Tiranus.Org  

 


 ANA SAYFA     KAYIT FORMU   DERSLER     RADYO KUMRU    KÜTÜPHANE  SANAT   

 
  Tiranus.ORG - Açık Öğretim 11. Dersin Notları
 


11. DERS  -  YAKUP VE ESAV

 

Ders Çalışma Süresi:   En Az: Bir hafta

 En Çok: Bir Ay

Not: Özel durumlarda gecikebilir

 

 

Bu dersi ciddi şekilde çalışmak istiyorsanız yanınızda bir Kutsal Kitap, not defteri ve tükenmez kalem bulundurmanız şarttır. Verilen ayetleri dikkatle okuyunuz. “Ek Bilgiler” sayfasının başında önerilen kitap listesindeki tüm kitapları temin edip ders çalışmalarına ek olarak okursanız daha zengin ve berek etli bilgiye sahip olacaksınız.

 

 

 

Yakup ve Esav (Yaratılış kitabının 23.-36. bölümleri)

 

 

  1. İki kardeşin öyküsü (24.-25:26)

 

A.     İshak Rebeka’yla evleniyor.

 

    1. Rebeka 20 yıl kısır durumda bulunduktan sonra Tanrı ona iyilik edip ikiz çocuk veriyor.

 

(Yaratılış 25:19-26) İbrahim'in oğlu İshak'ın öyküsü: İshak Aramlı Lavan'ın kızkardeşi, Paddan-Aramlı Betuel'in kızı Rebeka'yla evlendiğinde kırk yaşındaydı. İshak karısı için RAB'be yakardı, çünkü karısı kısırdı. RAB İshak'ın yakarışını yanıtladı, Rebeka hamile kaldı. Çocuklar karnında itişiyordu. Rebeka, “Nedir bu başıma gelen?” diyerek RAB'be danışmaya gitti. RAB onu şöyle yanıtladı: “Rahminde iki ulus var, Senden iki ayrı halk doğacak, Biri öbüründen güçlü olacak, Büyüğü küçüğüne hizmet edecek.” Doğum vakti gelince, Rebeka'nın ikiz oğulları oldu. İlk doğan oğlu kıpkırmızı ve tüylüydü; kırmızı bir cüppeyi andırıyordu. Adını Esav koydular. Sonra kardeşi doğdu. Eliyle Esav'ın topuğunu tutuyordu. Bu yüzden İshak ona Yakup adını verdi. Rebeka doğum yaptığında İshak altmış yaşındaydı”.

 

C.     Tanrı, tüm Kutsal Kitap’ta Kendi harika işleri için özellikle kısır kadınları kullanıyor.

 

v     Kurtuluşun insandan değil, Tanrı’dan geleceğini vurgulamak amacıyla Rab bu işleri yap tı.


 

 

  1. İlk oğulluk ve kutsama hakkı   (25:27-34; 27:22-40)

 

(Yaratılış 25:27-34)  “Çocuklar büyüdü. Esav kırları seven usta bir avcı oldu. Yakup'sa hep çadırda oturan sakin bir adamdı. İshak Esav'ı daha çok severdi, çünkü onun getirdiği av etlerini yerdi. Rebeka ise Yakup'u severdi.

Bir gün Yakup çorba pişirirken Esav avdan geldi. Aç ve bitkindi.  Yakup'a, “Lütfen şu kızıl çorbadan biraz ver de içeyim. Aç ve bitkinim” dedi. Bu nedenle ona Edom adı da verildi.  Yakup, “Önce sen ilk oğulluk hakkını bana ver” diye karşılık verdi. Esav, “Baksana, açlıktan ölmek üzereyim” dedi, “İlk oğulluk hakkının bana ne yararı var?” Yakup, “Önce ant iç” dedi. Esav ant içerek ilk oğulluk hakkını Yakup'a sattı. Yakup Esav'a ekmekle mercimek çorbası verdi. Esav yiyip içtikten sonra kalkıp gitti. Böylece Esav ilk oğulluk hakkını küçümsemiş oldu.

 

A.     İlk oğulluk hakkı ilerde verilecek olan Yasa’ya göre hem maddi hem de manevi bereketler ile ilgiliydi.

                        (Şu ayetleri inceleyiniz: Yasa’nın Tekrarı 21:17; 1. Tarihler 5:1-2)

 

B.     Baba ilk doğana bütün malından iki payı verecektir” ve ilk doğan hem ailenin reisi hem de ev halkının ruhsal lideri oluyordu.

Ø      Doğal olarak Esav’ın, ikiz kardeşi Yakup’tan az önce doğmuş olmasına rağmen bu ilk oğulluk hakkına sahip olması gerekiyordu. Ancak Tanrı bu hakkı onun kardeşi Yakup’a verdi.

Ø      Yine de İshak, Tanrı’nın isteğine karşı gelip bu hakkı Esav’a vermeye çalışacaktır .

 

C.     Yakup’un, bu “İlk Oğulluk” hakkını kendi şahsı için istemiş olması iyi bir şeydi ama bunu elde etmek için kullandığı yöntem yanlıştı.

Ø      Rab bu hakkı zaten Yakup’a vermişti. Yakup’un bunu sadece imanla beklemesi gerekiyordu.      

 

D.     İlk Oğulluk hakkının kime verileceği neden önemliydi? Çünkü ilk oğul olarak kutsanma hakkına sahip olan kişinin soyundan ileride Tanrı’nın dünyaya Kurtarıcı Mesih’i getirecektir. 

 

3.      Esav

 

    1. Esav Tanrı’nın vaatleriyle ilgilenmedi ve kendi yolunu izlemek istedi

v     Avdan döndüğünde Esav çok açtı ve sadece midesini düşünüyordu. 

v     Esav, Yakup’un verdiği yemeği yedikten sonra ne yaptığının farkına vardı ve Yakup’a çok kızdı.

 

    1. Esav hayatı seven bir insandı ve her an kendi bedensel istediklerinin gücü altındaydı.

 

    1. Esav, anne babasının inancını hiçe sayıp bu değerli kutsama hakkını bir çanak çorba karşılığında sattı.

 

v     Esav, akılsız, ahlaksız ve imansız bir insandı. Ne yaptığının bilincine hep sonradan varan birisiydi.

 


 

  1. Yakup’un düşü ve adağı.  (27-28.böl.)

 

A.     Yakup, Esav’ın onu öldürme planları kurduğundan haberdar oldu ve kaçmak zorunda kaldı.

Annesi onu, atalarının memleketine gönderiyor ve orada 20 yıl kalıyor. (Yaratılış 27:41-46)

 

B.     Gideceği yol Kenan ülkesinden ta Mezopotamya’ya kadar uzanan uzun bir yoldu ve geceleri herhalde korku içinde yatıyordu. . Beytel denilen bir yerde bir gece  uyurken düş görüyor ve Tanrı, lütfunu ona göstererek onu kutsuyor ve antlaşmayı hatırlatıyor.

 

(Yaratılış 28:10-22)  “Yakup Beer-Şeva'dan ayrılarak Harran'a doğru yola çıktı. Bir yere varıp orada geceledi, çünkü güneş batmıştı. Oradaki taşlardan birini alıp başının altına koyarak yattı. Düşte yeryüzüne bir merdiven dikildiğini, başının göklere eriştiğini gördü. Tanrı'nın melekleri merdivenden çıkıp iniyorlardı. RAB yanıbaşında durup, “Atan İbrahim'in, İshak'ın Tanrısı RAB benim” dedi, “Üzerinde yattığın toprakları sana ve soyuna vereceğim. Yeryüzünün tozu kadar sayısız bir soya sahip olacaksın. Doğuya, batıya, kuzeye, güneye doğru yayılacaksınız. Yeryüzündeki bütün halklar sen ve soyun aracılığıyla kutsanacak. Seninle birlikteyim. Gideceğin her yerde seni koruyacak ve bu topraklara geri getireceğim. Verdiğim sözü yerine getirinceye kadar senden ayrılmayacağım.” Yakup uyanınca, “RAB burada, ama ben farkına varamadım” diye düşündü. Korktu ve, “Ne korkunç bir yer!” dedi, “Bu, Tanrı'nın evinden başka bir yer olamaz. Burası göklerin kapısı.” Ertesi sabah erkenden kalkıp başının altına koyduğu taşı anıt olarak dikti, üzerine zeytinyağı döktü. Oraya Beytel adını verdi. Kentin önceki adı Luz'du. Sonra bir adak adayarak şöyle dedi: “Tanrı benimle olur, gittiğim yolda beni korur, bana yiyecek, giyecek sağlarsa, babamın evine esenlik içinde dönersem, RAB benim Tanrım olacak. Anıt olarak diktiğim bu taş Tanrı'nın evi olacak. Bana vereceğin her şeyin ondalığını sana vereceğim.

 

C.     Düşte gördüğü  merdiven gökler ile yeryüzü arasında bir köprü oluşturuyor ve “göklerin kapısı” olarak görülmeli. Simgesel bir anlamı vardır

 

v     İnsanın esas ihtiyacı Tanrı ile kendisi arasındaki ayrılığın ortadan kaldırılı p kişisel bir ilişki kurulmasıdır.

 

  1. Yakup evleniyor ve çocukları oluyor (29-30.böl.)

 

(Yaratılış 29:1)  “Yakup yoluna devam ederek doğu halklarının ülkesine vardı”.

 

(Yaratılış 29:20)  “Yakup Rahel için yedi yıl çalıştı. Rahel'i sevdiği için, yedi yıl ona birkaç gün gibi geldi”.

           

A.     Yakup’un 12 çocuğu oldu ve ilerde İsrail Ulusu’nun oymakları bu çocukların soyundan oluşacaktır. Çocukların isimleri:

       

B.     Ruben—Şimon—Levi—Yahuda—İssakar—Zevulun—Yusuf—Benyamin -- Dan—Naftali—Gad—Aşer

           


 

C.     Tanrı insanlık için tasarladığı kurtuluş planından vazgeçmeyecektir. Kurtuluşu gerçekleştirmek için gelecek olan Kurtarıcı Yakup’un çok sevdiği Rahel’in değil, Rahel’in ablası Lea’nın rahminden gelecektir. (Bak: Yeni Antlaşma kesiminde Yahuda mektubu)

 

 

(Yaratılış 29:31-35) “RAB Lea'nın sevilmediğini görünce, çocuk sahibi olmasını sağladı. Oysa Rahel kısırdı.  Lea hamile kalıp bir erkek çocuk doğurdu. Adını Ruben koydu. “Çünkü RAB mutsuzluğumu gördü” dedi, “Kuşkusuz artık kocam beni sever.” Yine hamile kaldı ve bir erkek çocuk daha doğurdu. “RAB sevilmediğimi duyduğu için bana bu çocuğu verdi” diyerek adını Şimon koydu. Üçüncü kez hamile kalıp bir daha erkek çocuk doğurdu. “Artık kocam bana bağlanacak” dedi, “Çünkü ona üç erkek çocuk doğurdum.” Onun için çocuğa Levi adı verildi. Dördüncü kez hamile kaldı ve bir erkek çocuk daha doğurdu. “Bu kez RAB'be övgüler sunacağım” dedi. Onun için çocuğa Yahuda adını verdi. Bir süre doğum yapmad”ı.

 

(“Ruben”: “Bak, erkek çocuk!”

 “Şimon”: “Duyar”

 “Levi”: “Bağlılık” ve

 “Yahuda”: “Övgü” anlamına gelir.)

 

 

 

 

 

6. Yakup Tanrı’yla Güreşiyor.  (32:22-32)

 

(Yaratılış 22-32)  “Yakup o gece kalktı; iki karısını, iki cariyesini, on bir oğlunu yanına alıp Yabbuk Irmağı'nın sığ yerinden karşıya geçti. Onları geçirdikten sonra sahip olduğu her şeyi de karşıya geçirdi. Böylece Yakup arkada yalnız kaldı. Bir adam gün ağarıncaya kadar onunla güreşti. Yakup'u yenemeyeceğini anlayınca, onun uyluk kemiğinin başına çarptı. Öyle ki, güreşirken Yakup'un uyluk kemiği çıktı. Adam, “Bırak beni, gün ağarıyor” dedi. Yakup, “Beni kutsamadıkça seni bırakmam” diye yanıtladı. Adam, “Adın ne?” diye sordu. “Yakup.” Adam, “Artık sana Yakup değil, İsrail denecek” dedi, “Çünkü Tanrı'yla, insanlarla güreşip yendin.” Yakup, “Lütfen adını söyler misin?” diye sordu. Ama adam, “Neden adımı soruyorsun?” dedi. Sonra Yakup'u kutsadı. Yakup, “Tanrı'yla yüz yüze görüştüm, ama canım bağışlandı” diyerek oraya Peniel adını verdi. Yakup Peniel'den ayrılırken güneş doğdu. Uyluğundan ötürü aksıyordu. Bu nedenle İsrailliler bugün bile uyluk kemiğinin üzerindeki siniri yemezler. Çünkü Yakup'un uyluk kemiğinin başındaki sinire çarpılmıştı”.

 

A.     Yakup Tanrı ile karşı karşıya geldi. 

           

B.     Bu gece Rab Tanrı Yakup’a karşı geliyor ve bu karşılaşma Yakup’un hayatının dönüm noktası oluyor.

           

C.     Şimdiye kadar Yakup, Rab’bi zor günlerde ona  dua edilen yardımsever bir amca olarak tanıyordu.

a.)    Ama bu akş am Yakup en önemli bir dersi alacak.

b.)    RAB Tanrı Her Şeye Egemen, evrensel Hükümdardır.

c.)    Bu son derecede Kutsal Tanrı hiç kimseye hizmet etmiyor; her şey O’na hizmet ediyor.

           

D.  RAB, Yakup’a hayatın en önemli dersini vermeye geldi.

a.)    Tanrı onun hayatı üzerinde tamamen egemendir. Yakup, Tanrı’nın önünde zayıf, aciz ve yetersizdir.

b.)    Onun hayatının başarılı olup olmayacağı tamamen RAB’be bağlıdır.

           

E.      O gece RAB sayesinde Yakup’un hayatı çok değişti.

a.)    Yakup zor bir duruma düştüğünde her defasında kendi kendini kurtarmak için zeki bir plan kurar ve kendi gücüne dayanırdı.

b.)    Fakat RAB o gece sabaha doğru sadece Yakup’un uyluk kemiğinin başına çarptı ve Yakup’un uyluk kemiği çıktı.

 

Ø      Tanrı’nın isteği her zaman insan isteğine üstün geliyor.

 

Ø      Başımıza bir şey geldiğinde bazen “Rab niçin bana böyle oldu?” ya da “Rab, bu doğru mu?” diye sorarız.

 

Ø      Fakat Rab her zaman doğru ve adil olanı yapar. Bunu kabul etmeliyiz. 

 

 

a)      Yakup anladı ki kendisi bu Kişinin elindeydi çünkü her şey O’nun kontrolündeydi.

b)      Ondan sonra RAB’bi tutmaya başladı, çünkü bu Kişi’nin Rab olduğunu anlamıştı.

c)      Yakup yenildi ve ilk defa yalvarıyor ve kendisini alçaltıyor.  Çünkü bu sefer Tanrı’yı tutuyor ve O’nun bereketlemesini istiyor.

d)      O günden sonra Yakup topallamaya başlayacak ve her adımında kendisinin tamamen RAB’be bağlı olduğunu hatırlayacaktır.

 

7.      Yakup/Esav ve Tanrı’nın Seçimi

 

(Yarartılış 25:19-26) “ İbrahim'in oğlu İshak'ın öyküsü: İshak Aramlı Lavan'ın kızkardeşi, Paddan-Aramlı Betuel'in kızı Rebeka'yla evlendiğinde kırk yaşındaydı. İshak karısı için RAB'be yakardı, çünkü karısı kısırdı. RAB İshak'ın yakarışını yanıtladı, Rebeka hamile kaldı. Çocuklar karnında itişiyordu. Rebeka, “Nedir bu başıma gelen?” diyerek RAB'be danışmaya gitti. RAB onu şöyle yanıtladı: “Rahminde iki ulus var, Senden iki ayrı halk doğacak, Biri öbüründen güçlü olacak, Büyüğü küçüğüne hizmet edecek.” Doğum vakti gelince, Rebeka'nın ikiz oğulları oldu. İlk doğan oğlu kıpkırmızı ve tüylüydü; kırmızı bir cüppeyi andırıyordu. Adını Esav koydular. Sonra kardeşi doğdu. Eliyle Esav'ın topuğunu tutuyordu. Bu yüzden İshak ona Yakup adını verdi. Rebeka doğum yaptığında İshak altmış yaşındaydı”.

 

A.     Tanrı, bu öykü sayesinde, Kutsal Kitap’ta birçok yerde sözü edilen çok önemli bir öğretiyi bize aktarmaktadır:  Tanrı’nın lütfuna bağlı olan seçim!.

 

B.     Tanrı Yakup’u daha doğmadan önce seçmişti ve onunla antlaşma yapacağı kişi olduğunu önceden belirlemişti.

 

a)      Tanrı’nın Yakup’u seçmesi özellikle O’nun zengin lütfunu gösteriyor çünkü RAB kesinlikle Yakup iyi ve sağlam bir karaktere sahip olduğu için onu seçmedi.

b)      Yakup’un  hayatı, Tanrı’nın lütfuna bağlı olan seçimini açık bir şekilde gösteriyor.

c)      Babası İshak ve dedesi İbrahim için aynı şey geçerlidir. Onlar da sadece Tanrı’nın lütfu sayesinde seçildiler ve Rab’bi izlediler.

d)      Aslında Tanrı bu kişilerin karakterlerine bakarak onları seçti çünkü bizim gibi hepsi kötüydü.  Eğer Tanrı onları ve bizi seçmiş olmasaydı ümidimiz yok olurdu.

 

C.     Neden Esav değil deYakup seçildi? 

 

a)      Esav doğal olarak ilk doğan idi ve tüm haklar ona ait olmalıydı. Fakat Kurtarıcı onun soyundan değil ondan sonra doğan Yakup’un soyundan gelecektir.

b)      Tanrı, tamamen egemendie ve tüm yetkiye sahiptir. İstediği gibi davranma hakkına sahiptir.

c)      Aynı zamanda Kendi sınırsız bilgeliği içinde Kendi sebepleri var.

d)      Bu sebepleri anlamayabiliriz fakat kabul etmek zorundayız.

 

                             


 

D.     Eninde sonunda şu sonuca varma zorundayız: Tanrı’nın neden bazı kişileri seçtiğini araştırmaktansa, bizleri sonsuz sevgiyle sevmeye  karar veren Tanrı’yı yüceltelim. O’nun zengin lütfu için O’na nasıl şükredebiliriz diye düşünelim!

           

(Mezmur 144:3)  “Ya RAB, insan ne ki, onu gözetesin, İnsan soyu ne ki, onu düşünesin? İnsan bir soluğu andırır, günleri geçici bir gölge gibidir”.

 

(Rom. 11:33-36“Tanrı'nın zenginliği ne büyük, bilgeliği ve bilgisi ne derindir! O'nun yargıları ne denli akıl           ermez, yolları ne denli anlaşılmazdır! Rab'bin düşüncesini kim bilebildi? Ya da kim O'nun öğütçüsü olabildi? … Her şeyin kaynağı O'dur; her şey O'nun aracılığıyla ve O'nun için var oldu. O'na sonsuza dek yücelik olsun! Amin.”

 

 

8.      Özet olarak

 

Kutsal Kitap’a göre egemen Tanrı Kendi lütfunu göstererek istediği kişiyi seçer ve lütfunu gösterebilir. Tanrı, her şeyi yaratan Hükümdar olduğu için istediği kişiyi seçme hakkına sahiptir. Bu seçimin sebebini sadece Kendisi bilir.  Fakat bir şey kesindir: Bu sebep seçilen kişinin iyi, doğru veya büyük olmasından kaynaklanmıyor.  Her insan günahkârdır ve Tanrı’nın gazabını hakketmiştir.  Hem Yakup hem de Esav Tanrı’nın lütfunu hakketmemişlerdi. Tanrı, Kendisi ve Kendi sağlayacağı kurtuluş hakkında önemli bir gerçeği açıklamak istiyor:

 

Kurtuluş tamamen Tanrı’nın lütfuna dayanıyor.

 

 

EK BİLGİLER

  

Okumanız Gereken Kitaplar:

 

   Tanrı Öğretisi                                               Bruce Milne

İncil’in Özü                                                   F.F.Bruce

Hristiyanlığın Temelleri                             John Stott

           Vaat                                                                George Bristow

 

Kaset/CD ÜzerindeDinlemeniz gereken Kayıtlar:

Yakup ile Esav 01/ Yakup ile Esav 02...........Kamil Musa

 

İbrahim'in oğlu İshak'ın öyküsü:(25:19)

 

Bu soy Kutsal Kitapta sürekli izlenecektir. Daha sonra yine Kutsal Ruh'un verdiği esinle Matta, İsa'nın soy kütüğünü sıralarken "İbrahim'in oğlu İshak, İshak'ın oğlu Yakub diye devam edecektir". Soy kütüğünde sayılan adamların başka oğulları da olmuştur. İbrahim'in İshak'tan ayrı birçok oğulları olmuştu, ama yalnızca İshak'ın soyu izlenecektir. Yine İshak'ın Yahub diye bir oğlu bu soyu sürdürecektir, ama İshak'ın başka oğuları da olacaktır. Daha sonraları seçilen soy ile reddedilen soylar ara sıra karşılaşacaklar, ama bunlar ancak kısa karşılaşmalar olacaktır. İsa Mesih, Rab Allah'ın seçtiği bir soydan, İshak'ın soyundan dünyaya gelecektir.

 

İshak Aramlı Lavan'ın kızkardeşi, Padan-Aramlı Betuel'in kızı Rebeka'yla evlendiğinde kırk yaşındaydı.  İshak karısı için RAB'be yakardı, çünkü karısı kısırdı. RAB İshak'ın yakarışını yanıtladı, Rebeka hamile kaldı.(25:20,21)

 

Bu iki ayette İshak'ın duasına hemen yanıt verildiği izlenimi verilmiş olabilir, ama iyice incelersek göreceğiz ki İshak bir çocuk konusunda Rabbe dua ederken duasının yanıtını yirmi yıl içinde alabildi. Yirminci ayette diyor ki İshak, Rebeka ile evlendiğinde kırk yaşındaydı. Rebeka doğum yaptığında ise İshak altmış yaşındaydı. Yani yirmi yıllık bir bekleme süresi var burada. Detaylar verilmiyor. Sabırsızlık, hayal kırıklığı bekleyiş dönemleri anlatılmıyor, ama eminim ki kolay değildi. Duada Rabbi aramak, Onun isteğinin yerine gelmesi için çaba harcamak her zaman zordur. Yusuf peygamber, güçlü Şimşon ve Üstün Samuel peygamber gibi kişiler ancak gözyaşları, yakarış ve duada süreklilik sonucu dünyaya gelmişlerdir.

 

İlginç şekilde Rebeka, İbrah,m’in Eşi Sara gibi kısırdı. Dua sonucu oluşan hamilelik bir mucize niteliğinde görülmeli. Aynı zamanda bu hamilelik ayrılmalara ve çekişmelere yol açacaktır. Kutsal Kitap diyor ki

 

Çocuklar karnında itişiyordu. Rebeka, "Nedir bu başıma gelen?" diyerek RAB'be danışmaya gitti.(25:22)

 

Sözü edilen çekişme rahimde başlamıştı. İki bebek arasında başlayan çekişme daha sonra iki oğul arasında devam edecek ve onlardan türeyen iki ulusa yansıyacaktır. Bu gün dünyadaki insanların haline bakarken, uluslar arasında süre giden savaşları düşünürken çocuklar arasında ortaya çıkan çekişmelerden farksız olduğunu hemen görebiliriz. Ülkeler arasında çıkan savaşların nedeni bir fındık kabuğuna sığmaz. Sanki iki çocuk sen-ben kavgası ediyor. "Bu benim ide de sen aldın. Bu benim hakkımdı da hakkımı yedin" gibi sebepler. Uluslar çocukça davranıyor diyebiliriz, ama yine de ciddi bir sorunla yüzyüzeyiz. Neden? Çünkü ülkeler arasında çıkan savaşların sonucunda insanlar acı çekiyor, aileler dağılıyor gelecek kuşağın çocukları nefretle doluyor.

 

Rebeka'nın rahminde başlayan çelişki aslında karanlık güçler ile ışığın babası olan Rab arasındaki savaşın bir yansımasıydı. Ruh ile beden arasında süre giden savaşı gösteriyordu. Rebeka bunu anlayamadı. Neden böyle olsun? Yoğun dua sonucu Rebeka'nın yüzü gülmüşken neden Rahminde yoğun bir çelişki başlasın? Rebeka'nın Rab’den öğrenmek istediği işte buydu

 

RAB onu şöyle yanıtladı: "Rahminde iki ulus var, senden iki ayrı halk doğacak, biri öbüründen güçlü olacak, büyüğü küçüğüne hizmet edecek."(25:23)

 

"İki ayrı halk olacak" derken İbranicede daha kesin bir anlam ifade edilir. Yağ ile su birbirine karışmadığı gibi bu iki çocuktan gelecek olan iki halk da birbirine zıt, birbirine kaynaşamayan, birbirinden ayrı durmaya zorunlu kalacaktır. Bu ayrılık, uzlaşmazlık rahimde başlamıştı.

 

Demek ki rahimde başlayan çelişki evrensel boyutlara erişecektir. Burada dikkatle üzerinde durmak istediğim bir nokta var. Rab iki ulustan söz ederken sadece dünyasal ulustan söz etmiyordu. Daha sonra göreceğimiz gibi Rebeka'nın rahminden ikiz oğullar dünyaya gelecek ve ancak bunlardan biri, yani Yakub, Rabbin seçtiği soy olacaktır. Ama bu soydan İsa Mesih dünyaya gelecektir. Asıl savaş Mesih'in soyuna ait olan imanlılar topluluğu ile Şeytan arasında süre gidecektir. İşte bu nedenle, rahimde başlayan çekişme evrensel boyutlara erişecektir, dedim.

 

Resul Pavlus, Romadaki imanlılara Tanrı'nın seçilmiş soyu hakkında yazarken neden sadece İsrail’in bir ulus olarak seçilmiş olmadığını şöyle açıkladı:

 

Tanrı'nın sözü boşa çıktı demek istemiyorum. Çünkü İsrail'den olanların hepsi İsrailáğ) değildir. İbrahim'in soyundan olsalar bile, hepsi onun çocukları değildir. Ama, "Senin soyun İshak'la sürecek" diye yazılmıştır. Demek ki Tanrı'nın çocukları, olağan yoldan doğan çocuklar değildir. İbrahim'in soyu sayılacak olanlar, Tanrı'nın vaadine göre doğan çocuklardır. Çünkü vaat şöyleydi: "Gelecek yıl bu mevsimde geleceğim ve Sarâ'nın bir oğlu olacak."Bundan başka, Rebeka da bir erkekten, atamız İshak'tan ikizlere gebe kalmıştı. Çocuklar henüz doğmamış, iyi ya da kötü bir şey yapmamışken, Tanrı Rebeka'ya, "Büyüğü, küçüğüne kulluk edecek" dedi. Öyle ki, Tanrı'nın bir seçim yapmaktaki amacı, yapılan işlere değil, kendi çağrısına dayanarak sürsün. Yazılmış olduğu gibi, "Yakub'u sevdim, Esav'dan ise nefret ettim."(Rom 9:6-13)

 

Rabbin, "Büyüğü küçüğüne hizmet edecek" sözü daha sonra gerçekleşecek ve Yaratılış Kitabının 27. bölümünde gelişecek olan olaylara ışık saçacaktır. Bazen bazı olaylarda Rab Allah'ı sorgulamaya kalkarız. "Neden bu işi yaptı?" ya da "Neden bir ulusu seçti de öbürünü seçmedi?" diye küstahça sorarız. Tüm bilgiye sahip olan yüce Allah'ı bu şekilde sorgulama hakkına sahip değiliz. Evet birçok konularda sorular sormalıyız. Özellikle kendi yapımız, kendi eksiklerimiz hakkında soru sormak yerindedir, ama Rabbin kişileri ya da ulusları seçme konusunda söz hakkımız yoktur. Tanrı "Ben dilediğime acıyacağım, dilediğime de sevecenlik göstereceğim" diye istediğini yapmaya özgürdür. Neden yaptığını anlayamayız çünkü bizim anlayışımız kısıtlıdır. Rab ise her şeyi bilir.

 

Doğum vakti gelince, Rebeka'nın ikiz oğulları oldu.  İlk doğan oğlu kıpkırmızı ve tüylüydü; kırmızı bir cüppeyi andırıyordu. Adını Esav koydular.(25:24,25)

 

İsimler önemlidir. İlk doğanın adı Esav olarak belirlendi. Anlam olarak "Esav" kırmızı demektir. Kitabı Mukaddes Şirketinin gerçekleştirdiği çevride dip notlarda 'Esav' adının anlamı "tüylü" diye verildi. Orijinal İbranice sözcüklere bakalım. Tüylü sözcüğü İbranicede "sear" diye belirlenir. Esav ile sear arasında çok az bir benzerlik var. Bence Esav adı 'kırmızı' diye algılanmalı. Daha sonra bir çanak mercimek çorbası için ilk oğulluk hakkını kardeşine satacaktır. Bu olayda kızıl çorba için mirasını düşüncesizce harcayan bu adama "kızıl" anlamına gelen Edom lakabı takılacaktır. Evet, önce Esav,

 

Sonra kardeşi doğdu. Eliyle Esav'ın topuğunu tutuyordu. Bu yüzden İshak ona Yakup adını verdi. Rebeka doğum yaptığında İshak altmış yaşındaydı.(25:26)

 

İshak ile Rebeka evlendikten yirmi yıl sonra ikizler dünyaya geldi. Yakup, Esav'ın topuğunu eliyle tutar şekilde doğduğu için bu adı aldı. Yakub'un hayatında önemli bir şeydi bu. Hatta o kadar önemliydi ki Hoşeya peygamber Yakub'un kocaman hayatını iki satırla özetleyip, "Rahimde kardeşinin topuğuna sarıldı, erginlik çağında ise Rab ile güreşti" (Hoşea 12:3). Yakub'un hayatı gerçekten ilginçtir. Hoşea peygamberin yazdığı sözler onun hayatını ona verilen iki isim arasına sıkıştırır. Doğduğu zaman ona 'Yakup' adını verdiler. Daha sonra Rab ile güreştiği için ‘İsrail’ adını alacaktır. Bu ikinci adın anlamı ise "Allah ile dövüşen" demektir.

 

Yakup, ilk adının anlamına sadık bir şekilde kardeşinin topuğunu hiç bırakmadı. İlk oğulluk hakkını ve Esav'a düşen kutsamayı alıncaya dek kardeşinin peşinden gitti. Ne yazık ki Rabbin önceden verdiği vaat yerine geldiyse de Yakup bunu çok sinsi şekilde gerçekleştirdi.

 

Çocuklar büyüdü. Esav kırları seven usta bir avcı oldu. Yakup'sa hep çadırda oturan sakin bir adamdı.(25:27)

 

Şimdi bu iki kardeşin hayatını izleyeceğiz. Tabiat olarak birbirine ters! Aynı ana rahminde aynı zaman süresini paylaştılar. İkiz olarak doğdular, aynı evde yaşadılar, aynı anne babanın eğitimiyle büyüdüler, ama iki kardeş arasında en büyük farklara sahip insanlardı bunlar. Yalnızca ana rahminde çekişmekle yetinmeyip çatışmayı rahmin dışında da tüm şiddetiyle sürdüreceklerdir. Hayata bakış açıları farklı, yaşam tarzları farklı. Değişik düşüncelere sahip, olaylara yaklaşımları değişik. Bu iki kardeşe uzaktan baktığımız zaman, açık konuşmalıyım, Esav Yakup'dan daha çekici görünüyor. Ancak ileride göreceğimiz gibi dış görünüşe aldanmamalı. Esav'ın karakter yapısında müthiş bir bozukluğun farkına varacağız. Esav'ın iç hayatı o kadar çekici değildi.

 

Kutsal Söz, "Yakup sakin bir adamdı" diye yazar. Burada orijinal anlam tam olarak yansıtılmıyor. İbranicede 'tam' sözcüğü kullanıldı. Yani Yakup güvenilir, kendinden emin tam bir karaktere sahipti. Yani kendi çıkarları için güvenilir bir karakter tipindeydi.

 

Esav ise usta bir avcı olmuştu. Avcılık konusunda gereken en üstün bilgiye sahipti. Açık havayı, sporu seven bir tip. Bedenini geliştirmesini, onu beslemesini bilen ve her şeyden fazla buna önem veren birisiydi. Ancak ruhsal konularda ne istekliydi ne de bilgisi vardı. Daha sonra onun karakterini lekeleyen bu bozukluk ortaya çıkacaktır. İlk doğan oğul olarak bazı ruhsal ayrıcalıklara sahipti. En azından, eğer Esav ilk oğulluk hakkını yitirmemiş olsaydı, Rab İsa Mesih onun soyundan gelecekti. Ama ruhsal açıdan sezgin olmadığı için bu hakka hiç sahip olmayacaktır.

 


 

Kutsal Söz diyor ki,

 

İshak Esav'ı daha çok severdi, çünkü onun getirdiği av etlerini yerdi. Rebeka ise Yakup'u severdi.(25:28)

 

Buna neden şaşalım? Baba İshak erkekçe davranan oğlunu tabii olarak daha çok sevecekti. Bunun yanısıra, getirdiği av etinin tadı her zaman damağında kalırdı. Yakub'a gelince hanım evladı tipinde birisiydi. Annesinin göz bebeği! Bu da doğal bir şey çünkü Rebeka'nın dert arkadaşı olmuştu.

 

Aslında aile içinde böyle bir ortam yaratılmamalıydı. Kardeşler arasında sevgi ayırımı yapılmamalıydı. Kendi ailemizden biliriz. Baba ya da anne kardeşler arasında ayırım yapmaya başladığı anda sorunlar çıkar. Bir açıdan diyebiliriz ki bu iki kardeş ana rahmindeyken birbirine düşman kesilmişlerdi. Ama yine de anne baba bu durumu az da olsa düzeltebilirlerdi. Ben şahsen bu gelişmenin sorumluluğunu İshak'ın üzerine yüklerim. Aile reisi olarak her iki çocuğa da aynı sevgiyi göstermeliydi. Biliyorum, Esav, ilk doğan oğul olarak babasının yüreğinde önemli bir yeri fethetmişti, ama av etinin de İshak’ın üzerinde büyük bir etkisi vardı herhalde.

 

Yakup böyle bir ortamda varlığını sürdürebilmek için sinsi planlara başvuracaktır. Gerçekten sevimsiz bir karaktere sahip olduğunu göreceğiz, ama Rab onun bu karakterini zamanla düzeltecektir. Şimdi bu iki kardeşten hangisini sevelim? Dış görünüşüne baktığımızda Esav sevilecek bir tip. Ama hayatında Rab Allah için toplu iğnenin başı kadar yer ayırmıyor. Hep dünyevi zevklerle uğraşıyor. Yakup ise, tüm kurnazlığına, aşağılık düzenlerine rağmen ruhsal konular açısından Rabbe açık bir kişi. İnsan açısından sevimsiz, miskin bir karaktere sahip, ama Rab Allaha dönük potansiyeli müthiş.

 

Daha sonra göreceğiz. Yakub'un aşağılık karakteri altında altın külçe gibi bir kişiliği vardı. Yıllar boyunca Rab bu üst karakteri soyup altındaki değeri biçilemeyen İsrail'i ortaya çıkaracaktır. İleride yer alacak olayları okurken ondan iğreneceksiniz, onu pataklamak isteyeceksiniz, hatta yüzüne bile tükürmek gelecek içinizden, ama unutmayalım. Rab Allah, iyileri aramaya gelmedi. İnayetinin üstünlüğünü sergilemek için Yakup gibi en aşağılık birisini alıp onu altın gibi yapacaktır.

 

Yakub'un hayatını izlerken belki de kendimizi aynada görür gibi olacağız. Onun çeşitli düzenlerini alkışlar gibi olacağız, çünkü her birimizin içinde bir Yakup yatmaktadır. Acaba Rab bize de düzen verebilir mi? Bizi de saf altın gibi temizleyip pırıl pırıl ortaya çıkarabilir mi? Bence Rab bunu yapabilir. Yakup bizim hayatımızda olabilecek değişimin örneğidir.

 

Şimdi Esav ile Yakub'un arasında yer alacak olan bir olaya bakalım. Anne Yakub'u, Baba ise Esav'ı kayırıyor. Tehlike çanları zaten çalmaya başladı. Şimdi okumaya devam edelim:

 

Bir gün Yakup çorba pişirirken Esav avdan geldi. Aç ve bitkindi. Yakup'a, "Lütfen şu kızıl çorbadan biraz ver de içeyim. Aç ve bitkinim" dedi. Bu nedenle ona Edom adı da verildi. Yakup, "Önce sen ilk oğulluk hakkını bana ver" diye karşılık verdi.  Esav, "Baksana, açlıktan ölmek üzereyim" dedi, "İlk oğulluk hakkının bana ne yararı var?"(25:29-32)

 

Bu olayda her iki kardeşin karakteri ortaya çıkmaktadır. Sahneyi yeniden göz önüne getirelim. Esav avdan geliyor. Avlanmak hem yorucudur hem de iştahı açar. Bazı yorumcuların ileri sürdüğü gibi Esav açlıktan ölmüyordu. İbrahim gibi zengin bir adamın evinde değil oğulları, hizmetçileri bile açlık çekmezdi. Her zaman yiyecek bir şeyler bulunuyordu. Ancak Esav avdan geldiği zaman hazır yemek yoktu. Sadece Yakub’un hazırlamış olduğu çorba vardı. Esav o anda ne pahasına olursa olsun, iştahını kamçılayan o çorbadan yemek istiyordu. Unutmamalıyız ki Yakup evde oturmayı seven birisiydi. Bu olaydan anlaşıldığı kadar onun iyi bir aşçı olduğunu da görebiliriz. Şimdi karakter açısından Esav, sabırsız ve duygularıyla yönlendirilen bir tip olarak karşımıza çıkıyor. Yakup ise fırsat kollayıcı ve sinsi bir karaktere sahiptir. Kardeşinin davranışından, onun o anda çorbadan başka hiçbir şeyle ilgilenmeyeceğini anlamıştı. Fırsattan hemen yararlanmak istedi. O günlerde ilk oğulluk hakkı kişiye her açıdan “aile reisi” konumunu kazandırırdı. Miras açısından, İsrail’de uygulanan yasalara göre ilk oğulluk hakkına sahip olan oğul, öbüründen iki kat mirasa sahip çıkardı.

 

Yine o dönemde Hurlar arasında uygulanan yasalara göre, ilk oğullluk hakkının sadece bir kısmı öbür kardeş tarafından satın alınabilirdi. Bunun için üç dört koyun verilirdi. Esav’in durumunda sadece fiziksel bir miras söz konusu olmuyordu. Ruhsal miras vardı. Esav bunu bir iki kaşık çorba karşılığında satacaktır. Şimdi Esav ile Yakup arasındaki olaya bakalım. Bir yandan Esav aç mı aç. Gözleri mercimek çorbasından başka bir şey göremiyor. İlk oğulluk hakkının gelecekte ona sağlayacağı ayrıcalıkları düşünmüyor bile. “İlk oğulluk hakkının şu anda ne yararı var bana?” diye bunu hor görüyor. Aslında İbrahim’in zengin mirasından ayrı Rabbin verdiği kutluluk ve ruhsal miras vardı. İşte Esav bu mirası da hor gördü. İleriyi hiç düşünmedi. Esav ilk oğulluk hakkını biraz çorba karşılığında satacaktır. Bunu yapmamış olsaydı İbrahim’in soyunun aile reisi olarak onun soyundan vaad edilen Mesih dünyaya gelecekti. Ama Esav bunu hiç düşündü mü dersiniz? Hayır, hiç düşünmedi! Kuşkusuz Esav, İbrahim’in ailesi içinde anlatılanları dinlemişti. Rabbin verdiği vaatlerin önemini ve değerini kavramamış olsa bile bunları biliyordu. Kavramamasının nedeni, ruhsal değerlere önem vermemesiydi. Esav o anda ne aile reisi olmak ne de ruhsal soyun babası olmakla ilgileniyordu. Mercimek çorbası onun gönlünü fethetmiş, ondan başka bir şeyi düşünemez durumdaydı.

 

Esav-Yakup olayında bizim için gerçekten güzel bir ders vardır. Kendimize bazı sorular sormalıyız: Acaba biz de Esav gibi, şu anda bizi çeken dünyevi zevkler uğruna ruhsal değerleri hiçe sayıyor muyuz? Bir Mesih imanlısı olarak Rab bize de vaatlerde bulundu. Bu vaatleri korumak, onlara sadık kalmak bize düşen bir görevdir. İbranilere mektubunun yazarı, imanlı hayatımızın nasıl yaşanması gerektiğini açıklarken şöyle yazdı: “Bütün insanlarla barışı arayın ve kutsallığı amaçlayın. Bu olmaksızın hiç kimse Rab'bi görmeyecek”. Bunu yazdıktan sonra bu Esav olayına değinerek şöyle dedi: “Esav gibi erdemsiz ya da ruhsallığa saygısız biri türemesin. Bu adam kendisinin olan ilk-oğulluk hakkını bir öğün yemeğe karşılık sattı” (İbr.12:14,16).

 

Bazı kişiler tanıyorum, Rabbin Müjde’sini duyduktan  sonra Rab İsa Mesih’i izlemeye karar verdiler, ama yaşam tarzlarına bakarsınız, dünyaya ait kişilerden farksız yaşıyorlar. Dünyanın sunduğu her zevke dört elle sarılıyor ve ruhsal değerleri umursamıyorlar. İmanlı hayatı böyle yaşanamaz. Esav daha sonra bu hareketinden pişman olacaktır. Yine İbraniler mektubunun yazarı bunu dikkatimize sunarken Esav hakkında şöyle yazdı: “Biliyorsunuz, sonradan kutsanma mirasını almak isteyince geri çevrildi. Gözyaşları dökerek onu aramasına karşın, yaptığı işten dönme olanağını bulamadı” (İbr 12:17). Esav ilk oğulluk hakkını Yakub’a satarken önemsiz bir alışveriş olmuyordu. İlk oğulluk hakkını geri alınamaz şekilde elden çıkarmıştı. Bu olay bizim için bir ders olmalı, çünkü Rabbin verdiği vaatleri sürekli hor görürsek Onun bize vermek istediği bereketlerden mahrum kalacağız.

 

Bu olayda Yakup tümüyle suçsuz değildi. Evet, ruhsal değerlere Esav’dan daha çok önem veriyordu, ama kalleşlik etti. Eminim ki hayatı boyunca kardeşine oynadığı bu oyun onu rahatsız edecektir. daha sonra göreceğimiz gibi Yakub’un oynadığı oyun başkalarınca kendisine de oynanacaktır. Kayın babası Laban onu kandıracaktır. Rebeka hamileyken doğacak olan ikizler hakkında Rabden bir söz gelmiş ve “Büyüğü küçüğüne hizmet edecek” diye durum önceden belirlenmişti. Ancak şunu söylemeliyim ki Rabbin önceden söylediği yerine gelsin diye Rab asla Yakub’un yaptığını onaylamadı. Yakup, kardeşinin zayıf bir anında onu gafil avlamış ve ilk oğulluk hakkını elinden almıştı. Daha sonra göreceğimiz gibi ilk oğulluk hakkı annesi Rebeka’nın kurduğu sinsi planlarla Yakub’a geçecektir.

Bu noktada “Acaba Allah, Kurtarıcı Mesih’in geleceği soyu sürdürmek için neden böyle bir adamı seçti?” diye sormak doğaldır sanırım. Ben şahsen bunun cevabını öğrendim diyebilirim. Rab benim gibi günahlı bir insanı alıp da İsa Mesih’te yepyeni bir yaratık yapabildiğine göre bize bir örnek olsun diye Yakub’u da seçti ve onun hayatında böyle bir iş yaptı. Aslına bakacak olursak birçok yönden hepimiz Yakup gibi sinsi ve hilekâr bir karaktere sahibiz. Rab bizi çağırdığı zaman günahlarımız içinde Ona gideriz. Mesih’in kanı bizi her günahtan temizler ve bize yepyeni bir karakter verir.

 

Yakup, günümüzde karşılaştığımız birçok insan gibi kendi işini kendisi görmeye alışık bir adamdı. Belli amaçları vardı ve ne pahasına olursa olsun bunları kendi gücüyle elde edecekti. Yani Esav’dan o kadar farklı değildi. Ama yine de bir fark vardı. Esav Rabbin vaatlerini hor görmüştü. Dünyevi zevkleri elde edebilmek için ruhsal değerleri harcamaktan çekinmedi. Yakup ise ruhsal değerleri istiyordu, ama bunları kendi gücüyle, kendi kurnazlığıyla her ne pahasına olursa olsun elde etme amacındaydı. İşte fark burada! Esav ilk oğulluk hakkını sattı ve daha sonra pişmanlık gözyaşları döktü, ama tövbe ettiğini sanmıyorum. Daha sonra göreceğimiz gibi Yakup da kardeşine karşı yaptığı oyundan utandı, ama ruhsal değerleri elde etme hırsı ancak son aşamada Rab tarafından kırıldı. İleride Yaratılış kitabının 32. bölümünde görebiliriz ki Yakup ruhsal değerleri ve Rabbin kutsamasını elde etmek için onunla dövüşecektir. Sonunda Rab Yakub’un uyluk kemiğinin başına vurup onda kalıcı bir aksaklık bırakacaktır. Sanımca bu olaydan sonra Yakub’u her zaman dürten o kazanma hırsı kırılacaktır. Ancak bu olayda Yakup her şeyi kendi gücüyle ve kendi zekâsıyla elde edebileceği kanısındadır. Esav mercimek çorbası istedi, mercimek çorbası yiyecekti, ama çorba ile birlikte hayatının en büyük hatasını yapmış olacaktır. Kutsal söz devam edeip şöyle yazar:

 

Yakup, "Önce ant iç" dedi. Esav ant içerek ilk oğulluk hakkını Yakup'a sattı. Yakup Esav'a ekmek ve mercimek çorbası verdi. Esav yiyip içtikten sonra kalkıp gitti. Böylece Esav ilk oğulluk hakkını küçümsedi.(25:33,34)

 

Evet, küçük bir olay, ama büyük sonuçlara yol açan bir olay. “Esav ilk oğulluk hakkını küçümsedi” diye yazıldı. Burada “hor gördü” demek daha iyi olur sanırım. Bu bölümün sonunda gelecek olayların sahnesi hazırlanmaktadır. İshak halâ olayların od noktasındadır, ama herkes gibi o da bu dünyadan ayrılacaktır. Onun soyunu sürdürecek olanlar yaşam savaşı verecekler. Onların yaşamları ise bize ders olacaktır. Rab bu olaylar aracılığıyla bize konuşmakta, Esav gibi olmamamızı bize duyurmaktadır. Aynı zamanda Yakub’u da bir örnek olarak bize gösteriyor. Ruhsal değerlerin ardından hırsla gitmemizi istemiyor. O zaten bize tüm ruhsal değerleri İsa Mesih’te armağan etmek ister. Ancak her şey Onun zamanlamasına göre olmalıdır.

 

Mesih imanlıları olarak Rab bize Kutsal Ruh’undan armağanlar verir. Bu armağanları yine Onun yüceliği için kullanmamızı ister. Hırsla bu armağanları elde etmek için sinsi planlara baş vurmamıza gerek yoktur. Sırası geldikçe Rab bize en yararlı değerleri verecektir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

       


Warning: require(../tiranus/webdesign.php) [function.require]: failed to open stream: No such file or directory in /home/.outlet/tiranus/tiranus.org/tiranus/dersler/ders11notlar.php on line 1190

Fatal error: require() [function.require]: Failed opening required '../tiranus/webdesign.php' (include_path='.:/usr/local/php5/lib/php:/usr/local/lib/php') in /home/.outlet/tiranus/tiranus.org/tiranus/dersler/ders11notlar.php on line 1190