullanıyor.
D. Tanrı, dünyanın yaratıcısı olduğu için dünyada bulunan her şey O’na bağlıdır ve O’nun sayesinde gerçekleşiyor.
12. Özet olarak
Ø Kutsal Kitap’a göre Tanrı her şeyi yaratan Hükümdar olduğu için her şeyi yönlendirme hakkına sahiptir ve istediği kişileri istediği amaç için kullanabilir. Fakat Kutsal Kitap açık bir şekilde bir gerçek daha gösteriyor: Tanrı tamamen her şeye egemen olmasına rağmen her insan kendi hatalarından ve günahlarından sorumludur. Tanrı kötü bir durumun gelişmesine izin verdi diye kötülüğün sorumluluğu Ona yüklenemez. Her insan kendi günahları konusunda suçludur ve Tanrı’nın gazabını hak etmiştir.
Ø Yusuf, Tanrı’nın ilahi takdirine inandığı için, iyi olsun kötü olsun her olaydaTanrı’ya güvenip esenlik içinde yaşabiliyordu. Sadece Tanrı’nın insanları yargılama hakkına sahip olduğuna inanıyordu. Yusuf kendisinin suçlu olduğunu ve diğer insanların suçunu bağışlama zorunda olduğunu biliyordu.
Ø Tanrı’nın ileride göndereceği Kurtarıcı, Yusuf’un değil, onun ağabeyi Yahuda’nın soyundan gelecektir. Burada yine Tanrı’nın lütfunu görüyoruz.
Okumanız Gereken Kitaplar:
Tanrı Öğretisi Bruce Milne
İncil’in Özü F.F.Bruce
Hristiyanlığın Temelleri John Stott
Vaat George Bristow
Kaset/CD ÜzerindeDinlemeniz gereken Kayıtlar:
Yusuf 01/ Yusuf 02...........Kamil Musa
YUSUF’UN DÜŞLERİ – ZİNDAN KÖŞELERİNDEN FİRAVUN’UN SARAYINA
(Yaratılış Bölüm 41)
YARATILIŞ - BÖLÜM 41
Bir önceki bölümde Yusuf'u zindanda, unutulmuş ve terkedilmiş durumda görüyoruz. Bu kırk birinci bölümde durumun ne kadar değişeceğine tanık olacağız. Bütün bu olaylar, Rabbin ereğinin onun hayatında gerçekleşmesi için yer alıyordu. Yusuf'un hayatına kuşbakışı bakarken onun Rab tarafından yönlendirildiğini görebiliriz. O zaman bu bizim için bir teşvik olmalı. Kendi hayatımızda da görünüşte her şey ters gittiği zaman Rabbin ereğinin gerçekleşmekte olduğunu düşünerek cesaret bulalım.
Şimdi çalışacağımız bu bölümün kısa bir ön özetini vereyim. Mısır’ın kralı Firavun'un rüyasını Rabbin verdiği yetenekle açıklayan Yusuf zindandan kurtulup özgürlüğüne kavuşacaktır. Yalnız özgürlüğüne kavuşmakla kalmayacak, aynı zamanda bütün Mısır ülkesi üzerine yönetmen olacaktır. Yani bir çeşit vezir konumuna yükselecektir. Bu da yetmiyormuş gibi On kentinin rahibi Potifera'nın kızı Asenat'ı ona eş olarak verecekler. Bu bilgiyi neden veriyorum? Çünkü bu kadından Yusuf'un Manaşşe ve Efrayim adında iki oğlu olacaktır. Menaşşe adının anlamı "unutturan" demektir ve Efrayim adının anlamı ise "iki kat verimli" demektir.
Yusuf'un öyküsü çok kez masallarda anlatılan öykülere benzer, ama tümüyle gerçektir. Sıfırdan başlayan Yusuf, Mısır ülkesinin en zengin ve en nüfuslu kişisi olacaktır. Hatta kesin olarak diyebilirim ki peri masallarını gölgede bırakacak nitelikte, daha çekici ve heyecanlandırıcı olaylar yer alıyor Yusuf'un yaşamında. Bu bölümü izlerken göreceğiz ki gerçekten Rabbin eli Yusuf'un üzerinde, onu korumakta ve hayatına yön vermektedir.
Daha önce de, hapisteyken Rab yine onunla birlikteydi ve ona yön veriyordu, ama olumsuz durumlarda biz Rabbin elinin onun üzerinde olduğunu görmekte zorluk çekeriz. Şimdiyse her şey olumlu gidecektir. Doğal olarak böyle bir gelişme içinde Rabbin elini kolayca görebiliriz. Eminim ki Yusuf, durumu kötüyken bile Rabin elini kendi hayatında görebiliyordu. Onun zor durumdan geçmesi gerekiyordu. Daha önce tecrübe ettiği baskılar ve zorluklar onun hayatında Ruh'un ürününü oluşturuyordu. Bu ürünün bir parçası “sabır”dır. Romalılara yazdığı mektubun beşinci bölümünde Pavlus'un belirttiği gibi, "Acılarımızda bile övünç duyuyoruz, çünkü acının katlanışı oluşturduğunu biliyoruz" (Rom 5:3). Bu ayetteki sözlerin etkinliğini Yusuf'un yaşamında kesin olarak göreceğiz. Acılar kesin olarak her imanlının yaşamında katlanışı, yani sabretmeyi oluşturmak amacıyla gerçekleşir.
Bu bölümde göreceğiz ki bu genç, Mısır kralı Firavun'un huzuruna çıkacaktır. Eski Antlaşma kesiminda Yusuf’a benzer başka bir kişinin, başka bir ülkenin kralı olan Nebukadnezar'ın huzuruna yine benzer koşullar altında çıkartılacağını okuyabiliriz. O kişinin adı ise Daniel peygamberdir. Daniel ile Yusuf arasındaki benzerliklerden biri, her ikisinin de rüyaları Rabbin yardımıyla açıklama yetkisine sahip olduklarıdır.
Bu bölümün sonunda Mısır ülkesini de içine alan yoğun bir kıtlıktan söz edilecektir. Belki de şu anda böyle bir kıtlığın ne amacı olabilir diye düşünebiliriz. Olaylara çok yakından bakarsak bütün tabloyu göremez olacağız. Kutsal Kitap bize olayları kuşbakışı gösterecek ve bu kıtlık sayesinde Yakub'un ailesinin Kenan diyarından çıkıp Mısır'a, Kenan halkının olumsuz etkisinden uzak bir yere yerleşeceğine tanık olacağız. Kenan ülkesindeki insanların günahlı yaşamları Yakub'un ailesini kötü şekilde etkilemeye başlamıştı. Kıtlık sayesinde İsrail, Mısır'a göç edecek ve orada Goşan denilen bir yerde tanrısaymaz insanlardan uzak bir yerde yetişeceklerdir. Eminim Rab Allah'ın tasarıları çok yönlüdür. Belki de bu kıtlığın ve İsrail halkının Mısır'a yerleşmesinde başka tasarıları da vardı, ama ben sadece bir tanesinden söz ettim.
Şimdi bu bölümdeki olaylara hazırlık niteliğinde, bir önceki bölümden bir iki noktayı size hatırlatmak isterim. Firavun'un sakisi ile fırıncıbaşı bazı nedenlerden dolayı Yusuf'un bulunduğu zindana atılmışlardı. Yusuf onların rüyalarını ayrı ayrı doğru olarak açıkladı ve tam dediği gibi Firavun'un sakisi serbest bırakıldı, ama fırıncıbaşı idam edildi. Zindandayken Yusuf saki ile konuşmuş ve saki serbest bırakıldığı zaman Firavun'a Yusuf’un durumundan biraz söz etmesini rica etmişti. Ama ne yazık ki Saki bu vaadini tümüyle unutmuş ve böylece Yusuf da unutulmuş olarak zindanda kalmıştı. Fakat onu unutmayan birisi vardı: Rab Allah! Rab Yusuf'u unutmamıştı ve unutulanı da hatırlatmak için eyleme geçmek üzereydi. Ancak Yusuf'un zindanda uzun bir süre kalması gerekiyordu. Kırk birinci bölümün ilk ayetinde şöyle yazar:
Tam iki yıl sonra Firavun bir düş gördü: Nil Irmağı'nın kıyısında duruyordu. (41:1)
Burada zaman süresini dikkate almanızı isterim. İki yıl oldukça uzun bir zamandır. Yusuf bu süre içinde tüm umudunu yitirebilirdi, ama böyle olmadı, Yusuf’un umudu Rab Allah’a bağlıydı. Tanrı’nın yarattığı insanlara verdiği en değerli duygulardan biri hiç kuşkusuz "umut" tur. İnsanoğlunun yaşamı, varlığı umut ile kaynaşmış, sarmaş-dolaş olmuş bir akıştır, diyebiliriz. Acaba içinde umudu olmayan bir insan var mıdır? Hayır, sanmıyorum. İnsanoğlu en karanlık, en zor, en umutsuz gördüğü durumlarda bile yüreğinde, varlığında bir umut hisseder. Durumunun iyiye gideceğini umar. Binbir dert, sıkıntı, adaletsizlik, gözyaşlarıyla dolu olan şu dünyada umut, tipide, boranda insanın sığınabileceği sağlam bir ev gibidir. Kişiyi ayakta tutan, en zor anlarında bile ona güç veren bu umuttur. Ancak bu umut boş bir umut olmamalıdır. Çünkü bir somut ve sağlam umut vardır, bir de kuru, boş, sonunda insanı hayal kırıklığına düşüren umut vardır. Yusuf’un umudu Rabbe dayandığı için boş değildi. İnsan ne olursa olsun, umutsuz yaşayamaz. Yatakta hasta yatan, iyileşeceğini umut eder. Yoksul olan, birgün zengin olmayı umut eder. Borcu olan birgün borcunu ödeyeceğini umut eder. Kadın erkek evlenmeyi, iyi bir aileye sahip olmayı, mutlu olmayı umut eder. İşsiz olan iş bulmayı umut eder. Kişi geleceğinin parlak olmasını umut eder.
Çoğu kez haksızlığın, kötülüğün, kırıcılığın, adaletsizliğin karşılıksız kaldığı şu düzensiz ortamın ilerisinde, her kötülüğe yaraşan cezanın uygulanacağı bilinçaltı olsa da bilinmektedir. Şu anda yaptığı haksız işler, kırıcı davranışlar, kanunsuz yollar, işlediği her tür günaha rağmen kendine birşey olmadı diye düşünen bilsin ki, Tanrı'nın yargısı ileride onu beklemektedir. Her insan er geç bu yargılamadan geçecektir. Evrensel yargıç şimdiki yaşamda tövbe edip günahlarına bağış bulmayanı cehenneme atacaaktır. Bu yaşamda insanlar için her konumda bir umut ışığı olabilir, ama orada, Tanrı’nın yargı kürsüsü önünde onu savunacak yüce birisi yoksa ‘umut’ denen duygu da bulunmayacaktır. Yusuf’un hem bu dünyada hem de ahirette umudu vardı. Böyle bir umut asla sarsılmaz.
Bazen şöyle bir düşünce ortaya atılır: Belirli bir süre cehennemde yandıktan sonra, cennete geçilecek. Bu düşünce boş bir umuttur. Bu dünyadayken, yeniden doğuş mucizesiyle Cennete gideceği güvencesini almayan insan, öldükten sonra bağışlanmamış günahlarından dolayı cehenneme atılacak olan kimse, belirli bir süre sonra cennete geçecek diye umut etmesin. "Cehennemde umut yoktur".
Her zaman Rabbine güvenerek umut ile yaşayan Yusuf’un umutları boşa çıkmadı. Rab onu hatırlamış ve şimdi Firavun'a verdiği bir düş sayesinde sakinin yapmaya unuttuğu işi sakiye hatırlatacaktır. İlk ayette görmüş olduğumuz gibi, düşünde Firavun Nil ırmağının kıyısında duruyordu. Sonra
Irmaktan güzel ve semiz yedi inek çıktı. Sazlar arasında otlamaya başladılar. Sonra, yedi çirkin ve cılız inek çıktı. Irmağın kıyısında, öbür ineklerin yanında durdular. (41:2,3)
Yedi semiz inek ile yedi cılız inek yanyana durmuşlar. Bunun Yusuf'un yaşamı ile ne alakası olabilir ki? Az sonra göreceğiz. Semiz inekler iyi beslenmeyi dile getirir, cılız inekler ise besi eksikliğini. “İşte bir rüya” deyip geçebiliriz, ama aslında Tanrı’nın Firavun’a vermiş olduğu bir rüyadır bu. Şimdi her rüyanın Allah’tan geldiğini sanmayalım, ama rüya Rabden gelmişse onun yorumunu yine Rab verecektir. Kutsal Kitap’ta rüya görme ve rüyaların yorumu konusunda Yusuf’a benzeyen başka bir peygamber daha vardır. Onun adı Daniyel peygamberdir. Kutsal Kitap yazıyor ki Daniel’in köle olarak kaldığı ülkenin kralı Nabukadnetsar bir kez bir rüya gördü, ama onu unutuverdi. Bütün yıldız bakıcıları, kahinleri, falcıları çağırdı, hem rüyanın içeriğini hem de onun yorumunu bildireceksiniz, dedi. Tümü de afallayıp kaldı! Bu nasıl bir dilekti? Anlatılamayan bir düşün yorumu istenir mi? Ama “astığım astık kestiğim kestik” diyen İmparator ille de istiyordu. Ferman çıkardı, rüyanın yorumunu yapamadılar diye kahinler filan topyekün öldürüleceklerdi! Daniel de ülkenin bilginleri ve yorumcuları arasında sayıldığı için onun da kellesi gidecekti. Haber Daniel'in kulağına gelince, hemen imparator'a koştu, biraz zaman diledi, rüyayı ve yorumunu bildireceğini söyledi.
Ne etti Daniel? Arkadaşları Hananya, Mişael ve Azarya'ya bildirdi durumu. Tümü birden Tanrı'ya içtenlikle dua ettiler, rüyayı açıklamasını dilediler. O gece egemen Tanrı aynı rüyayı Daniel'e gönderdi, hem de yorumunu verdi. Ertesi gün, Daniel Kral'a koştu, "Dinle" dedi, "Gördüğün rüya şu, yorumu da şöyle!" Bu şaşırtıcı açıklamayı duyan Nabukadnetsar yüzüstü yere kapanıdı ve şöyle dedi: "Gerçekten sizin Allahınız tanrılar Tanrısı, hükümranlar hükünranı'dır; gizleri açan O'dur." (Daniel 2).
Daniel nasıl geldi bu aşamaya? Diri olan Tanrı'ya diri imanla dua etmekle. İnanıyorum ki Yusuf da Rab ile sımsıkı bir dua bağlantısı içinde yaşayan bir insandı. Daha sonra Firavun’un rüyasını yorumlarken bu yorumu nasıl bildi diye sormamıza gerek yok. Rab bunu ona açıklayacaktır.
Şimdi Firavun’un rüyasına dönelim. Kutsal Söz devam edip diyor ki rüyasında,
Çirkin ve cılız inekler, güzel ve semiz yedi ineği yiyince, Firavun uyandı. (41:4)
Eminim ki Rab Firavun’u rüyanın o noktasında kasten uyandırmıştı. Düşünde gördüklerini iyice belleğine geçirebilmesi için böyle yapmıştı. Rab Firavun'a özel olarak bu rüyayı hatırlatmak istedi. İleride, gördüğü rüyanın hem kendi ülkesi hem de çevredeki ülkeler için büyük bir önemi olacaktı. Bundan başka Rab bu rüyayı Yakub’un soyunun gelişmesinde kullanacaktır. İnanıyorum ki Firavun’u rüyasından bu nedenle uyandırdı. Sonra Firavun
Yine uykuya daldı, bu kez başka bir düş gördü: Bir sapta yedi güzel ve dolgun başak bitti. Sonra, cılız ve doğu rüzgarıyla kavrulmuş yedi başak daha bitti. Cılız başaklar, yedi güzel ve dolgun başağı yuttular. Firavun uyandı ve düş gördüğünü anladı. Sabah uyandığında kaygılıydı. Bütün Mısırlı büyücüleri, bilgeleri çağırttı. Onlara gördüğü düşleri anlattı. Ama hiçbiri Firavun'un düşlerini yorumlayamadı. (41:5-8)
Tabii ki bu adamların hiçbiri bu düşü yorumlayamazdı. Düş özel olarak Rab tarafından Firavun'a verilmişti. Düşün yorumu ise sadece Yusuf'a verilecektir. Unutmamalıyız ki bütün olaylar Rabbin en dakik kontrolü altında gelişmektedir. Yusuf'un iki yıl zindanda beklemesi gerekiyordu çünkü kıtlığın daha zamanı gelmemişti. Kıtlığı beklerken Yusuf zindanda katlanışı öğreniyordu. Daha sonra yükseleceği konuma layık olabilmesi için bu itaat okulundan mezun olması gerekiyordu.
Kutsal Söz diyor ki "Tek bir insanın buyruğa uymasıyla da birçokları doğru kılınacaktır" (Rom 5:19) . Bu sözü İsa Mesih hakkında yazar. Yusuf’un durumunda da onun da itaati öğrenmesi gerekiyordu, çünkü Yusuf’un itaati sayesinde hem bir ulus kurtulacak hem de ileride tüm dünyanın uluslarına kurtuluş sağlanacaktır. Yusf’ta bir açıdan İsa Mesih’in yapısı vardı.
Şu anda kendi durumunu gözden geçirmeni isterim. "Bende İsa Mesih'in yapısı var mı?" diye sor kendine. İman yoluyla Mesih'i yaşamına alan kişi sadece düşüncelerinde, hareketlerinde değişmiyor. Aslında Mesih'le birleşip Onun doğruluğuna ve öz yaşamına paydaş oluyor. Doğal yapımızda Adem'in günahkarlığına, onun sözdinlemezliğine paydaş olduğumuz gibi İsa Mesih'teki yeni yapımızda, yeni yaratılışımızda Mesih'in sözdinlerliğine, Onun 'buyruğa uyma' tabiatına paydaşız. Günümüzde Mesih'e iman edilmesi gerektiği ballandırılarak insanlara anlatılmaktadır. "Mesih'e gelirsen tüm sorunların çözülecek! Hayatta başarılı olacaksın!" gibi temeli çürük teşvik sözleri kullanılır. Mesih'in Kurtuluş Haberi, çocuğu kandırmak amacıyla sunulan şekerleme gibi insanlara sunulmakta. Oysa Mesih İsa'nın duyurduğu haber bambaşkadır. Haber, Sevinç Getirici Haber'dir, ama 'buyruğa uymakla', pahayla, Mesih'in kusursuz canıyla sağlandı, buyruğa uymakla elde edilir. İsa kendisi kusursuz olduğu halde yeryüzündeki yaşamında, "Oğul olmasına karşın, çektiği işkencelerle buyruğa uymayı öğrendi"(İbr 5:8-9). Buyruğa uymayı nasıl öğrendi? Çektiği işkencelerle. "Öğrenci, öğretmeninden üstün olamaz" dedi İsa. Kurtuluş haberi Sevinç Getirici Haber'dir, ama yaşantımıza kolaylık getiren haber değildir.
Bu gerçeği Yusuf’un yaşamında da görebiliriz. Onun yaşamı kolay değildi, ama itaat etmesini biliyordu. Hatta diyebiliriz ki Yusuf, çektiği acılarla Rabbe itaat etmesini öğrendi. İtaat etti ve sabırla bekledi. Sonra Rab tam zamanında Firavun'a öyle bir düş veriyor ki ülkenin en aydın ve sözde hikmetli kişileri bile yorum yapamıyorlar. Büyücüler ve bilgeler kafa yorarken, daha önce Yusuf ile zindanda yatmış olan baş saki de Firavun'un huzurundaydı. Baş sakinin görevi kralın huzurunda el pençe divan bekleyip herhangi bir isteğini yerine getiemekti. Firavun rüyasını anlatırken baş sakinin belleğinde birşeyler kıpırdamaya başlamış olmalıydı. Belki o anda kendisinin zindanda gördüğü rüya aklına geldi ve zincirleme olarak Yusuf'u hatırlamış olmalı ki,
Bu arada baş saki Firavun'a, "Bugün suçumu itiraf etmeliyim" dedi, (41:9)
Bence baş saki yaramazlıktan ve suçtan daha kötüsünü yapmıştı. Kendi postunu kurtarır kurtarmaz Yusuf'u unutmuştu. Eminim ki o zindanda insanlar birbirine çok iyi yaklaşırlardı. Yusuf’un verdiği yorum baş sakiyi çok sevindirmiş olmalıydı. Bu adamın Yusuf’a karşı gönül borcu olması gerekirdi. Yusuf baş sakiye yardım etmiş onun morali bozuk iken onu cesaretlendirmşti. Saki bunu unutmamalıydı. Zindandan çıktığı zaman Yusuf'un durumunu Firavun'a anlatacaktı. Baş saki bunu da unutmuştu. Ama yine de Rab onun bu günahını iyiye kullandı.
Bu noktada günahlar hakkında bir iki söz söylemek isterim. Birçokları günahlı olduklarını göremiyorlar. Görenler ise tüm çabalarına ve çırpınışlarına rağmen bu durumdan kendi güçleriyle kurtulamıyorlar. Örneğin bir alkoliği ele alalım: Bu kişinin içkiyi kesinlikle bırakması kendisine bildiriliyor. Ama bir türlü bırakamıyor. Çırpınıyor, çabalıyor fakat nafile! Neden? Çünkü alkolün tutsağı olmuş, içki onun efendisi! Sonuç fiziksel ölüm. Hiç bir kimse kendi gücüyle, kötü alışkanlıklarından kurtulamaz, günah zincirlerini kıramaz. Fakat biz insanları günahın zincirinden kurtarıp özgür kılabilen bir kişi vardır. İsa Mesih'tir O. Yaklaşık 2000 Yıl önce yeryüzünde yaşarken, hastalara şifa veren, ölüleri dirilten, insanların içinden kötü ruhları çıkaran, günah zincirlerini kıran Mesih hala değişmemiştir. Dün, bugün ve sonsuzlara dek hep aynıdır O. Günah zincirlerini bu gün de kırabilen Odur.
Senin durumun nasıl? Sen de günaha tutsak mısın? Günahın ağır yükü altında inliyor ve bu yükün altından çıkamıyor musun? Tanrı sana zafer elini şu anda uzatıyor. O seni günahlarının hepsinden özgür kılacak, kalbini huzur, esenlik ve kurtuluş sevinciyle dolduracak güce sahiptir. O, harikalar yaratan Rab ve kurtarıcıdır. Bugün senin yaşamında da kendi yüceliğini göstermek, yaşamının tüm karanlık yönlerini aydınlatmak ve seni yepyeni bir insan yapmak istiyor. Belki bir süre önce Ona iman etmişsindir, ama hala günaha üstün gelemiyorsun. Yine aynı şekilde Ona güven ve sana vereceği gücü kullanarak hayatındaki günahlara üstün gelebilirisin.
Ancak şunu açıkça ifade etmeliyim: Rab bizim hatalarımızı ve hatta günahlarımızı bile bazen iyiye kullanıyor diye bunu günah işlemek için bir izin belgesi sayamayız. Kutsal Ruh'tan aldığı esinle yazan Resul Pavlus'un dediği gibi, günahlarımızdan dolayı Rabbin lütfu üzerimize döküldü diye lütfun çoğalması için günah işlemeye devam edemeyiz. Rabbin hesap defterinde günah her zaman sonsuz ölümle cezalandırılması gereken günah olarak kalacaktır.
Acılara ve sıkıntılara gelince yine aynı yaklaşımla gelmeliyiz. Rab bizim acı çekmemizi istemiyor. Hatta ileride bizim için hazırlamakta olduğu sonsuz kentte, Cennette ne acı olacak ne de gözyaşı. Ama yeryüzünde acılar, sıkıntılar olacaktır. Adem'in günahıyla dünyaya giren günah eyilimi her şeyi yozlaştırdı ve ıstırap, acı ve elem insan hayatının koparılıp atılamaz bir parçası olmuştur. Rab İsa'ya iman eden kişi bu acılardan muaf kılınamaz. Ancak Rab diyor ki bu gibi acıları imanlının yaşamında iyiye kullanabilir. Biz izin verirsek tabii.
Yusuf'un yaşamındaki acılar ve sıkıntılar zamanında belki de anlaşılmıyordu, ama Rab bunların yer almasına izin veriyor ve bu olayları hep iyiye kullanıyordu. Şimdi baş saki birden her şeyi hatırlıyor ve Firavun’a şöyle diyor:
"Bana ve fırıncıbaşı kullarına öfkelenince bizi zindana, muhafız birliği komutanının evine kapattın. Bir gece ikimiz de düş gördük. Düşlerimiz farklı anlamlar taşıyordu. Orada, bizimle birlikte muhafız birliği komutanının kölesi İbrani bir genç vardı. Gördüğümüz düşleri ona anlattık. Bize bir bir yorumladı. Her şey onun yorumladığı gibi çıktı: Ben görevime döndüm, fırıncıbaşı ise asıldı." (41:10-13
Şimdi baş sakiyi burada alkışlamalıyız. Daha önce Firavun'un öfkesinden dolayı az kaldı hayatından olacaktı. Şu anda Firavun herhalde kolayca öfkelenebilir bir ortamdaydı. Bu sözüyle saki kendisini az da olsa rizikoya sokmuş oluyordu. Kralın kendi eliyle seçtiği büyücüler ve bilgelerin yanında adı sanı belirsiz bir İbrani'den söz edilir miydi? Yine de sakinin verdiği bilgi tam zamanında gelmişti, çünkü hiç kimse Firavun'un düşünü yorumlayamıyordu. Firavun bu genç İbrani'yi de deneyebilirdi. ne kaybedebilirdi ki? Bir yolunu bulup bu önemli düşün yorumunu öğrenmeliydi.
Firavun Yusuf'u çağırttı. Hemen onu zindandan çıkardılar. Yusuf tıraş olup giysilerini değiştirdikten sonra Firavun'un huzuruna çıktı. (41:14)
Eski Mısır abidelerinin duvarlarındaki resimlere hiç baktınız mı? Ya da esiki Mısır tarihini canlandıran resimleri incelediniz mi? Bu resimlerde dikkate değer bir şey vardır. Genelde resimlerdeki erkeklerin sakalları yoktur. Bunlar o dönemde bile traş olan tipten insanlardı. İbraniler ise sakal bırakırlardı. Mısırlı erkekler bazen konumlarının önemli olduğunu belirtmek için küçük bir keçi sakalı bırakırlardı, ama genelde “sinek kaydı” traşlı insanlardı bunlar.
Yusuf'u zindandan çıkardıkları zaman o traş oldu ve giysilerini değiştirdi. Yusuf sanki bir mezardan çıkıyor, ölümden dirilmiş gibi oluyordu. Yusuf için zindan diri bir ölümdü. Oradan bir daha çıkmayabilirdi. Şimdi Firavun onu çağırıyor ve Yusuf sanki ölümden diriliyormuş gibi yepyeni bir hayata başlamak üzeredir. Daha önce Potifar'ın yanında hizmetini sürdürüken, eminim ki Yusuf Mısırlılar gibi sakalını traş ederdi. Onlara uyma zorundaydı. Zorunlu olmasa bile saygıdan dolayı sakalını kesip traş olmalıydı. Şimdi Rabbin temsilcisi olarak uluslara gidiyor. Tanrıtanımaz insanlara diri Rabbi tanıtmak üzeredir.
Firavun Yusuf'a, "Bir düş gördüm" dedi, "Ama kimse yorumlayamadı. Duyduğun her düşü yorumlayabildiğini işittim." (41:15)
Bu noktada Yusuf, Firavun'un gözüne girmek için bütün övgüyü kabul edip kendi konumunu yükseltmeye girişebilirdi, ama böyle yapmadı. Yusuf birçok açıdan İsa Mesih’te Rabbin bize verdiği örnek yaşamı yaşadı. Alçakgönüllüydü Yusuf ve övgüyü her zaman Rabbe verdi, İsa’nın örnek yaşamına uygun şekilde yaşadı. Kutsal Kitap, görünmez Tanrı'nın görüntüsü olan bu yüce İsa hakkında şöyle bir olay anlatır
"Fısıh bayramından önceydi. İsa bu dünyadan ayrılıp Babaya gideceği saatin geldiğini biliyordu. Dünyada kendisine ait olanları sonuna kadar sevdi. Akşam yemeği sırasında İblis, Simun oğlu Yahuda İskariyot'un yüreğine İsa'yı ele verme isteğini koymuştu bile. İsa, Babanın her şeyi kendisine emanet ettiğini, kendisinin Tanrı'dan çıkıp geldiğini ve Tanrı'ya döneceğini biliyordu. Yemekten kalktı, üst giysilerini bir yana koydu, bir havlu alıp beline doladı. Sonra bir leğene su doldurup öğrencilerin ayaklarını yıkamaya ve beline doladığı havluyla onları kurulamaya başladı. İsa Simun Petrus'a geldi. Simun, "Rab, ayaklarımı sen mi yıkayacaksın?" dedi. İsa ona şu cevabı verdi: "Şimdi ne yaptığımı anlayamazsın, ama sonra anlayacaksın." ..Onların ayaklarını yıkadıktan sonra giyinip yine sofraya oturdu. Onlara, "Size ne yaptığımı anlıyor musunuz?" dedi. "Siz beni Öğretmen ve Rab diye çağırıyorsunuz. Doğru söylüyorsunuz, öyleyim. Şimdi ben Rab ve Öğretmen iken ayaklarınızı yıkadığıma göre, sizler de birbirlerinizin ayaklarını yıkamalısınız. Size yaptığımın aynısını yapmanız için size bir örnek verdim. Size gerçeği söylüyorum, köle efendisinden üstün değildir. Gönderilen de kendisini gönderenden üstün değildir. Madem ki bu şeyleri biliyorsunuz, onları yaparsanız size ne mutlu!"
İsa, alçakgönüllüğü tam olarak kendi yaşantısıyla sergileyen tek kişidir. O'nun yaşamını incelerseniz göreceksiniz ki onda bencillik diye bir şey bulamayacaksınız. İsa, "Ben gökteki Babamın isteğini yapmaya geldim" derken gerçeği konuşmuş oluyordu. İsa alçakgönüllüğün belirgin bir resmi olarak öğrencilerinin ayaklarını yıkadı. Alçakgönüllülük yüceliğin, büyüklüğün gözle görülebilen belirtisidir. Aslında İsa öğrencilerinin ayaklarını yıkamasıyla kendisinin ne kadar yüce olduğunu ispat etti. Yusuf da yüceliği Rabbe verdiği için Rab onu daha sonra yükseltecektir. O Rabbi yüceltecek ve böylece de Rab onu Mısır diyarında yükseltecektir. Bütün yüceliği Rabbe vermek ve kralın önünde Rabbi yükseltmek isteyen
Yusuf, "Ben yorumlayamam" dedi, "Firavun'a en uygun yorumu Tanrı yapacaktır." (41:16)
Yusuf heyecanıydı. Acaba ne oluyor diye düşünüyor olmalıydı, ama yine de yargı değerlerini kaybetmemişti. Öz İbranicede, "Ben yorumlayamam" sözü tek bir sözcükle ifade edilir. Burada Yusuf'un üstün karakter özelliğine şaşmamak imkansız. İki yılı aşkın bir zaman hapiste yatmış. Şu anda hayatının en önemli kavşağındadır. Sözlerini seçerek konuşursa belki de zindandan kurtulabilir. Ama ne yapıyor? Çok sert ve kısa bir cevap veriyor krala. Daniel peygamber de rüya yorumlarının Rabbe ait olduğunu Nebukadnezar'a bildirmişti, ama biraz daha yumuşak şekilde konuşmuştu.
Rüya yorumunda hem Yusuf hem de Daniel peygamber bütün yüceliği Rabbe verdiler. Biz de bu konuda dikkat etmeliyiz. Rabden almadığımız ne var ki bununla övünebilelim? Hayatımızda bir başarı kazanmışsak yüceliği Rabbe vermesini öğrenelim. Eğer yaptığımız bir iş başkalarına bereket getiriyorsa bu bizim yeteneklerimizden dolayı değil Rabden dolayıdır. Rab bizi bir araç olarak kullanıyor ve başkaları kutsuyor. Rabbin elinde kullanılabilir bir araç olduğumuz için sevinelim, ama biz insanlara bereket getiriyoruz diye ne kendimizi ne de başkaları aldatalım.
Yusuf kendi konumunu hemen kavrıyor. "Bende hiçbir şey yok" diyor. Yorum yapılacaksa bunu Rab yapacaktır. Yusuf gibi kendimizi tam olduğumuz gibi görmeye çalışalım. Olduğumuzdan üstün görmeyelim kendimizi. Ne yazık ki şok kez benliğimiz, o eski Adem başını gösterip tüm yüceliği kendisine mal etmek ister. İçimizdeki Kutsal Ruh ise bizim ruhumuzu harekete geçirip Mesih’i yüceltmek ister. Tanrı, kendi elleriyle yaratmış olduğu insana bir ruh verdi ki o ruhla insan Tanrı'yla bir bağlantı kurabilsin. İlk yaratılmış durumunda insanın ruhu, hem canını hem de bedenini denetimi altına alıp tüm insanı Tanrı'ya yönelik Ona bağlı bir kişi olarak yaşatırdı. Yani insanın tüm benliği, ruhu, canı ve bedeni Tanrıya tapınmak, Onu övmek ve Onu yüceltmek için bir alet olacaktı. Ama ilk insan, yani Adem, Tanrı'ya karşı baş kaldırıp günah işledi ve bu yüzden onun ruhu öldü. Tanrı'yla arasındaki bağ koptu ve benliği köreldi. İşte Ademin günahlı benliği tüm ademoğullarına kalıtımlı günah olarak aktarılmıştır. Şimdi dünyaya gözlerini açan her insan doğal bir tabiatla yaşamına başlamaktadır. Bu tabiata insanın günahlı benliği denir.
Aynı zamanda bu tabiata Eski Adem denir çünkü Adem’den her birimize miras kalmıştır. Bu günah işlemeye dönük benliğe Kutsal Kitap bir de 'eski yaradılış' diye değinir.
Kuşkusuz Yusuf’ta da bu eski Adem vardı. Ama bu noktada Yusuf, Ruh’un yönlendirmesiyle Rabbi yüceltiyor. Yusuf yorumu ancak Rab Allah’ın yapabileceğini söyleyince
Firavun Yusuf'a anlatmaya başladı: "Düşümde bir ırmak kıyısında duruyordum. Irmaktan semiz ve güzel yedi inek çıktı. Sazlar arasında otlamaya başladılar. Sonra arık, çirkin, cılız yedi inek daha çıktı. Mısır'da onlar kadar çirkin inek görmedim. Cılız ve çirkin inekler ilk çıkan yedi semiz ineği yedi. Ama kötü görünüşleri değişmedi. Sanki bir şey yememiş gibi görünüyorlardı. Sonra uyandım. "Bir de düşümde bir sapta dolgun ve güzel yedi başak bittiğini gördüm. Sonra solgun, cılız, doğu rüzgarının kavurduğu yedi başak daha bitti. Cılız başaklar yedi güzel başağı yuttular. Büyücülere bunu anlattım. Ama hiçbiri yorumlayamadı." (41:17-24)
Aslında düş iki ayrı düşten oluşur, ama Firavun bunları tek düşmüş gibi anlattı.
Yusuf, "Efendim, iki düşün de aynı anlamı taşıyor" dedi, "Tanrı ne yapacağını sana bildirmiş. (41:25)
Farkettiniz mi, Yusuf bunları iki ayrı düş olarak yorumlayacaktır, ama her ikisi de Rabbin Firavun'a söylemek istediği tek bir konuya değiniyordu. İki ayrı düşte aynı konunun vurgulanması Rabbin Firavun'a söylemek istediğinin ne kadar önemli olduğunu gösterir. Bu iki düş sayesinde ne yapıyor Rab? İleride yapmak istediği bir şeyi Firavun'a önceden göstermek istiyor. Şöyle ki her şey olup bittikten sonra onuru ve yüceliği Rabbe versin.
Yusuf Firavun'un düşünü şöyle yorumladı:
Yedi güzel inek yedi yıl demektir. Yedi güzel başak da yedi yıldır. Aynı anlama geliyor. Daha sonra çıkan yedi cılız, çirkin inek ve doğu rüzgarının kavurduğu yedi solgun başak ise yedi yıl kıtlık olacağı anlamına gelir. "Söylediğim gibi, Tanrı ne yapacağını sana göstermiş. Mısır'da yedi yıl bolluk olacak. Sonra yedi yıl öyle bir kıtlık olacak ki, bolluk yılları hiç anımsanmayacak. Çünkü kıtlık ülkeyi kasıp kavuracak. Ardından gelen kıtlık bolluğu unutturacak, çünkü çok şiddetli olacak. (41:26-31)
Yusuf burada tahminlerle konuşmuyor. "İnekler yılları temsil edebilir" demiyor. “Yedi güzel inek yedi yıl demektir” diye yetkiyle konuşuyor. Rabbin eli Yusuf'un üzerindedir ve Rabden gelen açıklamayla konuşmaktadır. Yusuf kendisinden o kadar emin konuşuyor ki bunun kendi kafasından çıktığına inanamayız. Yalnız yorum yapmıyor, aynı zamanda neden iki ayrı rüya gördüğünü bile Firavun'a açıklıyor. Bu, sıradan bir rüya tabiri değildir. Yusuf bayağı Rabbin sözcüsü olarak kralın önünde duruyor ve şöyle devam ediyor:
Bu konuda iki kez düş görmenin anlamı, Tanrı'nın kesin kararını verdiğini ve en kısa zamanda uygulayacağını gösteriyor. (41:32)
Daha önce demiştim ki Rab Allah ileride yer alacak olan kıtlığa izin vermişti, ama burada Yusuf'un açıklamasından daha kesin bilgi alıyoruz. Kıtlığı o yöreye getirecek olan Rabdır ve Firavun'un bunu bilmesini istiyor.
Kendi hayatımızda da Rabbin her şey üzerine egemen olduğunu asla unutmamalıyız. Onun izni olmadan hiç, ama hiçbir şey olamaz. Davut peygamberi bilirsiniz. Ölümünden önce Tanrı'ya yükselttiği son dua Kutsal Kitap'ta hepimize ruhsal bir ders olarak açıklanıyor. Şöyle dua wtti Davut:
“Ya Rab! Yücelik, güçlülük, görkem, üstünlük ve ululuk Senin'dir. Çünkü göklerde ve yeryüzünde ne varsa tümü Senin'dir. Sen Baş'sın, her şeyden üstünsün. Zenginlikle onur Senden kaynaklanır. Sen her şeyin egemenisin. Güç ve erk elindedir. Hem de, herkesi yükseltmek ve güç vermek Senin elindedir. Ya Tanrımız! Şu anda Sana Şükür sunar yüce adını anarız”.
Sonra Davut Peygamber ölüm anında bu içtenlikli duasını şu sözlerle sürdürdü:
“Ama ben kimim ki, halkım kimdir ki? Bu tür gönüllü sunular sunabilir miyiz? Her şey Senden'dir ve elinden aldığımızı Sana sunmaktayız. Senin önünde gelip geçici kişileriz. Tüm atalarımız gibi. Yeryüzündeki günlerimiz gölge benzerliğindedir ve sürekliliği yoktur. Ya Tanrım! Yürekleri araştırdığını, doğruluktan kıvanç duyduğunu bilirim. Yüreğimin Doğruluğunda, bu şeylerin tümünü Sana gönülden sundum. Çevremdeki topluluğun şu anda sevinç duyarak gönülden Sana Sunduklarını gördüm Ya Rab! Atalarımız İbrahim'in, İshak'ın Yakub'un Tanrısı! Bu tür istem ve tüşünceleri halkının Yüreğinde daima sakla, kalplerini de Sana yönelt!” (1 Tarihler 29:1O-19).
Davut son duasını Tanrı'ya sunduktan sonra bütün yaratıklar gibi öldü, günahı bağışlananaların kavuştuğu sonsuz yaşama gitti, ama onun yaşamı bize bir örnek olarak kaldı. Yusuf’un yaşamı da Kutsal Kitab’ın bizlere sunduğu bir örnektir. Yusuf kendisini alçaltıyor ve Rabbi yüceltiyor, çünkü kendisi Davut gibi geçicidir, ama Rab sonsuza dek kalıcıdır. Yusuf Rabbin sözcüsü olarak Firavun’a konuşurken, aynı zamanda ona öğüt verecektir. Şöyle devam etti Yusuf:
"Şimdi Firavun'un akıllı, bilgili bir adam bulup onu Mısır'ın başına getirmesi gerekir. Ülke çapında adamlar görevlendirmeli, bunlar yedi bolluk yılı boyunca ürünlerin beşte birini toplamalı. Gelecek verimli yılların bütün yiyeceğini toplasınlar ve Firavun'un yönetimi altında kentlerde depolayıp korusunlar. Bu yiyecek, gelecek yedi kıtlık yılı boyunca, Mısır'da ihtiyat olarak kullanılacak ve ülke kıtlıktan kırılmayacak." Bu öneri Firavun'a ve görevlilerine iyi göründü. (41:33-37)
Belki de bu noktada Yusuf'un ölçüyü biraz kaçırdığını düşünebiliriz. Kim oluyor bu genç İbrani. Kocaman Mısır ülkesinin kralına akıl hocalığı mı yapıyordu? Hayır, az önce demiş olduğum gibi, Yusuf Rabbin sözcüsü olarak Firavun'un önünde duruyordu. Talimatları veren Yusuf değil Rabbin kendisiydi. Firavun da onun göksel yetkiyle konuşmakta olduğunu farketmişti. Bu nedenle
Firavun görevlilerine, "Bu adam gibi Tanrı Ruhu'na sahip birini bulabilir miyiz?" diye sordu. Sonra Yusuf'a, "Madem ki Tanrı sana bütün bunları açıkladı, senden daha akıllı ve bilgili bir adam yoktur" dedi, "Sarayımın yönetimini sana vereceğim. Bütün halkım buyruklarına uyacak. Tahttan ötürü yalnız ben senin üzerinde olacağım. Seni bütün Mısır'a yönetici atıyorum." (41:38-41)
Şimdi durumun nasıl geliştiğine dikkat edelim. Az önce bu genç adam zindanın bir köşesinde terkedilmiş ve unutulmuş durumdayken birden Mısır'da Firavun'dan sonra en güçlü kişi konumuna yükseldi. Yükseliş zamanı tam uygun bir zamandı.
Ülkede ondan başka hiç kimse kralın rüyasını yorumlayamadı. Firavun'un hesap defterinde hikmet, rüyanın yorumuyla bağlantılıydı. Yusuf sadece yorum yapmakla yetinmiyor, bunun yanısıra bazı önlemler öneriyor. Tabii bütün bunları Rabbin verdiği hikmetle yapıyor.
Yusuf’un verdiği öğüt o dönemin dünyasını müthiş bir kıtlıktan kurtaracaktı. Evet çok şiddetli bir kıtlık olacaktı. Öyle şiddetli bir kıtlık ki Mısır bile onun etkisi altında kalacaktır. Belki de bu noktada sorabilirsiniz: "Mısır genelde kıtlıklardan muaf mıydı?" Buna "Hemen hemen evet" diye cevap verebiliriz. Mısır halkı Nil nehri boyunca yerleşmişti. Genelde birçok kıtlıklarda Nil nehri gereken sulama ihtiyacını sağlayabilirdi. Neden biliyor musunuz? Çünkü Mısır'ın ekinlerini sulamak için yağmur beklemeye gerek yoktu. Afrikanın ta ortalarından kaynakanan Nil nehri genelde yeterli su ihtiyacını Mısır'ın tarlalarına sağlayabilirdi. Belki hatırlayacaksınız, daha önce yine bu yörede yer alan iki kıtlıktan söz etmiştir Kutsal Kitap. Birinci kıtlıkta İbrahim Mısır'a gitmişti. İkinci kıtlıkta da İshak Rabbin buyruğuna uyup Mısır'a gitmektense Kenan diyarında kaldı. Yani normal kıtlıklarda Mısır o kadar etkilenmezdi. Ama bu kez öyle yoğun bir kıtlık olacak ki Mısır da etkilenecektir. Normal durumda Mısır'a yılda iki üç santimetre yağmur yağar. Yani Mısır sadece yağmura güvenseydi orada her zaman kıtlık olurdu. Ama dediğim gibi Nil nehri vardır ve yılda bir kez bu nehir taşar ve çevredeki tarlaları sulardı. Bundan başka Mısır halkı, tarlalarıı sulayabilmek için Nil nehrinden su alabilmenin yolarını öğrenmişlerdi. Tüm bu avantajlara rağmen Rab Firavun'a diyor ki ieride yedi yıllık yoğun bir kıtlık olacak ve Mısır'ı da etkleyecektir.
Ben Firavun'un gösterdiği anlayış ve tepkiden dolayı onu tebrik etmek isterdim. Bence Firavun, tüm hatalarına rağmen ileriyi düşünen bir devlet adamıydı. Bir kez adını vermek istemediğim bir devlet adamına sormuşlar: "Acaba iyi bir devlet adamının özelliği nedir?"şöyle bir yanıt gelmiş: "Rab Allah'ın gelecek elli yıl içinde ne yapmak istediğini bilen kişi". İşte bu olayda Mısır kralı Rab Allah'ın gelecek ondört yıl içinde ne yapmak istediğini Yusuf’tan öğrenmişti. Öğrenmesine öğrendi, ama yapılması gereken işi kim yapacaktı. Firavun yine sağduyusunu kullandı. Madem ki ülkenin en hikmetli insanı Yusuf'tu bu işi ancak Yusuf yapabilirdi. Şimdi Rabbin Yusuf için tasarladığı iş yavaş yavaş şekil almaya başlıyor. Yusuf'un neden potifar'ın evinde yönetici görevi üstlendiği şimdi açıklık kazanmaya başlıyor. Rab onu bu üstün görev için hazırlıyordu. Potifar'ın evinde tüm ev işlerinin yöneticisiydi. Yusuf önce küçük görevle işe başlıyor ve Tüm Mısır'ı yönetebilecek kişi olarak yetişiyor. Ancak şunu da eklemeliyim: Zindan sürecinden geçmeseydi Yusuf iyi bir yönetici olamazdı. Zindan tecrübesi onu başkaların durumunu anlayan bir kişi konumuna getirdi. Yükseltilmesi için önce alçaltılması gerekiyordu. Merhametten anlamayan bir yönetici insanları yönetemez. Evet, diktatör olabilir, başkan olabilir, ama iyi bir yönetici olamaz. Zindan hayatı yusufa anlayış verdi.
İşte Firavun Rabbin bu şekilde eğitmiş olduğu bir kişiyi ülkesinin üzerine yönetici olarak atıyordu. Firavun adamını seçtikten
Sonra mührünü parmağından çıkarıp Yusuf'un parmağına taktı. Ona değerli ketenden giysi giydirdi. Boynuna altın zincir taktı. (41:42)
Neydi ona verilen mühür? Altın bir yüzüktü. Yüzüğün üzerinde Firavuna özgü bir damga şekli vardı. Yani Yusuf o yüzüğü eritilmiş mum üzerine bastığı zaman Firavun ferman imzalamış gibi olacaktı. Yusuf'un o ülkede Firavun kadar yetkisi olacaktır. İşte Rab istediğini böyle yükseltir. Zindan köşelerinden kralın sarayına!
Sonra Firavun onu
Kendi yardımcısının arabasına bindirdi. Yusuf'un önünde, "Yol açın!" diye bağırdılar. Böylece Firavun ona bütün Mısır'ın yönetimini verdi. Firavun Yusuf'a, "Firavun benim" dedi, "Ama Mısır'da senden izinsiz kimse elini ayağını oynatmayacak." (41:43,44)
Firavun akılsız birisi değildi. Onun Yusuf'a bu kadar güvenmesinin nedeni bu gencin yakışıklı ya da hikmetli oluşu değildi. Firavun Yusuf'ta Rabbin Ruh'unun işlemekte olduğunu görmüştü. İşte bu nedenle ona güveniyordu.
Yusuf'un adını Safnat-Paneah koydu. On Kenti'nin rahibi Potifera'nın kızı Asenat'ı da ona karı olarak verdi. Yusuf ülkeyi boydan boya dolaştı. (41:45)
Yusuf Mısır'da yüksek bir konuma girecekseydi o halkın adetlerine ve kültürüne uyum sağlamalıydı. Firavun'un ona verdiği ismi beğenmesek bile bu onun Mısırlı ismi olmuştu. İsmin anlamı,"Gizleri açıklayan" olarak çevrilebilir. Tabii bu isim ona Firavun'un düşünü yorumladığı için verilmişti. Günümüzde de buna benzer durumlarla karşılaşırız. Diyelim ki İngiltereden ya da Amerikadan Türkiyemize bir yabancı gelip yerleşiyor. Yabancının adı Allan. Biz Türkler hemen ona Türk adı verip Ali deriz ona. Eski günlerde ise isimler anlam ifadesiyle takılırlardı. Yusuf, Firavun'un gizemli düşünü yorumladığı için ona Safnat Paneah adı verildi. Ama Kutsal Kitap'ta onun adı her zaman Yusuf olarak kaldı.
Yusuf Firavun'un hizmetine girdiğinde otuz yaşındaydı. Firavun'un huzurundan ayrıldıktan sonra bütün Mısır'ı dolaştı. (41:46)
Şimdi bazı hesaplar yaparsak Yusuf'un Mısır'daki yaşamı hakkında biraz daha bilgi toplayabiliriz. Az önce okumuş olduğum ayette Yusuf'un yaşı verildi. Firavun'un hizmetine girdiği zaman otuz yaşındaydı. Mısır'a köle olarak getirildiğinde ise onyedi yaşındaydı. Yani Firavun olayından önce bu adam Mısır'da onüç yıl kalmıştı. Bunun iki yılı kesin olarak zindanda geçti. Ancak zindanda tam ne kadar kaldığı belli değidir. Yusuf'un hayatının hesabını veremediğimiz onbir yılı vardır. Bunun bir kısmı Potifar'ın evinde geçti. Burada ancak tahmin edebilirim ki belki de Yusuf zindanda topu topu üç dört yıl geçirdi ve Potifar'ın evinde ise dokuz on yıl.
On üç yıllık bir zaman aslında o kadar uzun değildir. Bu genç köle olarak Mısır'a getiriliyor ve onüç yıl sonra Mısır'ın başbakanı konumuna yükseliyor. Yani Firavun'dan başka hiçkimse ona buyruk veremezdi. Acaba Firavun'un onu neden seçtiğini iyice düşündünüz mü? En başta gelen neden Rabbin Yusuf ile birlikte olmasıydı. Zindanda bile Rab Yusuf ile birlikteydi. Rabbin eli her zaman bu gencin üzerinde ona yön veriyordu. Daha sonra kendisi buna tanıklık verecek ve kardeşlerine konuşurken, "Siz bana kötülük yapmak istediniz, ama Rab bunu iyiye kullandı" diye Rabbi yüceltecektir. Yaşama böyle olumlu açıdan bakmak ne iyi bir şey, değil mi?
Firavun'un Yusuf'u seçmesinde bir başka neden daha olabilirdi. Hem de çok pratik bir neden. Kutsal Yazı uzmanlarına göre o dönemde Mısır kralı, Hiksos denilen bir aşirete aitmiş. Tarih kitapları Mısır'da hüküm süren Hiksos hanedanından söz etmektedir. Bunlar Mısır'ın yerlileri değil de Arabistanın çöllerinde göçebe dolaşan bir aşiretin krallarıymış. Bir ara Mısır'a gelip orada hüküm sürmüşler. Kutsal Kitap yorumcularının ileri sürdüğü bu olay doğru ise o zaman Firavun Yusuf'un soyuna Mısırlılardan daha yakındı. Hem Hiksoslar hem de Yakub'un ailesi göçebe bir hayat sürdürüp çobanlık yaparlardı. Belki de bu nedenle Yusufa güvenebildi. Hiksos kralları Mısırda güvenebilecek kişileri Mısırlılar arasında zor bulurlardı.
Yusuf'a gelince bu gencin karakter özelliklerinden biri güvenilir olmasıydı. Potifar'ın evinde olduğu kadar Zindanda da güvenilir birisi olduğunu çok iyi kanıtlamıştı. Yusuf'un bu güvenirliği yine Rab ile olan ilişkisinden kaynaklanırdı. Rabbin her zaman kendisiyle birlikte olduğuna inandığı içih her kime hizmet etse Rabbe hizmet ediyormuşı gibi yaptı işini. Rabbe olan sadakatı hizmet verdiği kişilere de aktarıldı.
Bence Firavun'un Hiksos hanedanına ait olması Yusuf ile onun arasında sıcak bir bağlantı kurulmasını sağlamıştı. Daha sonra göreceğimiz gibi Yusuf bu krala sadık kalacaktır. Yine ileride Musa'nın hayatını incelerken göreceğiz ki Hiksos hanedanı Mısır'dan çıkınca İsrail halkı baskı altına girecektir. Çıkış kitabında diyor ki "Mısır'da yeni bir kral tahta oturdu ve bu kral Yusuf'u taımıyordu" Çıkış kitabının ilk bölümünde ve sekizinci ayette bunu okuyabiliriz. Rab bu kez bu ikinci durumu, yani İsrail halkına karşı